İlhan Selçuk

Nadir Nadi'yi Anarken...

18 Ağustos 1998 Salı

PENCERE

Nadir Nadi’yi Anarken...

Nadir Nadi, yedi yıl önce ağustosun 20’sinde gözlerini yaşama yumdu.

Yeniköy’deki evde kötüleşmişti; “Başyazar”ı çağrılan cankurtarana taşıdık.

Yanına iliştim...

Yol boyunca elini tuttum.

Bu eli ilk kez 1962 yılının mayıs ayında sıkmıştım; Pembe Konak’taki yüksek tavanlı odasında her zamanki gibi incelik göstermiş; beni “Cumhuriyet’te birlikte çalışmaya” çağırmıştı.

Çok duyarlı bir insandı.

Sanatçı duyarlığını yaşamın katı gerçekleriyle bağdaştırmasının özü nasıl oluşmuştu?..

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda düşmanın top sesleri Ankara’da duyulurken Yunus Nadi oğluna keman dersleri verdiriyordu. Altmış yılı aşkın bir süre geçtikten sonra yazdığı “Dostum Mozart”ın başına Nadir Nadi şu “ithaf”ı koyacaktı: “Onca direnmeme karşın beni keman öğrenmeye zorlamakla, önüme hiç ummadığım ışıl ışıl renkli bir dünyanın perdesini açan sevgili babamın anısına...”

Nadir Nadi “ışıl ışıl renkli iç dünyası”yla birlikte bu dünyadan ayrıldı.

*

Nadir Nadi’nin iki yapıtı var.

Birisi yazılarıdır, kitaplarıdır; ikincisi elinizde tuttuğunuz gazetedir.

Bilmiyorum, ileride hangisine nasıl değer biçilecek?.. Benim bildiğim Nadir Bey, müzikle, yazarlıkla, gazetecilik arasında kurduğu dengeyi üç dünyanın kesişme noktasında durarak korudu. Bir gün bana söylediğini unutmadım:

“- İlhan”, demişti, “ben Batı uygarlığına müzikle biraz girmek olanağını buldum.”

“Dostum Mozart” kitabı bu yöntemin benliğindeki dokusunu biraz olsun ortaya döker. Ancak bu kadar duyarlı bir insanın, yarım yüzyıla yakın bir süre demokrasi yaftası ardında süregelen devrim-karşıdevrim ikileminin kırıcı ve dökücü savaşımında bükülmez bir iradeyle Cumhuriyet’i ayakta tutabilmesi ne anlama geliyor?

Cumhuriyet’i kuran Yunus Nadi..

Kurumlaştıran Nadir Nadi.

Nadir Nadi’nin ölümünden sonra Cumhuriyet’in nice güçlükleri aşarak 21’inci yüzyıla hazırlanması, Nadir Nadi’nin bu gazeteyle nasıl sağlam bir kurum oluşturduğunu kanıtlıyor.

*

Yaşasaydı ne düşünürdü?..

Ne yapardı?..

1991 Nadir Nadi’yi yitirdiğimiz yıl...

1991 Sovyetler’in dağıldığı, Batı-Doğu bloklarının noktalandığı yıl...

1991 Türkiyesi’nde yalnız devlet televizyonu vardı.

Medya yok, basın vardı.

Holdingleşme, tekelleşme, kartelleşme yoktu; gazetecilik parayla, pulla, siyasetle, ticaretle, devletle, politikacıyla, bankayla, işadamıyla bugünkü gibi iç içe girmemiş, kirlenmemişti...

Bugün Cumhuriyet’in dışındaki bütün gazeteler ya bir cemaatindir, ya bir tarikatındır, ya bir bankanındır, ya bir grubundur; adına yeni sözlükte “konglomera” denen bir oluşum ülkeyi sardı; dallandı, budaklandı.

Tek bağımsız gazete Cumhuriyet’tir bugün...

Bu sonuç, Nadir Nadi’nin Cumhuriyet’i nasıl kurumlaştırdığını gösteren en çarpıcı kanıt...

*

Nadir Nadi’ye en büyük saygı ve sevgi, Cumhuriyet’i ilkeleriyle yaşatmaktır.

(18 Ağustos 1998 tarihli yazısı)

 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Patrikhanenin Sicili... 11 Haziran 2012
Mumcu'nun Saptamaları... 7 Haziran 2012

Günün Köşe Yazıları