Can pazarında siyaset!

05 Mart 2020 Perşembe

Günlerdir Türkiye’ye, Suriye sınırından yıllar önce giren Suriyelilerin, Trakya sınırında Yunanistan’a geçiş macerasını canlı yayınlar eşliğinde izliyoruz.

Tarihin önceki evreleri kadar vahşi görüntüler.

Göç tarihin motorudur.

Nedeni ne olursa olsun, tarihi büyük ölçüde göçler yönlendirmiştir. Bütün kıtaları etkileyen bu olguda, deyiş yerindeyse en büyük “sabıka” Batı’nındır. 

Avrupa ülkeleri yüzyıllardır, dünyanın öteki coğrafyalarını sömürdüler, köleleştirdiler. Bunun için önce dini, sonra uygarlığı kullandılar. Günümüzde de demokrasiyi kullanıyorlar.

Afrika’nın ortasında doğal zenginlikleri çok olan ülkelerden Kenya’nın devlet başkanı Jomo Kenyatta bunu şöyle özetliyor:

Beyazlar geldiğinde onların elinde İncil, bizimse topraklarımız vardı. Zamanla bize gözlerimizi kapatıp dua etmesini öğrettiler. Bir süre sonra İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu.

19. yüzyılda Afrika’da İngiltere’nin 9, Fransa’nın 8, Almanya’nın 2.5, Belçika’nın 2 milyon kilometrekare sömürgesi vardı. Tüm Afrika yüzölçümü 31 milyon kilometrekare.

Sömürgecilikten sonra ne yaptılar? O toprakların çoğunu 999 yıllığına kiraladılar!

Avrupa’dan öteki kıtalara 19. yüzyıl boyunca 55 milyon sömürgeci gitti. Bunun 34 milyonu Amerika’ya. Jared Daimond’ın Tüfek, Çelik ve Mikrop kitabı bunun nasıl olduğunu çok iyi anlatır; o topraklarda oturanları, yani gerçek sahiplerini her yöntemle eriterek, kalanları köleleştirerek.

***

Afrika’dan Avrupa ve Amerika’ya 300 yıl boyunca devam eden köle ticareti, tarihin en acı sayfalarındandır. Yolda yüzde 20’sinin ölümü normal. Satıldığı yerlerde o kadar ağır çalıştırılıyorlar ki, örneğin bir madene giren kişi 7 yıl sonra ölüyor.

20. ve 21. yüzyılda ise yöntem değişti.

Önceki yüzyıllarda zorla köle olarak Avrupa’ya, Amerika’ya getirilen milyonlarca insan vardı. Şimdi aynı milyonlar köle gibi yaşamak için zorla aynı kıtaların kapısına dayanıyor.

Kapıdan almazlarsa dağdan, olmadı denizden. Köle gibi ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf vatandaş olma hayaliyle ölümü göze alarak yollara düşüyorlar.

Neden?

Aslında bu da önce sömürgecilik, sonra emperyalizm diye devam eden sürecin bu yüzyıldaki izdüşümü. Ülkelere “sonsuz demokrasi” getireceğim diye girmek... Yerel katil yöneticilerin önünü açmak... Sömürüye devam etmek... Son kullanma tarihi dolan yöneticiyi şeytanlaştırıp halkına öldürtmek... Halkların birbirine girmesine yol açacak tohumları yeşertip “kurtarıcı” kılığında abanmak... O coğrafyadaki insanlar canını kurtarmak için AB’ye, ABD’ye yöneldiğinde aralarından “işe yarayacakları” seçip kalanını sınırın ötesinde ölüme terk etmek...

***

Suriye’deki insanlık dramına ilişkin iki kitap yazdık. Biri roman türünde “Köleliğe Kaçış”, öteki bilgi-belge içerikli “Suriye Türkiye’ye Girdi-Göç Dalgası”.

Romanı okuyanlar, “Bu, film olur” diyor. Göç Dalgası’nı okuyanlar, “Bunlar gerçek mi” diye soruyor.

İktidar son günlerde yaşananların görülmesini istediği için medya daha fazla haber yapıyor. Oysa bu acılar yıllardır yaşanıyor.

AKP, Batı’nın bu yüzünü ortaya koymak için siyaset yapmıyor, bu yüzüyle pazarlık yapıyor. 

Eyyy iktidar sahipleri, azıcık vicdanınız varsa, kendinize şu soruyu sorun:

İslam coğrafyasından milyonlar neden Hıristiyan coğrafyasının kölesi olmak için ölümü dahi göze alıyor?


Yazarın Son Yazıları

Tıp bilimi... 29 Mart 2020