Olaylar Ve Görüşler

Yerel seçimler ve ütopya - Av. Murat Fatih ÜLKÜ

07 Şubat 2024 Çarşamba

Yerel seçim yaklaşıyor. Siyasal iktidarın sürekli körüklediği toplumsal kutuplaşmanın zirve yaptığı, Mayıs 2023’te yapılan cumhurbaşkanı ve milletvekilliği seçimlerinin siyasal rahatlama sağlamadığı bir süreçte gidiyoruz yerel seçime. Ülkemizde genelde öyledir, ama sanırım bu kez biraz daha fazla öyle, önümüzdeki yerel seçimlerin, yerel yöneticileri seçmekten çok daha fazla anlamı var. 

Neredeyse cumhurbaşkanı seçimleri kadar önemsediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aslında fiilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aday gösteren AKP iktidarı, yerel seçimlerde galibiyet diye yorumlayabileceği bir sonuç aldığı takdirde, sonrasında seçimsiz geçeceğini öngördüğü dönemde otoriterlik niteliklerini iyice artırmayı, siyasal İslamcı yaklaşımı yönetsel ve toplumsal alana tamamen yerleştirmeyi planlıyor. Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararını tanımayan Yargıtay/yargı sistemi gibi örnekleri ayak sesleri olarak yorumlamak mümkün. 

PLANLI KALKINMA 

Bu kırılma noktasının altını çizdikten sonra, biraz ütopik kaçsa bile yerel seçimlerin anlamı, ülkemizde belediyeciliğin sıkıştığı nokta konusunda birkaç söz söylemek gerek kanımızca. Belki çok düz biçimde söylemiş olacağız ama belediyecilik -esasen merkezi yönetim de öyledirher şeyden önce planlama demektir. Ülkemizde ise özellikle sağ iktidarların, hatta büyük sermayenin dahi planlama kavramından pek hoşlanmadığını biliyoruz. Tabii, pek çok konuda olduğu gibi, planlama kavramından hoşlanmayan anlayış AKP iktidarında doruk (!) noktasına ulaştı ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın kaldırılmasına kadar vardı. 

Ülkemizde özellikle 1950 ve 1970’lerden sonra, köyden kente kontrolsüz göçü özendirerek, nüfus artışı ve konut gereksinimi karşısında önce gecekondular, sonra da imar planları yoluyla tarım ve orman alanlarını, sulak alanları yapılaşmaya açarak oluşan inşaat hareketliliğini kalkınma (!) politikası ve gelişme (!) olarak sunan bir anlayışın etkin olduğunu söylersek yanlış olmaz sanırız. Kısa vadede yaratılan maddi hareketlilik ve rant, ne yazık ki bu anlayış açısından toplumsal kabulün ve rızanın üretilmesini sağladı. Bu konuda, özellikle 1980’lerden sonra belediyelerin de önemli bir aktör, hatta artık çoğu zaman baş aktör olarak yer aldıklarını görüyoruz. 

SIKIŞMIŞ MİLYONLAR

Peki, bu anlayışın artık çöktüğü iyice gözüne batan, altyapı sorunları ile boğuşan devasa kentlerde kendisinden sadece tüketen bir müşteri olması istenen, tükettikçe mutsuzluğu artan üst üste yığılmış insanlar; yeni dev yollar, yeni yerleşim alanları, nüfus artışları, hormonlu ve yok edici bir büyüme dışında, bir ütopya duymak istiyor olamazlar mı? Küresel ısınmanın, doğa sorunlarının boğazını sıkmaya çalıştığı, tarımla, toprakla bağı iyice kopan bu kentli insan belki de artık başka şeyler duymak istiyordur, kimbilir... 

Daracık alanlara sıkışmış milyonlarca nüfusun kent geneline yayılmasını sağlayacak, kentin kısmen dışarıda kalmış, nüfus yoğunluğu daha az olan bölgelerini planlı, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları da düşünen bir anlayışla çekici hale getirebilecek bir yaklaşımın siyaseten hiç talibi yok mudur? (Aman yanlış anlaşılmasın, söylemek istediğimiz o bölgelere bir inşaat hücumu değil, planlı bir kalkınma modelidir.) Tabii, bunun ülke çapında uygulanması, merkezi iktidarın politikaları ile yaşama geçmesi belirleyicidir ama görev almak isteyen yerel yönetici adaylarının buna yaklaşan projelerini duyamaz mıyız? 

Söylediklerimizin, kentliliği özendirirken göreceli olarak köylülüğü, köyü ve taşrayı dışlayan moderniteye bir eleştiri olduğu söylenebilir, belki tam da göbeğinden öyledir, ama ne yazık ki ortaçağ karanlığı algılarının tartışıldığı ülkemizde bu tip tartışmalar fazlaca lüks kalıyor. 

O yüzden, “plan”, “planlama”, “nüfusun dengeli yayılması”, “kaynakların etkin kullanımı” diyen biraz eski kafalı (!) adaylar duyarsak, birbirimize haber verelim olmaz mı?

AV. MURAT FATİH ÜLKÜ



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları