Kadri Gürsel

Bildiğimiz IŞİD, başladığı yerde bitiyor

18 Ekim 2016 Salı

Tam adı “Irak Şam İslam Devleti”, kısa adı da IŞİD olan korku filminin başladığı yer Musul’du...
IŞİD’in Ortadoğu’nun sınırlarını fiilen değiştiren, korku ve dehşet verici bir güç olarak tarih sahnesine çıkışı, 2014’ün Haziran’ında Musul’u fethiyle başlar.
Ayak bastıkları yeri, kendileri gibi olmayanlar için cehenneme çeviren bir fanatikler ordusu... Ortadoğu Moğollar’dan beri böyle mezalim, böyle tahribat görmedi.
Dün sabahın erken saatlerinden itibaren, korku filminin finali oynanıyor artık. Musul’da, başladığı yerde... Bağdat hükümetinin ordusu, milisler ve Iraklı Kürt güçleri, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun da desteğiyle IŞİD’i Musul’dan çıkarmak için beklendiği gibi taarruza geçtiler.
IŞİD, Irak ve Suriye arasında salınan bir sarkaçtır. Korku filmi, sarkacın bir ülkeden diğerine her hareketinde hep daha fazla insanlık ve uygarlık trajedisi doğurması nedeniyle, seyrine tahammül edilemez bir hal almıştı.
Gelin bu korku filmini Musul epizodundan itibaren başa saralım...
IŞİD Musul’u Suriye’de güçlenebildiği için alabilmişti.
Binlerce uluslararası cihatçı Türkiye üzerinden Suriye’ye geçip zemin tutmasaydı IŞİD bu güce ulaşamayacaktı.
Cihatçılar, Ankara’nın izlediği, Şam’daki rejimi devirme politikası sayesinde Türkiye’den Suriye’ye geçebildi. Türkiye’nin Suriye ile sınırı, burası her türlü cihatçıya yol olsun diye bilerek ve istenerek buharlaştırıldı.
Sarkaç, Irak’tan Suriye’ye sallandı...
Sonucu, “Irak’taki El Kaide”nin mirasçısı “Irak İslam Devleti” liderliğinin Suriye’deki uluslararası cihatçı birikim ile füzyona gidip, 2013’ün Nisan ayında IŞİD’i meydana getirmesi oldu.
Bu IŞİD, Ocak 2014’te Rakka’yı ele geçirerek başkent ilan etti.
Sonra sarkaç Suriye’den Irak’a salındı; Musul düştü.
Musul’da ele geçirdiği silahlarla daha da güçlenen IŞİD’in sarkacı Irak’tan Suriye’ye döndü; Deir ez Zor’u, Palmira’yı devirdi.
Dünya, yakın zamanın tanık olduğu bu en gaddar, en fanatik ve ilkel İslamcı köktendincilerin devletleşmiş haliyle bir arada elbette ki yaşayamazdı ve bunun olamayacağını gösterdi de...
Nihayet, dün sabahın erken saatlerinde, IŞİD’e karşı başlayan büyük saldırı, uygarlık düşmanlarının kendilerini bekleyen yenilgiye en yakın olduğu anı işaret eden tarihi bir dönüm noktasıdır. Korku filmi, kötülüğün yenilgisi ya da zayıflayarak farklı bir kılığa bürünmesiyle sonuçlanacak. Finalin açılışını izliyoruz...
Irak ve Suriye arasındaki sarkaç hareketi sürmekte, ancak bu kez IŞİD’in aleyhine çalışmaktadır.
Irak’ta IŞİD’in daha önce ele geçirdiği şehirlerden Ramadi, Felluce ve Tikrit, Musul operasyonundan önce geri alınmıştı. Ne kadar zaman alırsa alsın, Musul ve Telafer IŞİD’den temizlenecektir. Bu hedeflere varılınca, Irak Şam İslam Devleti, adındaki iki özelliği yitirecek. Birincisi, Irak’ta elinde hiçbir büyük şehir kalmamış olacak. Şehirsiz devlet olamayacağına göre IŞİD de şehir yöneten, kamu hizmeti ve sözde adalet sağlayan bir “devlet” olmaktan çıkıp yeniden ancak bazı kırsal bölgeleri kontrol eden bir “terör örgütü”ne indirgenecek.
Musul’un kaybıyla devam eden sarkaç hareketinin IŞİD’in Suriye’deki varlığına etkisi Türkiye sınırı örgüte nihayet kapatıldığı için daha yıkıcı olacak.

Türkiye resmin neresinde?
Ankara’nın Irak’ta izlediği mezhepçi ve ülkenin toprak bütünlüğüne saygısız politikalarda ısrarının neticesi, Musul harekâtında doğrudan rol almaktan men edilmek olmuştur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan“Biz operasyonda da, masada da olacağız” diyor.
Bunun önkoşulu Musul sorunu konusunda Bağdat hükümetiyle çalışmaktı. Ankara ise bırakın birlikte çalışmayı, Bağdat hükümetine parya muamelesi yapmayı marifet sandı. Yerel Sünni unsurlarla ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti’yle çalışmayı yeğledi.
Uluslararası koalisyonun lideri ABD’nin Bağdat’ı merkezi hükümet olarak tanıyıp Irak’ın toprak bütünlüğünü desteklediği bir denklemde bu politikanın sonuç vermesi beklenmemeliydi. Tam tersi, zararlı sonuçlar doğurmuştur.
Ankara’nın bu şartlarda bir “A planı” olamazdı.
Öyle görünüyor ki bir “B ve C planları” da yoktur.
Merkezi hükümetin vermediği Musul’a müdahil olma hakkını, Musul Vilayet Meclisi’nden ya da Erbil’in davetinden almak gibi bir düşünce, rejim medyası tarafından B planıymış gibi yazılabiliyor. B olmazsa C planı tek yanlı biçimde Telafer’e müdahale etmek imiş...
IŞİD Telafer’de Şii Türkmenleri kıtır kıtır keserken neden müdahale etmediniz?
Bunlar plan falan değildir. Ciddiye alınmaya değer olsaydı, “Marazi bir zihin dünyası Türkiye’yi sonu belirsiz fiili durumların içine sürüklemenin hesabını yapıyor” derdik.
Bütün milliyetçi oyları AKP ve Erdoğan’ın hanesinde konsolide etmeye yönelik iç siyaset tüketimidir bunlar.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İdlib’de yüzleşmek 7 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları