Olaylar Ve Görüşler

Tarihten ders - Sıtkı Ergüney

06 Nisan 2024 Cumartesi

Doksanlı yıllarda kendilerini “aydınlar” olarak adlandıran bazı gazeteciler, yazarlar Türkiye’nin siyaset gündemini değiştiren bir konuyu gündeme getirdiler. “İkinci cumhuriyet” olarak tanımladıkları bu hareket; 1923’te benimsenen temel felsefe doğrultusunda kurulan Cumhuriyetin geride kalan yetmiş yılın ardından Türk halkının beklentilerine cevap veremediği...” tezi üzerine inşa edilmişti. İkinci cumhuriyetçiler; devletin yapısının, felsefesinin, işleyişinin toplumun ihtiyaçlarından kopuk olduğunu, o zamana kadar gündeme gelmemiş olan Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin, ilkelerinin halkın istekleri/ ihtiyaçları doğrultusunda tartışılması gerektiğini savunuyorlardı. 

KARŞIDEVRİM SÜRECİ

“İkinci cumhuriyet” bağlamında düşündüklerini, yapmak istediklerini; “demokratik özgürlükler” (inanç ve yaşam tarzı) kılıfı içide gündeme taşıyorlardı. Bunların, laik Cumhuriyeti hedef alacak söylem ve eylemlere dönüşeceğini bilmedikleri düşünülemez. Bu hareket ne yazık ki inançları, yaşam tarzları savundukları ile ilgisi olmayan, yaşam tarzlarını Cumhuriyetin çağdaşlık felsefesine borçlu olan bazı “sözde aydınlar” ile bunların özentisi “yarı aydınlar” tarafından da desteklendi, topluma aşılandı, “aydın ihaneti” yaşandı. Bugünlerin temelini “ikinci cumhuriyetçiler” denilen proje ekibi attı.

Cumhuriyet devrimlerinin dönemin olağanüstü koşullarında, çok kısa sürede ve “yukarıdan aşağıya” gerçekleştirilmiş olmasını hiçbir gerçek Cumhuriyet aydını eleştiri konusu yapmaz. Altı yüz yıl çağdaş değerlerden, gelişmelerden, bilimden, teknolojiden uzak tutulmuş, ümmet kimliği ile şartlandırılmış bir milletin tamamının Cumhuriyet devrimlerini hızla özümsemesi gerçekçi olamazdı, olmadı da. Cumhuriyetin ilanından kısa süre sonra yaşanan Şeyh Sait isyanı ve Menemen olayları bunun kanıtıdır.

GERÇEKÇİ OLMAK

Çok partili siyasi dönemle birlikte kimlik değiştiren karşıdevrim hareketi ile birçok olay yaşanmıştır. Örneğin, dönemin ilk iktidarı Demokrat Parti ile başlayan, Köy Enstitülerinin kapatılması, imam hatip okullarının milli eğitimdeki ağırlığının artırılması, muhalefete karşı sergilenen hukuk dışı eylemler, partizanlık, üniversite öğrencileri ile devlet güçlerini karşı karşıya getiren sokak çatışmaları, anayasa ihlalleri, 27 Mayıs 1960’te TSK’nin yürürlükteki “İç Hizmet Kanunu” çerçevesinde yerine getirilen, “Cumhuriyeti Koruma ve Kollama” görevi sonucu başlayan geçici askeri yönetim dönemi, geçiş sürecinde hazırlanarak yürürlüğe sokulan, o dönemde dünyanın en ileri anayasalarından biri olan yeni anayasanın sağladığı demokratik haklar, hak arama, örgütlenme özgürlükleri...

1973’te kurulan CHP-MSP koalisyonu ile birlikte laiklik karşıtları devlet organlarına sızmaya başladı. O tarihte binde dokuz oyu olan MSP’nin devamı, yüzde 35 oyla 2002’de tek başına iktidar olan AKP’nin laik Cumhuriyeti sürüklediği nokta ulusal günlerin yozlaştırılması dahil Cumhuriyete karşı kalkışmalarının son perdesidir. Bundan sonrası için; “bundan kötüsü olmasın” demek gerçekçiliktir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları