Yeni yıllar eskirken

30 Aralık 2020 Çarşamba

Benim İsviçreli bir yengem vardı. 1920’de İstanbul’a gelin gelmişti. Hatırladığım en uzak çocukluk günlerimden kalan anılarda her yıl 24 Aralık gecesi bizim kocaman ahşap evimizin orta katında Anita yengenin Noel’ini kutlamamız vardır. Büyük bir noel ağacı, altına rengârenk paket kâğıtlara sarılmış ve herkesin ismiyle etiketlenmiş armağanlar konur. Aileden birisi Noel Baba kıyafetine girmiştir. Küçük çocuklar onu bir türlü tanıyamaz, heyecan yaşarlar. Sonra yengemin İsviçre usulü baharatlı pilavı eşliğindeki kestaneli hindisiyle salondaki kocaman masanın etrafına diziliriz. Becerikli bir bey o hindiyi kesip porsiyonlara ayırır ve kırmızı şarap eşliğinde yemek yenir, ardından elmalı ve tarçınlı strudel ve çikolata soslu kestane püresi gibi çeşitli tatlılar gelirdi.

Bu arada uzunçalar plaklarda çalınan kimi hüzünlü kimi neşeli Noel şarkıları kalmış kulağımda. Onların arasından bir Ave Maria’nın Gregoryen şarkısı olduğunu, bir “Dixit Dominus”un Monteverdi’nin Noel vesper’i (akşam duası) olduğunu, “mum ışığı” karolünün ortaçağdan kalma bir dans olduğunu, Noel gecelerinde Handel’in Mesih’inin son bölümü “Hallelujah” söylenirken bütün kiliselerde dinleyicilerin ayağa kalktığını, org sesinin ruhani eşliğindeki Noel oratoryosunun Saint-Seans’a ait olduğunu ve görkemli koroların söylediği o çok ünlü Noel oratoryalarının tarihin büyük bestecisi Johann Sebastian Bach’a ait olduğunu, ben zaman içinde öğrenecektim. Bunları ilk kez bizim evdeki Noellerde duyduğumu anımsayacaktım.

Yengem 105 yaşında öldü. Uzun yıllar armağanlarıyla, şaraplarıyla, aileye katılan genç damatların Noel babalık deneyimleriyle ve bu müzikle onun Noel’i kutlandı.

Yeni yıl coşkusu

Öte yanda aynı ahşap evin üst katında yaşayan bizim aile de yılbaşı gecesi toplantıları yapardı. Bu Noel gibi sadece aile fertlerine değil, eş dosta açık bir davetti. Gece saat 24.00 olduğunda ışıkların söndürülüp balonların patlatıldığı, herkesin bu kez şarap değil rakı içtiği bir başka kültürün ailesiydik. Önden çerkeztavuğu, Rus salatası, yaprak dolması, tarama, kırmızı soğanlı lakerda, gül börek; ardından stragonof ve çilav, sonunda da balkabağı tatlısı veya revani gibi tatlılar yenirdi.

Ve alaturka şarkılar söylenirdi.

O şarkılar klasik Türk müziğinin yakın dönem şarkılarıydı. Gizemli bir hava değil, neşeli bir ortam getiren ezgiler birbirine bağlanırdı. Hatta arada radyo da açılır Mustafa Kandıralı ve arkadaşları veya Şükrü Tunar ve arkadaşlarından oyun havalarının coşkusu eserdi. Sofrada sohbet uzarken Mustafa Seyran’dan “Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak”; Hacı Faik Bey’den “Nihansın Dideden”, Erol Sayan’dan “Geçmesin günler haftalar aylar mevsimler yıllar/ Zaman sanki bir rüzgâr ve su gibi aksın”. Ya da bir türkü: “Kaleden kaleye şahin uçurdum, balam, Ah ile vah ile ömrü geçirdim” nameleri gecenin şenliği olurdu. Sonra büyükler ve gençler bir arada tombala oynarlardı. Büyükler daha geç saatlerde bezik oynamaya otururlardı. Saat 24’e doğru başka bir heyecan da milli piyangonun çekilmesiydi. Yine radyo başında herkes büyük ikramiyenin kendisine çıkacağının hayalini kurardı.

Çocukken aralık ayının sonunu iple çekerdim, önce Noel daha sonra da yeni yıl eğlencesi gelsin diye.

Şimdi yeni yıllar geliyor, eskiyor ve gidiyorlar. Şarkılar ve müzik ise hiç eskimiyor. Bütün okurlarımın yeni yılını kutlar, sağlıklı, neşeli, bol müzikli ve yaratıcı bir 2021 dilerim.

Özür: Geçen haftaki yazımda yer alan Wozzeck, Alban Berg’in eseridir. Yanlışlıkla Webern yazılmış.


Yazarın Son Yazıları

Yeni yıllar eskirken 30 Aralık 2020
Kayıtlardaki emekler 23 Aralık 2020
Kadife sesler 16 Aralık 2020
Başkentte müzik zirvesi 2 Aralık 2020
Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020