Japonya’da arayış: Depremde saksı nasıl korunur?

26 Ocak 2020 Pazar

Önceki akşam Elazığ merkezli 6.8 şiddetinde depremle bir kez daha sallandık.

Ne yazık ki ölü ve yaralılar var. İlk saatlerde açıklanan rakamların artmamasını diliyoruz.

Şu söz dillere yerleşti:

Depremle yaşamaya alışmalıyız!

Uygulaması çok yanlış bir cümle. Asıl olan depremle yaşamaya alışmak değil, depreme

karşı bütün önlemleri almış olmak.

Zira “alışmak” insanın en iyi ve en kötü yanı. İyiliği, çok kötü

yaşam koşullarını bile katlanabilir kılması. Kötülüğü ise bu

olumsuzluğu olağan hale getirmesi.

Depremle yaşamaya alıştınız mı, kadercilik de bunun bir parçası haline geliyor.

***

Türkiye’de deprem sonrası nelere alıştığımızı sütuna yatırmadan

önce, bizim gibi “deprem ülkesi” Japonya’nın geldiği son noktaya bakalım.

En yüksek depremin 8 ölçeğinde olabileceğini öngörüp binaları

buna göre inşa ediyorlar. Isı yalıtımı ile depreme dayanıklılık karşı karşıya geldiğinde

depreme karşı önlemi ilk sıraya alıyorlar. Bu nedenle öncelik en hafif ve en dayanıklı malzeme.


Binanın sağlamlığını garanti altına aldıktan sonra insanların

zarar gördüğü ikinci soruna eğilmişler: Eşyaların devrilmesi... Bunun için de büyük eşyaların

duvara ya da tavana sabitlenmesini benimsemişler. Deprem anında hızla güvenli yere geçiş için evdeki eşyaların nerelere

konması gerektiğine kafa yormuşlar. Örneğin masanın altına girme Japonya için binayı

terk etmekten daha etkili önlem. Çünkü bina zaten sağlam, etraftan bir şey düşerse korunmak için iyi önlem. Ancak binanın

sağlam olmadığı bir ülkede masanın üstüne duvar çökerse ne olur sorusunu sormamış olalım!

Japonların kafa yorduğu son “dert” ise şu:

Depremden çiçeklerin, saksıların etkilenmemesi nasıl sağlanır?

Bunun için ne tür çiçeklerin evin neresine konabileceği yönünde deneylere dayalı çalışmalar yapmışlar.

Deprem tatbikatı ise bir “zorunluluk” değil, bir kültür.


Her Japon depremde panik halinde oraya buraya koşturulmayacağını,

en kısa yoldan güvenli yere gidileceğini bilir. O nan güvenli yer binanın içinde ise oraya gidecek. Dışında ise

oraya giden yol üzerinde engelleyici eşya olmamasını sağlayacak.


Aracının nerede olduğu belli. Bir Japon araba satın almak istediğinde oto galerisi, “müşteri

velinimetimdir” demiyor. Önce, “bu aracı nereye park edeceksin, park yerini göster” diyor.

Gösteremezse aracı satmıyor, satamıyor.

***

Yukarıda aktardıklarımızla Türkiye gerçeklerini yan yana koyunca, insan şunu söylemeden edemiyor:

Türkiye’de hayat pahalı, can

ucuz!

Elazığ’da, Malatya’da yaşananlar canlı yayınlarla hepimizin gözü önündeydi. Deprem

olduktan sonra arama kurtarma çalışmaları işin bir yanı... Asıl önemli olan en az zararın

olması için önlem almak. Son iki gündür, önceki depremlerden daha farklı bir tablo yoktu ne yazık ki.

Böylesi felaketlerde en önemli unsur, bilgi. Deprem üzerine araştırma yapan, bilgi

üreten tüm bilim insanlarına saygımız var. Ancak önceki akşam televizyonlardaki tablo şuydu:

Fayını kapan gelmiş!

Başlıca somut bilgi, eski Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Feyzi Bingöl’ün geçen aralık

ayındaki depremden sonra bölgede yakın gelecekte 6.7 şiddetinde bir depremin olacağını söylemiş olmasıydı.


Türkiye’nin en ciddi konusu depremle ilgili bilgi kirliliğini ortadan kaldıracak, ciddi araştırma yapanların çabasını

öne çıkarıp bir strateji çizilmesini sağlayacak adımlar atmak olmalı.

Deprem bölgesindeki yurttaşlarımızın acısını paylaşıyoruz. Bu acıların bir daha yaşanmaması için sesleniyoruz:


Ey iktidar, iki yıl imar barışı, imar affı deyip kaçak yapılardan para topladın. Şimdi de imar yasağı deyip yine kaçak yapılardan para toplayacaksın.

Şu imar işini artık rant, para toplama aracı olarak görmeyi bırak.

Bir sözümüz de halka; ev için ne diyorsun; “Başımı sokacak bir yer.”

İnsan başını sokacağı yere özenmez mi?

El âlem depremde saksı nasıl korunur sorusuna yanıt arıyor. Biz “kafaya”, “saksı” deyip çalıştırmaya çalışıyoruz!


Yazarın Son Yazıları

Tıp bilimi... 29 Mart 2020
Hem ABD hem Rusya! 11 Mart 2020