Zehra’nın acıklı öyküsü

10 Aralık 2020 Perşembe

Yaşamının son bir haftasını opera dağarcığının en ağır temsilleriyle tamamlamıştı. 10 Aralık sabahı komaya girdi ve 12 Aralık’ta o çok sevdiği sahnesine veda etti. Oysa 11 Aralık’ta İstanbul’da oynayacağı Tosca için biletler haftalar öncesinden tükenmişti.

Zehra ile son kez söyleşimizde onun çocukluğundan başlamış ve sonraki bir dolu planına değinmiştik. Onu ilk Desdemona rolüyle izlemiştim. Senta, Salome ve Aida ile doruğa vardığı günlerdi.

Bu başarılarınla çok mutlu olmalısın değil mi?

“Yok, hep bir özeleştiri içindeyim. Doruk denen yere yaklaştıkça yetersiz yönlerini daha iyi görüyorsun. Ses tekniğiyle, ses rengiyle, cümle kurgularıyla daha çok oynayabilirim. Bunları temsilde, sahne üstünde keşfediyorsun.”

Babası bir yarbaymış. Her biri başka kentte doğan üç erkek çocuktan sonra Eskişehir’de aileye Zehra da katılmış. Annesi piyano çalarmış, baba da müziğe meraklıymış. Her sabah çocukların başucundaki radyoda onları klasik müzikle uyandırırmış.

“Nilüferhatun İlkokulu’nda keman çalardım, öğretmenim konservatuvara girsin demişti, kimse üstünde durmadı. Sonra Nişantaşı Kız Lisesi’ni ve Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim ve konservatuvarın şan bölümüne başladım. İtalya’daki bir yarışmada 45 soprano arasından ilk beşe girince kendime güven geldi. İşte orada opera sanatçısı olmaya karar verdim.”

Sonra ses rengini konuşmuştuk: Senin sesin “genç dramatik veya lirik dramatik” olarak niteleniyor. Bazı sanatçılar kendi ses rengine ait olmayan rolleri de seslerine uyarlıyorlar.

“Kesinlikle böyle bir hata yapmak istemem. Ancak kendi ses rengimin rollerini oynarım.”

Seyircinin nefesi sahneyi çok etkiliyor olmalı.

“Seyirciyle karşılıklı bir elektrik yaşanır. Hatta bazen, çalışma odasında zorlandığım şeyler, sahneye çıkınca sanki karşılıklı bir diyalog gibi doğallaşır.”

Eşin de bir operacı: İstanbul Devlet Operası’ndan tenor Süha Yıldız.

“İyi ki de operacı. Yoksa başka meslekteki biri nasıl anlar bir operacının sorunlarını! Yanımda devamlı beni anlayan ve her an eleştiren bir dostum var.”

Sopranolar kaprisli olur derler

“Kesinlikle olmadık kaprislerim yok. Kendi kendime üzülüp uykularımı kaçırırım. Ama sahnede giysimle, perukamla, makyajımla çok rahat olmalıyım. Bunlardan birisi rahatsız ederse tedirgin olurum.”

Zehra Yıldız, sahneye hâkimiyeti, sesini kullanmada ve teatral yöndeki ustalığıyla da dikkatleri çekiyordu. Sade yaşamında, kendini yalnız operaya adamış, medyanın kolay yolundan geniş kitlenin ünlüsü olmaya kapılarını kapatmıştı. Yaşamının son bir haftasını Tosca (İstanbul), Salome (Schiwerin) ve Fidelio (Heidelberg) gibi opera dağarcığının en ağır temsilleriyle tamamlamıştı. 10 Aralık sabahı komaya girdi ve 12 Aralık’ta o çok sevdiği sahnesine veda etti. Oysa 11 Aralık’ta İstanbul’da oynayacağı Tosca için biletler haftalar öncesinden tükenmişti.

Ölümünün ardından Süha Yıldız’ın öncülüğünde bir vakıf kuruldu. Amaç, genç şancıları sahneye hazırlamak, yeni Zehra’lar yetiştirmekti. 23 yıldır yapılan Zehra’yı anma gecelerinde sürekli yeni isimler sahneye çıktı ve bazıları dünya sahnelerinin ünlüsü oldu. Zehra için bu yıl hazırlanan programlarda onunla çalışan şefler, solistler, korrepetistler, rejisörler, sahneyi paylaştığı sanatçılar, onun hakkında yazanlar ve izleyicilerin konuşmalarını, Zehra’nın görüntüleri eşliğinde aşağıdaki link’ler üstünden bedelsiz olarak izleyebilirsiniz. İlki 12 Aralık’ta saat 20.30’da yayımlanacak.

https://www.youtube.com/channel/UCYKh6ol5UOMmRP4O7TOAsgw/

https://www.instagram.com/zehrayildizkulturvesanatvakfi/


Yazarın Son Yazıları

Yeni yıllar eskirken 30 Aralık 2020
Kayıtlardaki emekler 23 Aralık 2020
Kadife sesler 16 Aralık 2020
Başkentte müzik zirvesi 2 Aralık 2020
Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020