Ülkü Tamer

AST Yarım Yüzyılı Devirdi

10 Kasım 2012 Cumartesi

Ankara Sanat Tiyatrosu elli yaşına basmış. Ellinci yaşını Yücel Erten’in sahneye koyduğu bir Aziz Nesin uyarlamasıyla, Selamün Kavlen Karakolu’yla kutluyor.

Elli yıl perde açabilmek bir özel tiyatro için ne kadar önemli. Ülkemizde bunu başarabilen kuruluşların sayısı sanırım bir elin parmaklarını geçmez.

AST kurulduğu zaman da onun çok kısa sürede kapanacağını, bir yıl bile yaşayamayacağını düşünenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi. En iyimserler bile iki yıl ömür biçiyorlardı.

***

Kuruluşunu hatırlıyorum AST’ın. Asaf Çiyiltepe ile Güner Sümer’in “çılgın proje”si yaşama geçirilirken neler söylenmişti… Ankara’nın ilk özel tiyatrosu, Meydan Sahnesi bile yaşayamamıştı. Bu işin acemisi iki genç mi başarılı olacaktı?

Oldular. AST kısa sürede sanatseverlerin vazgeçilmez “mekân”larından biri haline geldi. Yepyeni, kişilikli bir soluk getirdi tiyatroya. Rana Cabbar gibi, Ayberk Çölok gibi, Erkan Yücel gibi gencecik yıldızlar yarattı. Bir Delinin Hatıra Defteri’yle Genco Erkal’ı doruklara taşıdı.

Sadece Ankara’nın değil, yurtiçi turneleriyle Türkiye’nin en önemli sanat kuruluşlarından biri olarak belirdi.

AST en ağır yarasını o turnelerden birinde alacaktı.

***

Tiyatro oyunculuğu yaptığım dönem. Antalya’da turnedeyiz. AST’çılarla karşılaştık. Hasret giderdik. Oturduk, çene çalıyoruz. Turne programlarımızı sıralıyoruz.

“Antep’e gidiyoruz yakında” dedik.

“Biz de.”

“Biz Adana’dan sonra gideceğiz.”

AST’çılar Antakya’dan sonra gideceklermiş.

“Ne şanslısınız” dedik. “Biz Adana’dan Antep’e giderken Gavurdağı’nı geçeceğiz. Netameli bir yol. Bir yan uçurum. Viraj üstüne viraj… Siz dümdüz ovadan geçeceksiniz.”

***

Kısa süre sonra Antep’ten sonra Karabük’teyiz. Haberi orada aldık. O dümdüz ovada AST’ın aracı hurdahaş olmuş. Asaf Çiyiltepe ölmüş. Başta Rana Cabbar, ağır yaralılar var.

Her ölüm erken ölümdür, ama bu kadarı da olur mu?

AST kendini toparlamayı başardı. Eski ustalarının yanı sıra, yarattığı yeni yıldızlarla bugüne gelmeyi başardı.

***

Keyifli bir anıyla bitireyim bari. Güner Sümer anlatmıştı. Onun ağzından aktarıyorum:

AST’ı İzmir’e, turneye götürmüştük. Oyunun başlamasından bir gün önce dekoru kurduk, sahneyi ertesi akşama hazırladık. İşimiz gecenin geç vaktinde bitti. “Hadi, bir pavyona gidip birer kadeh içelim, yorgunluğumuzu atalım” dedik.

Gittik bir pavyona. İçkimizi içiyor, oyunu konuşuyorduk. Çevreyle pek ilgilendiğimiz yoktu. Yalnız bir şarkıcı kız dikkatimizi çekti. Hani, “uvertür” diyorlar ya, onlardan. Kapıda adı en altta, küçücük harflerle yazılı, sevimli, garsonların bile horladığı “mazlum” bir kız. Bir yanda kendi halinde oturuyordu.

Ertesi akşam oyunumuz başladı. Dünya kadar çiçek gönderildi tiyatroya. “Ne yapacağız bu çiçekleri?” dedik. Aklımıza bir şey geldi. Bir kamyon çiçeği pavyona, o kıza gönderdik.

İki gün geçti aradan. Oyundan sonra yine o pavyona gittik. Bir de baktık ki, kızın adı, kapının üstünde en tepeye yerleştirilmiş, şıkır şıkır ışıklarla yazılmış. Bizim çiçekler, “uvertür”ü bir gecede yıldız yapmış!

 

 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Notlar... 5 Ocak 2013
Yoksul Köylü 29 Aralık 2012

Günün Köşe Yazıları