Olaylar Ve Görüşler

Direnme hakkı bugünler içindir - Av. Erol ERTUĞRUL

11 Kasım 2023 Cumartesi

Güzel yurdumuz Türkiye, anayasa ile yönetilen bir ülkedir. Anayasalar kişilerin hak ve özgürlüklerini gösteren, devletin yetkilerini sınırlayan temel yasalardır. Yasaların anayasaya uygunluğunu Anayasa Mahkemesi denetler. Anayasamızın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları tüm idari ve yargı kurumlarını, herkesi bağlar. Her kurum AYM kararlarına uymak zorundadır .                    

Gezi olaylarına karıştı diyerek Can Atalay’a İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 18 yıl ceza vermişti. Bu ceza Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından şaşırtıcı biçimde onandı. Gezi olayları, AKP yönetiminin hukuk dışı ve gerici eylemlerine karşı halkımızın direnme hakkını kullanmasıydı. Bu halk hareketi yönetimi inanılmaz biçimde rahatsız etti. Gezi, AKP yönetiminin korkulu rüyası oldu. O nedenle de bu eyleme katılanlara en ağır cezaların verilmesi istenildi. Yandaşlaştırılmış yargı da bu isteme uyan cezaları gözünü kırpmadan, hukuka uymadan verdi. Anayasa Mahkemesi, Can Atalay’a verilen bu cezayı hukuka uygun bulmadı ve milletvekili seçilmiş olan tutuklu Atalay’ın salıverilmesini istedi. 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu karara uyması beklenirken mahkeme bu yolda bir karar vermeyerek dosyayı, yerel mahkeme kararını onayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. 3. ceza dairesinin bu konuda yapacağı bir işlem bulunmadığı halde bu daire, bir hukuk darbesi sayılan bir karar verdi. AYM kararına uyulmadığı gibi AYM kararını veren yargıçlar hakkında suç duyurusunda bulunuldu. AYM eleştirildi, TBMM eleştirildi. 

YETKİ AŞIMI VE ‘HUKUK DARBESİ’

Bu karar uyarınca TBMM’nin milletvekilliğini düşme kararı vermesi istenildi. Böylece Yargıtay 3. Ceza Dairesi yetkilerini aşarak “AYM kararına uymuyorum” dedi. TBMM’ye ayar vermeye kalktı. 3. ceza dairesinin yaptığı  tümü ile yetki aşımıydı, tam bir hukuk darbesiydi ve istemleri geçersizdi. Konu artık Can Atalay konusu olmaktan çıkmıştı. Konu bir hukuk darbesi karşısında ne yapmak gerektiğiydi. Konu, anayasal düzene karşı çıkılmış olmasıydı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi yaptığı bu eylemle AYM’nin görev alanına girmiştir. Bu hukuksuz karara uyulması durumunda tam bir kaos yaratılmış olacaktır. Hukuk yoksa herkes baş, herkesin baş olduğu yerde herkes köledir. Bu pervasızlığın, bu hukuksuzluğun nedeni tek adam sistemidir. Yargının yandaşlaştırılmış olmasıdır. Tek adam sistemi ile devletin düzeni bozulmuştur. Bu yanlış ve hukuksuz karara imza atanlar, hiç kuşkusuz birilerine güvenmişlerdir. Nitekim partili cumhurbaşkanı Yargıtay’ı haklı bulan bir  açıklama yapmıştır. Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bir dönemde bu olay, yüz yıldır hiç karşılaşmadığımız bir olaydır. Bu hukuksuz karara imza atanlar, hukuk tarihimize kara bir leke olarak geçmişlerdir. Ulusumuz onları unutmayacaktır. Gün gelecek çocuklarının yüzlerine bile bakamayacaklardır. Mahmut Esat Bozkurt, Yekta Güngör Özden, Sabih Kanadoğlu gibi efsane yargı adamlarından sonra böyle bir noktaya gelmiş olmamız üzüntü vericidir. 

Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir. Milletin oyları ile seçilmiş bir milletvekilinin  cezaevinde tutulmuş olması TBMM’nin görev yapmasını engellemektir. Yapılması gereken bu olayı unutmamak, bu olaya meslek örgütleri ile demokratik kitle örgütleri ile ulusça direnmektir. Direnme hakkı bugünler içindir. 

AV. EROL ERTUĞRUL 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları