Cumhuriyet gazetesi 100 yaşında

15 Mayıs 2024 Çarşamba

Cumhuriyet gazetesindeki ilk yazım 16 Haziran 1991’de yayımlanmıştı. “Karanlıkla Işık İçiçe” başlığını taşıyordu. Tam otuz üç yıl önce, 19. İstanbul Festivali’nin açılışında yorumlanan Ahmet Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu anlatmıştım. 1991, Yunus Emre yılı ilan edilmişti. Saygun da o yılın 6 Ocak tarihinde ölmüştü. Şef Aleksander Schwing İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nı yönetiyordu. Solistler soprano Zehra Yıldız, mezzo Jaklin Çarkçı, tenor Lütfiyar İmanov ve bas Ayhan Baran’dı.

Geçen hafta 100. yıl kutlamaları yapılırken birden kendimi bu gazetenin en eski yazarları grubunda görmekle önce şaşırdım, sonra kıvanç duydum. “Allegro” sütünumda nice konser izlenimi yazmış, nice genç sanatçı için ilk eleştiriyi yapmış, çağdaş Türk müziğinin nice yapıtını tanıtmıştım. Hele İstanbul Festivali yaklaştı mı başka bir telaş alır, kimleri konser öncesinde tanıtacağım, kimlerle söyleşi yapacağım diye bir düzen kurardım. Aynı şekilde, Ankara, İzmir, Eskişehir, Mersin, Aspendos festivallerine gidip o izlenimlerimi de okurlarımla paylaşırdım. Bir yandan da Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de düzenlediğim konserlere bu festivallerden sanatçı seçerdim. Otuz üç yıl içinde en soyut bir o kadar da en somut yazıyı Uğur Mumcu cinayetinin ardından yazdım. O yazı kocaman bir çığlıktı. Fluxus akımındaki gibi. John Cage’in “4’33” adlı “sessiz” yapıtı gibi. Dosyalarımı karıştırdıkça daha ne ilginç yazılar çıktı karşıma. Bunların hepsini yazan ben miydim!? Hâlâ her hafta sonu çarşamba yazımı yetiştirmek için kaygı yaşayan da ben mi?

Ne yazık ki geçen hafta gazetemizin CRR’deki 100. yıl kutlamasına katılamadım. Henüz Ankara festivalinin kapanışından dönmüştüm, yetişemedim. Gazetemizin 100. yaşı kutlu olsun.

BİF0, NİSAN AK VE ZEE ZEE

BİFO’da mevsimin kapanış konserini şef Nisan Ak yönetti. İzleyiciyle sıcak bir ortam kurması ve seçtiği programda Emilie Mayer (1812- 1883) ve Ludwig Farrenc (1840- 1875) gibi tarihin derinliklerinden iki kadın besteciyi çaldırtması, sahnede yapıtların birbiriyle ilişkisi üstüne açıklamaları ona ayrıcalık kazandırdı. Aslında bu konser için dünyaca tanınmış bestecimiz Zeynep Gedizlioğlu’na ısmarlanan bir yapıtın ilk seslendirisi yapılacaktı ama yetişememiş. Gelecek mevsimin açılışında çalınması umuduyla Zeynep’e esin perileri yardımcı olsun. Konserin programına tam da Anneler Günü kutlamaları yaklaşırken iki kadın besteci alınması hoştu.

Aslında bizim dinleyicimiz tanımadığı bir besteci ile tanışmanın heyecanını değil, telaşını yaşar. Üstelik bir değil iki besteci, üstelik ikisi de kadın! “Neyse ki Beethoven ile Grieg var programda, neyse ki piyanist de çok ünlü” gibilerden kendilerini avutuyorlardı. Nisan yaptığı açıklamalarla, her iki kadın besteciyi de Beethoven ile ilişkilendirerek ne kadar Beethoven’a benzediklerini anlattı. Çinli piyanist Zee Zee’nin halen Alfred Brendel ile çalıştığını öğrendik. 93 yaşındaki Brendel’ın artık öğrenci almak istemediğini biliyoruz. Ancak Zee Zee ne kadar parlak ki onun bilgisinden ve deneyimlerinden yararlanabiliyor. Edward Grieg’in konçertosunda ellerinin tuşlar üstündeki akıcılığı müthişti.

Konser bittiğinde dinleyicilerin tanımadıkları besteciler için telaşı geçmişti. Hatta hepsini de pek beğendiklerini söylüyorlardı.

Ah Einstein: Önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur, dememiş miydi?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları