Yüksel Pazarkaya

Demirtaş Ceyhun 75 Yaşında...

17 Aralık 2009 Perşembe

12 Eylül zindanından geçen bir aydın Demirtaş Ceyhun. Öyle enflasyona uğrayan kavramın değil, aydınlanmanın gerçek anlamında bir aydın. Hem yazar olarak, hem mimar olarak. Yaşamını aydınlanmaya adamış bir yazarın ve mimarın, toplumun nabzıyla ve can damarıyla sürekli alışveriş içinde olması, kavramı dolduran başat içeriktir.

Ceyhun, ilk gençliğinden başlayarak, sonuna kadar Marksist düşünceyi sindirmiş tutarlı bir sosyalist kaldı. Bu duruşundan en ufak ödün vermeksizin, özellikle 12 Eylül ertesinde, “Atatürk’ün büyüklüğünü günden güne daha fazla anlıyorum” demesi, onun olgunluğunun bir sonucudur. Çünkü, okuyup araştırdıkça ve yaşadıkça, birey ve toplum aydınlanmasının Batıda yüzyıllar süren gelişimini, dâhi bir önderin insanlık tarihinde az rastlanır, belki hiç rastlanmaz devrimci bir kararlılıkla iki on yıla sığdırdığını kavradı ve özümsedi. Süreğen bir hedef olan çağdaş uygarlığın tek temeli aydınlanmaydı. Devrimlerin geniş toplum kesimleri tarafından da anlaşılabileceğini ve destekleneceğini gördü. İnsana duyulan devrimci güvenin, bireyin de güvenilirliğini geliştirdiğini ve pekiştirdiğini anladı.

Tutarlı düşünce ve duruşu

12 Eylül, toplumda bir ayrıştıran olarak, kişilik kaypaklıklarını, iğretiliklerini, kayma ve sapmalarını somut biçimde yaşattı ona. Özellikle izleyen süreçte kişileri tersyüz eden sapkınlıklar, rakipsiz kaldığını sanan kapitalizmin ve emperyalizmin moderne ve aydınlanmaya karşı, gerçeğe ve gerçekçiliğe karşı ortaya attığı postmodern ideolojiyle savaşım, onun tutarlı düşünce ve duruşunu perçinlemiş, berkleştirmiştir.

Cumhuriyet devrimlerini tersine çevirme -açıkçası karşı devrim- çabaları karşısında, yaşamının son otuz yılını araştırma, irdeleme ve incelemeye adadı. Tarih, toplumbilim, kültür, uygarlık, yazınbilim, siyasetbilim vb bu çalışmanın alanları oldu.

Laik düzeni savundu

Aydınlanmanın olmazsa olmazlarının, resmi dil ile anadil arasındaki ayrışmanın ortadan kalkıp, eğitim dilinin, resmi dilin, giderek ibadet dilinin anadil olmasının kaçınılmazlığını, bu süreçleri geçirmiş ülkelerden şaşmaz ve kesin örneklemelerle bir kez daha ortaya koydu.Uygarlaşmada, çağdaşlaşmada anahtar kavramların saptırılması, yozlaştırılması karşısında, temel kaynaklarına, felsefesine dayanarak, bu kavramları yeniden tanımladı. Bunların başında da laiklik gelir. Bunun en keskin ve en hassas tanımını bir tümceyle ortaya koydu: Egemenliğin, göksel bir gücün değil, yurttaş bireylerden oluşan ulusun ve toplumun olması!

Yurttaş birey olmanın yolu da yalnızca akla ve bilime dayanan çağdaş laik eğitimden geçer. Düşünen yurttaş bireysiz demokrasi olmaz. Dolayısıyla demokrasinin temeli de laik düzendir. Demirtaş, yılmadan usanmadan bunları yazıyla, sözle anlattı.

İktidara ve iktidarın dış desteklerine yamanma kolaylığıyla, gerçekten düşünme zahmetinden sıyrılan sözde aydınların, bu ezber bozmalar, öneriler, eleştiriler karşısında suspus kalmaları, Demirtaş Ceyhun’u hem şaşırtmış, hem öfkelendirmiştir. 12 Eylül ile başlatılan, gerçekten düşünce ortamında tartışmanın yok edilmek istendiği sürece karşı inatla direnmiş, düşünme ve tartışma eylemini sürdürmüştür. Düşünce üretmeyen bir toplumun, çağdaş uygarlığı yakalaması olanaksızdı.

Sevgili Aziz Nesin gibi, Ceyhun da halkını ölesiye seven bir aydındı. Bu yüzden, onu çağdaşlıktan uzaklaştıran tavır ve davranışlar karşısında, derisini seven debbağ gibi kendi toplumunu eleştirmekten de hiçbir zaman geri kalmadı. Bu onun aydın sorumluluğuydu ve de dürüstlüğüydü. Eksikler bunca göze batarken, kendi kendimizi övmenin kimseye bir yararı yoktu. Ama insanca tutum ve davranışlar özellikle yazınsal yapıtlarında hep yüceltilmiştir.

12 Eylül sonrası edebiyat çalışmalarını büyük ölçüde yavaşlatmış, inceleme, irdeleme ve araştırmaları öne çıkarmıştır.

Ama üç romanı, on kadar öykü kitabıyla zaten çağdaş edebiyatımızda yerini almıştı. Gerçekçi edebiyatımızın ustalarındandır.

Bu yüzden, postmodern sürecin, edebiyatı ve sanatı toplumdan ve düşünen bireyden koparıp, toplumla ve insanla gerçek bağıntısı yerine, tıpkı ortaçağdaki gibi, masal havasına sokması, bir kitabına ad olan, edebiyatı geri istemeyi de gündeme getirmiştir.

‘Cadı Fırtınası’ romanı

Şimdi Cumhuriyet Yayınları arasında yeni baskısı yapılan “Cadı Fırtınası” romanı, benim görüşüme göre, gerçekçi edebiyatımızın bir başyapıtıdır. Türkiye’de yarım yüzyılı aşkın bir süredir yaşanan büyük göçle, kırsaldan kente gelen insanın, arada kalmışlığının mükemmel bir romanıdır.

Demirtaş Ceyhun, 17 Aralık günü 75 yaşında! Bu kutlu bir gündür. Her dem delikanlılığı ve kaysı gülüşüyle, anımızda ve belleğimizdeki tazeliğiyle o da bu günü bizimle kutlayacak. Onun arkadaşı olmak benim için hep bir ayrıcalıktı. Sevgiyle anıyorum.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kaygan Mantık 7 Şubat 2014
Yargı ve Demokrasi 30 Ocak 2014

Günün Köşe Yazıları