Veysel Ulusoy

Büyüdük mü yoksa?

16 Şubat 2020 Pazar

Hep gecikmeli gelen resmi verileri yorumlayıp duruyoruz. Gelenek değişmedi, en son 2019 yılının son ayına ait sanayi üretim verileri geldi... Yaklaşık bir buçuk ay sonra pek de anlamı olmayan ekonomik etkilerini tartışmaya koyulduk..

Koyulduk ama yine siyasallaştı ekonomik veriler. Ekonomistlerden karar vericilere, gazetecilerden halka herkes oldukça farklı sentezle, evirip çevirerek, istatistiği eğerek, bükerek kendine göre yorumladı...

Tüm yorumlarda da farklı bakış açıları var elbette ama bir de biz yorumlamak istedik.

Sanayi üretiminde küçülme

Sanayi üretimi Aralık 2018’den Aralık 2019’a yıllık yüzde 8.6 arttı haberleri geldi önce. Bu cümleyi sade anlamı ile yorumladığımızda sanki 2019 yılında bu kadar büyüdük ve ekonomide büyük atılımlar yaptık anlamı çıkıyor ortaya... Bu anlamı doğal olarak karar vericiler yüklüyor üzerimize. Biraz ayrıntılı incelediğimizde verilerin dilinin biraz değiştiğini görüyoruz aslında. Diğer bir ifade ile ortada sadece bir istatistiki yöneltme, yönlendirme olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor. 

Öyle bir yönlendirme ki, 2018 yılının aralık ayında yüzde 9.9 düşen sanayi üretimi fazla kıpırdamasa da baz etkisiyle 2019 yılının aralık ayında yüzde 8.6 gibi yüksek oranda artmış gibi görülüyor. Daha ilginç olanı da, yılın son ayı olması nedeniyle veriler sanki toplam yıl boyunca artışı gösterir tarzda sunuluyor, karar vericiler tarafından.

Doğrudan belirtmek gerekir ki, sanayi yüzde 8.6 büyümenin aksine yüzde 0.72 küçüldü... Nasıl mı? 

Yine TÜİK verilerinde on iki ayın büyüme/küçülme değerlerini irdelediğimizde bu sonuca ulaşmak zor olmuyor... İster aritmetik, ister geometrik büyüme yaklaşımı ile hesaplayalım, sonuç yine değişmiyor.

Sözün özü, söylenenin aksine sanayi üretimimiz bırakın büyümeyi, 2019 yılında geriye giden bir seyir izledi. Bunun en etkin sağlamasını da azalan istihdam verileri ile artan işsiz sayısı ve oranında yapabilme olanağına sahibiz.

Gözlerden ırak uluslararası ticaret verileri

Dış ticaret ve onun büyüme trendi ekonomide refah artışının en önemli göstergesidir...

Dış ticaretin, özellikle ihracatın birim değer ve miktar olarak incelenmesi, refah konusunu en iyi yansıtan iki yapısal özellik olarak karşımıza çıkıyor. 

Yakından inceleyelim!

Örneğin, İhracat birim değer endeksi 2019 yılı dördüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2.0, aynı yıl bir önceki yıla göre yüzde 4.2 azalmış. Öte yandan, İhracat miktar endeksi aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7.4 artmış.

Grafikte bu trendin kısa ve öz bir sentezi var. Bu veriler ışığında, daha çok girdi kullanıyor, maliyet yükleniyor, çok daha fazla çalışıyoruz ama daha ucuza, daha fazla miktarda ihracat yaparak sözde Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırıyoruz, diğer bir anlamıyla daha fazla ihraç ederek yoksullaşıyoruz demek zorlama olmaz.

Yeni bir enflasyon ölçü ve rejimine ihtiyacımız var

Son birkaç yıldan bu yana resmi enflasyon verileri, diğer birçok veride olduğu gibi, halkın hissettiği fiyat değişimlerinden oldukça farklı bir seyir izliyor. Bunda iki neden ağırlığını hissettiriyor. İlki sepetteki ürünlerin (maddelerin) ağırlığı, içeriği ve yansımasındaki sorunlar, ikincisi ise verilerin sağlığındaki bozulmalar. 

Her iki nedenin detaylı sorgulanması, gelir dağılımındaki değişiminin, işsizlik ve istihdam oranını ile ücret seviyesinin temsil edildiği bir enflasyon sepeti tanımını zorunlu kılıyor

Yeni bir enflasyon ölçüsünün farklı bir para politikası rejimi ile buluşması da zor değil. 

Sadece fiyat istikrarını amaç edinen Merkez Bankası’nın bu amacını istihdam yaratıcı politika uygulaması ile desteklemesi ekonomi politikaların koordinasyonunu da güçlendirecektir.

Öte yandan, burada gerekli koşul yine fiyatların sağlıklı ölçümü, yeterli koşul ise sokağın sesi ile verilerin uyumu olacaktır.


Yazarın Son Yazıları

Büyüdük mü yoksa? 16 Şubat 2020
Mikrop ekonomisi 2 Şubat 2020
2020’de umut var mı? 22 Aralık 2019
Beş soru, beş yanıt... 10 Kasım 2019
Üç enflasyon 13 Ekim 2019
Faiz ve yatırım 15 Eylül 2019