Hüseyin Baş

Yeşil Sahada Kan İzleri...

06 Şubat 2012 Pazartesi
\n

\n

Le Monde gazetesinin muhabiri tarihte eşine benzerine rastlanmayan futbol faciasını maçlara özgü bir biçimde dile getirmiş: Ev sahibi Port Said takımı Kahireli ezeli rakibini üçe karşı bir golle yenilgiye uğratmıştı. Ne ki bilanço salt bu net sonuçla bitmemiş ve kısa sürede skora 74 ölü, bini aşkın yaralı da eklenerek futbol tarihinin en kanlı olaylarından biri, belki de ilki yaşanmıştır.

\n

Bu skor, kuşkusuz futbola yabancıdır. Daha çok karşılıklı küfürleşmeler, karşıt taraftarların yenilgiye öfkelenerek koltukları yakmaları, bazen de arbedeye varan çatışmalar maçların neredeyse olmazsa olmazları arasındadır. Ama Port Saiddeki futbol maçı değil, tam bir futbol meydan muharebesidir. Bu niteliğiyle de futbolu rakip takımlar arasında oynanan zevkli bir oyun olmaktan çıkarıp kanlı savaş oyunları arasına katılmasını sağlamıştır. Aslında burada sorumlu olanın futbol olmadığı bilinmektedir. Sorumlunun politika olduğu kimse için sır değil. Port Said meydan muharebesi bir bakıma Tahrir Meydanında kokuşmuş dikta rejimine karşı çıkan gençlerle, dün diktatör Hüsnü Mübarekin bugün onun yerini alan suç ortağı askeri rejimle devrimlerine el konulan demokrasi yanlısı gençler arasındaki amansız savaşın devamıdır.

\n

Ayrıca Port Said olayının kabaca tasarlanmış bir komplo olduğu da kimsenin saklısı değil. Rakip takımı bire karşı üç golle yenilgiye uğratan ev sahibi takımın (El-Masri) rakibine öldüresiye saldırması, eşyanın tabiatına uygun değildir. Komplonun kanıtları, kuşkusuz salt bununla sınırlı değil. Bir kez bu tür gerimli maçlarda çıkması olası çatışmalara karşı donanımlı ve deneyimli güvenlik güçlerinin sözü edilen maçta stada girenlerin üzerlerini aramamaları, kanlı olayların başladığı ve tüm şiddetiyle devam ettiği sürece çatışmaya zerrece müdahale etmemeleri, dahası ortalıkta görünmemeleri düşündürücüdür. Bu tür maçları kaçırmayan vali ve yerel güvenlik şefinin bu kez maçı izlemeye gelmemeleri de komplonun kanıtları arasında sayılmaktadır. Ayrıca düpedüz boğazlanarak öldürülen misafir takım taraftarlarının (El Ehli) büyük çoğunlukla olayın kurbanları arasında yer alması, komplonun planlayıcılarının kimler olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır. Bu yüzden, Mübarek diktasının suç ortağı askeri rejimin iktidarı bırakmak niyetinde olmamasına karşın Kahire takımının, Tahrir Meydanında Tantayunun askeri diktasına amansız savaş veren ve ultralar diye adlandırılan gençlerin, her fırsatta askerlerin yönetimden uzaklaştırılmasını savunmalarının intikamı olarak görenlere hak vermemek olası değil. Bu yüzden askeri rejim örgütlü Müslüman Kardeşlerle ittifak halinde devrimleri askerler tarafından gasp edilen Tahrir direnişçilerinin özellikle de Port Said komplosundan sonra askeri rejime ve yeni müttefiki dinci Kardeşlere karşı demokrasi savaşımını sürdürmeye devam etmeleri kimse için şaşırtıcı olmayacak.

\n

Ancak demokrasi savaşçılarının, sözünü ettiğimiz yeni gelişmeler göz önüne alındığında işleri de kolay olmayacak. Batının anlı şanlı özgürlük ve demokrasi güçleri Libyada Kaddafiyi güç kullanarak bertaraf etti. Buna karşılık demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin zerresinin gerçekleştirilmesini dayatamadılar, daha doğrusu dayatmak istemediler. Yaptıkları bunun tam tersi oldu; ülkeye şeriat düzeninin gelmesinin önünü açtılar. Mısırda ve Arap Baharının beklentisi içinde olan tüm Mağrip ülkelerinde bırakınız demokrasiyi, insan hakları ve özgürlükleri, dincilerin iktidara gelmelerinin yolunu açarak çağdışı ve karanlık bir dönemin kaldığı yerden yeniden başlamasının yolunu açtılar. İşlerine gelen buydu. Demokrasi ve özgürlüklerin önündeki engeller, artık bir değil, birden fazla.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Tunus Nereye?.. 12 Mart 2012