Wagner ve Richard Strauss’a saygı

30 Kasım 2022 Çarşamba

BİFO’dan çok görkemli, çok “asil” ve az bulunur bir program dinledik. Tenor Daniel Behle, şef Thomas Rösner yönetiminde, Richard Strauss’tan liedler ve Wagner’den opera aryaları söyledi. Şarkıların arasında her iki besteciden de orkestra için serenad, intermezzo, uvertür ve prelüd gibi kısa parçalarla BİFO da kendi senfonik gücünü kanıtladı. Daniel Behle eşlikte de senfonik yapıtlarda da çok nitelikli bir şefti. 

Romantizmin son döneminde yaşayan Richard Wagner’in uzun süreli operaları insanın tutkularını ve duygularını alevlendirir. Wagner, Alman operasının en büyük bestecisi ve 19. yüzyıl müzik tarihinin dönüm noktasıdır. Onun için müziğin görevi, dramatik anlatıma hizmet etmektir. Bütün operalarının librettosunu da kendisi yazmıştır. Kimi dönem Wagner müziği çok gürültülü, hatta rahatsız edici olarak düşünülmüştür. Ancak 19. yüzyılın sonunda onun etkisinde kalmayan besteci yok gibidir. İşte Richard Strauss: Kendi dramatik dili içinde bir çağı diğerine (Romantizmi post Romantizme) aktarırken Wagner etkisini de sergiler. Senfonik şiirleri operalar kadar “ekspresyonist (anlatımcı)”tir. Salome Operası, Elektra, Güllü Şövalye, Naxoslu Ariadne, Intermezzo ve Arabella gibi operaları post Romantizmi opera sahnesinde örnekler.

BİFO, post Romantizmin ağdalı müziğindeki ses dinamiklerini incelikleriyle işledi. Sanki bu üstün nitelikli konseri İstanbul Zorlu PSM’de değil de bir Viyana salonunda dinliyormuş gibiydik. 

KONSERVATUVAR ÖĞRENCİLERİ NEREDE?

Merak ettiğim iki konu var: Bu konserleri konservatuvar öğrencileri ve başka orkestraların üyeleri dinleyici olarak izliyor mu acaba? Konservatuvar öğretmenleri giderek zenginleşen İstanbul’un iki yakasında ne var ne yok araştırıyorlar mı? Müzik öğrenmek yalnız derste verilen ödevi yerine getirmek değildir. Öğretmen İstanbul’daki salonların programlarını izliyorsa her hafta öğrencilerine seçenek sunabilir. Diğer orkestraların üyeleri de meslektaşlarının değişik şeflerin bageti altında nasıl çaldığını merak ediyordur herhalde.

Bizim öğrencilik yıllarımızda elimizin altında akıllı telefonlar veya bilgisayarımızdan ulaşabileceğimiz program notları yoktu. Program kitapçığı önceden basılmış olurdu. Konsere erken gidip onu okur, incelerdik. Zaten önemli konserler için sabah erkenden bilet kuyruğuna girip ikinci balkonda yer bulabilmişsek bunun da keyfini çıkarırdık. Ben sonradan öğrencilerime ara sıra toplu bilet bulur ve değişik salonlarda onları konsere götürürdüm. Konser programını da önceden tanıtırdım. Ertesi ders ise onların yorumlarını konuşurduk. Aklım sıra bilinçli dinleyici yetiştiriyordum! Tam barok dönemi işlerken Cemal Reşit Rey Salonu’nda bir Vivaldi programı buldum. Bestecinin “Saka Kuşu” başlıklı flüt konçertosu da çalınacaktı. Önceden sınıfta çocuklara: “Bu eseri dinlerken gözlerinizi kapatın, flütün gizemine kapılın” demişim. Saka Kuşu başladı: Ben sıra başında oturuyorum. Bir de baktım bütün bir sıra flütün akışına uymuş ve gözlerini kapatmış öyle dinliyor. Artık bu inceliği uygulayan, öğretmeninin öğütüne harfiyen uyan öğrenciler var mı? Varsa da onların ellerindeki akıllı telefonlar baskın çıkacaktır: Ya flütçünün resmini çekecekler ya da gelen iletilere bakacaklardır. Neyse, gençlik konsere gelsin, o koltukta otursun da telefonuyla oynasa da (kulaklarını tıkamadıkça) müzik bir yol bulup içeri girecektir.

AYDIN GÜN ANILIYOR

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Türkiye’de operanın kurucusu, rejisör ve tenor Aydın Gün’ü 6 Aralık 2022 akşamı, vefatının 15. yılında, Süreyya Operası’nda anacak. Aydın Gün (1917-2007)’ün 1959’da İstanbul Şehir Operası’nı kurması; yıllar boyu hem yönetici hem sahne sanatçısı olarak emek vermesi; sonradan İKSV İstanbul Müzik Festivali’ndeki 20 yıla yakın çok yönlü işlevi; Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki sanat yönetmenliği ve Yapı Kredi Kültür Sanat’taki sanat danışmanlığı sırasında bu kurumlar gerçekten de parlak dönemlerini yaşadılar. Yalnız müzik ve sahne sanatları değil, görsel sanatları ve klasik Türk müziğini de göz ardı etmemişti. Türkiye’deki sanat kurumlarını dünyanın bir başka merkezinden farklı görmezdi. Düzenlediği programlar, doğru bir önseziyle seçtiği yerli-yabancı sanatçılar ve her çalıştığı kurumda oluşturduğu disiplinle nitelikli sanatın ciddi bir iş olduğunu kanıtlamıştı.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları