A+ A-

Birleşik Arap Emirlikleri'nden Türkiye’ye radikal İslam uyarısı

Katar krizi ile birlikte ikili ilişkilerin yeniden gerildiği Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Bakanı Enver Gargash, Ankara’ya “Tarafsız kal” mesajı yolladı. Gargash’a göre Türkiye erken hareket etti. Gargash, Türkiye’nin İslamcı partilere siyasi desteğinden ve Mısır’a karşı tavrından rahatsız olduklarını vurgularken Müslüman Kardeşler ve Hizbul Umma üyesi 4 kişinin iadesini beklediklerini söyledi.
Yayınlanma tarihi: 06 Ağustos 2017 Pazar, 21:40
[Haber görseli]
 
Türkiye’nin, Katar krizi ile birlikte ilişkilerinin yeniden gerildiği Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dış İlişkilerden Sorumlu Bakanı Enver Gargash, Ankara’ya “tarafsız kalma”sı mesajı yolladı. Gargash, Türkiye’nin islamcı partilere verdiği siyasi destekten ve Mısır’a karşı tutumundan rahatsız olduklarını vurgularken, Türkiye’den Müslüman Kardeşler (MK) ve Hizbul Umma üyesi 4-5 kişinin iadesi için de yanıt beklediklerini söyledi.
 
Bakan'ın Cumhuriyet'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
 
-İki ülke ilişkileri ve Katar krizinin etkilerinden başlarsak...
 
Katar krizi, Türk medyasında adil bir şekilde yansıltılmadı. Türkiye bizim için çok önemli bir ülke. Türkiye büyük bir Orta Doğu ülkesi ve aynı zamanda bizim ortağımız. Bizim Türkiye ile kapsamlı bir ticaretimiz var, 9 milyar dolar civarında. 4,5 milyar dolar Türklerin yatırımı. Burada çok aktif ve profosyonel bir Türk topluluğu var. Ve çok sayıda Türk ziyaretçi var sanırım 130 bin civarında; yaklaşık 40 bin de bizim vatandaşlarımız ziyaret ediyor. Bizim önemli bir ekonomik bağımız var. Bu perspektiften bakınca, Katar krizinde  bizim görüşlerimizi açıklamak  çok önemli. Temel olarak Katar krizine iki açıdan bakmak gerek. En önemli açı, Katar'ın  aşırıcı, cihatçı ve bazı olaylarda da terörist gruplara desteği. Biz bunu çok büyük bir problem olarak görüyoruz. Ve bu bir gerçek. Mesela 59 kişi ve 12 örgütle ilgili bir liste yayınladık. Bu şahısların bir çoğu ya Katar'da oturuyor ya da Katar tarafından destekleniyor. Ve bu kişilerin bir çoğu ABD, AB ve BM  tarafından yasaklanmış. Bunların bir çoğunun yasaklı listesinde yer almasının nedeni, Suriye, Libya, Somali gibi ülkelerde El Şebab'a El Kaide(EK) gibi örgütlere para aktarmaları nedeniyle. Dolayısıyla bizim burada açık bir sorunumuz var ve bu MK'nın da ötesinde. MK bir tartışma konusu olabilir. Bizim için MK, bölgede gördüğümüz birçok terörizm kaynağıdır ama bu konu onun da ötesinde.
 
MODERN CİHATÇILIĞIN KÖKENİNDE KUTUB VAR 
 
-Siz niye MK'yı terörist örgüt olarak görüyorsunuz?
 
Birçok nedenle. Tüm modern cihatçı görüşler  Seyyid Kutub'un görüşleri üzerine inşa edildi. Temel olarak da, islami gözüken bir toplumda yaşayabilirsiniz ama bu gerçekte islami bir toplum değildir dolayısıyla meşru hedeftir diyor. Birçok modern terörist cihatçılığın temeli buna dayanıyor. MK, yeni halinde de bu düşünceyi uyguluyor; bu düşünce MK için temel. Bunun haricinde ayrıca eğer El Kaide (EK) liderliğine bakarsanız; bunların eskiden MK'den olduğunu görürsünüz; mesela Osama Bin Ladin, veya Eyman Zevahiri. Bugünkü birçok modern cihatçı teröristin MK ile bağı olduğunu görürsünüz.
-Sizin topraklarınıza MK tarafından bir saldırı oldu mu?
Biz devletin istikrarını zedeleyen örgütler bulduk; burada büyük bir aşiret vardı devletin istikrarının altını oyan ve bunlar MK'nın parçasıydı. Bunu gördük.
 
KATAR FIRSATÇI 
 
-Deniyor ki, Katar'ın terörizme destek verdiğine dair kanıt gösteremiyorlar?
 
Birçok alan var. Bir örnek vermeme izin verin. Son İngiliz Dışişleri raporunda , İngiliz parlamenterleri yanıtlarken, 'Mısır'daki MK ile ilgilenmeyeceğiz çünkü Mısır'da şiddeti desteklediler' deniyor...
 
-Ama bu İngiliz raporu
 
O zaman size örnekler vereyim. Birincisi; Seyyid Kutub'un düşünceleri modern cihadçı teröristlerin İncili olarak duruyor. MK çıkıp, o bizi artık temsil etmiyor demedi. 'Onun kırk yıl önceki düşünceleri bizi temsil etmiyor' demediler. İkincisi; daha önce de söylediğim gibi, bugünkü modern terörizmin bir çok lideri Kutub ile bir noktada birlikteydi. Bin Ladin'i, Zevahiri'yi vurguladım. Ve liste dürüst olmak gerekirse uzun...Üçüncü olarak da biz Mısır örneğini gördük;  ki burada MK, şiddet ile tarihi bir rol oynadı ve sadece tarihi olarak değil, son olarak da Mısır sisteminin altını oymaya çalışarak. Eğer MK'nin siyasi şiddetle bağını görmek istemezseniz, o zaman sizi ikna etmek çok zor olur. Ama bence ilişki olduça açık ve kanıt oldukça fazla. Katar'a geri döndüğümüzde, sadece MK'nin eşi değil ve bizim artık düşünmeye başlamamız lazım, Katar bu bu davaya gerçekten inanıyor mu yoksa bu fırsatçılık mı? Benim görüşüme göre fırsatçı.
 
SİYASİ İSLAMLA FLÖRTÜ ARAP BAHARIYLA BAŞLADI 
 
-İdeolojik değil yani
 
Hayır ideolojik değil. Birçok nedenle. Birincisi; Katar bu politikaya 1995'te İsrail'e açılımla başladı. Katar, İsrail delegasyonuna, rejimine, temsilcilerine  kapı açan ilk Körfez ülkesiydi. Sonrasında Katar'ın, büyük bir suçu vardı; nasıl oldu da Amerikan birlikleri Arap Yarımadasına gelebildi? Biliyorsunuz ki bu tamamen kabul edilemez. Açık olarak görülüyor ki bu kampanyada çok fazla fırsatçılık vardı çünkü Amerikan birlikleri SA'ı,  Katar'a geçmek için terk ettiler ve bir kez daha bu fırsatçılığı görüyorsunuz. Buradaki fikir; 'ben tüm bu çelişkileri kullanacağım ve  bu çelişkilerden, bölgenin dış politikasında, kendim için güvenli bir alan yaratacağım'. Bunun ardından biz Katar'ın Kaddafi, Esad, Hizbullah ile yakınlaştığını gördük. Bu 2005 -6  döneminde çok açıktı; benim Katar'ın dış politikasında 'fırsatçılık faslı' dediğim yeni bir dönemdi. Yani açıkça, İsrail'den, en yakın arkadaşınızın Esad, Hizbullah, Kaddafi olduğu bir döneme geçildi. Ve Arap Baharı'yla 2010-11'de Katarlılar siyasi islam ile flört etmeye başladılar. Bu benim deyişimle yeni bir podyum için bir başka adımdı. O zamandan beri Katar dış politikası 2010-11'den itibaren siyasi islam ile ittifak yaptı. 
 
ABD İSTEDİ
 
-Bugün değişim sürecinde olan Hamas o dönemde  MK'ci diye eleştiriliyordu? 
 
Evet ama Hamas tartışmasında, benim kendi kaynaklarımdan bildiğim, Katar da rol oynadı. Katar, Taliban ofisini memnuniyetle karşıladı çünkü Amerikalılar istedi.
 
-Ama 2-3 gün önce NYT'nin manşetinde sizin ABD Büyükelçinizin aslında BAE'nin Taliban ofisine evsahipliği yapmak istediğine dair hacklenen mailler vardı?
 
Bu dönemde ABD'liler Taliban ile bir bağ istediler siyasi diyalog için; bize ve bölgedeki diğer ülkelere sordular. NYT'de gerçeklerin yarısı var. Biz o dönemde, Taliban ofisini kabul ederiz ama 3 önşartımız var dedik. Bu şartlar şöyleydi:  'Osama Bin Ladini reddetmeliler',   'Afganistan'da siyasi, anayasal süreci kabul etmeleri gerek' ve 'silahlarını bırakmaları gerek'. Taliban bu önşartları reddetti ve sonuç olarak Abu Dabi'de bir ofise gelmediler;  bu şartlarda ısrarcı olmayan Katar'a gittiler.
Hamas hikayesinde de, şunu bilmek ilginç olacaktır; Katarlılar o zaman,  ABD ve İsraillilerden, Hamas bürosunun açılması için izin istedi.
 
KATAR,  AŞIRICILAR İÇİN MİLYARLARCA DOLAR KOYDU
 
-Arap baharına dönersek...
 
2011'de, Katar'ın, Arap Baharı'nda önemli rol oynadığı hissi vardı. Birçok batılı istihbarat örgütünde ve birçok düşünce kuruluşunda, bölgenin, Arap dünyasının çok büyük değişimden geçtiği düşüncesi vardı ve bu değişikliğe öncülük edenler de siyasi islamcılardı. Katar, siyasi islamcılara yeni bir podyum sağlayarak, buna öncülük etti . Ve 7 yıl sonra bu yürümedi. Mesela biliyoruz ki, MK, Mısır'da toplum tarafından reddedildi. Bazı insanlar, askeri darbeyle birlikte, MK'ya karşı değişimi görmek istedi ama bu ondan çok daha büyüktü.  Gerçekte Mısırlıların büyük bir kısmı gelip, 'dini bir devlet görmek istemediklerini' söylüyordu. Bence bu önemli. O dönemden beri Katar, milyarlarca doları islamcıları, siyasi islamcıyı, aşırıcıları desteklemek için harcadı. Bir örnek vermeme izin verin, Esad'a karşı Suriye devrimi halkın devrimi olarak başladı. Biz de grubun bir parçasıydık ve neler olup bittiği konusunda çok endişeliydik. Bilinçli olarak radikalleştirildi. O dönemde birçok dostumuzu uyardık; BAE, 'dikkatli olun çünkü biz bu devrimi radikalleştiriyoruz' diyen ilk ülkelerden biriydi.
 
NUSRA VE BENZERLERİ İÇİN SONRA ENDİŞELENİRİZ
 
-Ama BAE de muhaliflerin yanındaydı 2011'de...
 
Evet öyleydik , destekliyorduk ve Suriyelilerin isteklerini desteklemeye devam ediyoruz ama biz birkaç yıl önce uyarmaya başladık; iki üç problem var diyerek. Birinci sorun; biz çok önce bu konuda siyasi çözüme ihtiyaç var dedik. İkincisi, biz, Nusra ve benzer diğer örgütlerin muhalif grupların büyük bölümünü oluşturmasından çok endişeliydik çünkü problem, ahlaki olarak zemindeki üstünlüğünü kaybetmektir. Eğer DAEŞ'li insanları görüyorsanız bugün rejimi nasıl eleştirebilirsiniz. Her ikisi de birbirinden beter. Ve biz çok önceden uyardık. Yanıtın ne olduğunu biliyor musunuz? Sizin ülkenizden ve Katar'dan gelen yanıt, 'bunlar sahadaki en iyi savaşçılar, önce savaşı kazanmamıza izin verin ve bunun için daha sonra endişeleniriz' oldu. Davutoğlu dönemi,  2013-2-014 yıllarında...Ve açıkçası sürekli olarak birçok toplantıda alarm zillerini çalan ilk bizdik; bu politikalar Suriye devrimini destekleyecek politikalar değil diyen. 
 
SURİYE HALKININ GERÇEK SESİ KAYBOLUYOR 
 
- Ama BAE için Ahrar da terörist bir örgüt. Neden?
 
Bizim temel olarak nerede durduğumuzu görmeniz lazım. Hep söylediğimiz, bu bölgede olanlar trajiktir. Bunun bölgemizde olmasının nedeni de gri alanın çok geniş ve büyük olması. Birçok insan, ilk başlarda, BAE'nin çok yaygaracı olduğunu söyledi, bu tehlikeyi nasıl gördüğümüz konusunda. Temel olarak, biz kendimizi oldukça muhafazakar  müslüman bir toplum olarak görüyoruz. Ama dini, oldukça radikal bir görüşü empoze etmek için kullanmak bizim kabul etmeyeceğimiz birşey. Ve birçok defa, konu şiddet kullanımına gelince, konu terörizm olunca bu siyah- beyaz kadar net olmalıdır dedik. Ve geçmişe baktığımızda bence biz haklıydık. Dolayısıyla açıkçası Suriye konusuna baktığımızda, 2013-14'te biz şu sonuca vardık ve  bu hala geçerli; bu askeri yönden olmaz, siyasi çözüm ile olmalı. Sonuç olarak artık birçok terörist ve şiddet kullanan  örgütü görmek çok kolay çünkü gerçekten de artık  gerçekten Suriye halkının gerçek sesini kaybediyorsunuz
 
NUSRA VE CİHATÇILARA BAHİS OYNAYANLAR KAYBETTİ 
 
-Sizin Suriye'de sahada bugün desteklediğiniz bir grup var mı?
 
Hayır. Söylediğim gibi Suriye savaşı giderek radikalleştikçe, biz kendimizi buradan çekmeye ve daha çok siyasi ve insani sürece konsantre olmaya başladık. Eğer Suriye'de bizim söylediklerimiz dinlenseydi, bunları görmeyecektik, çok önceden uyardık ama günün sonunda biz Suriye'de büyük bir oyuncu değiliz. Biz karar verici değiliz. Ama işlerin çok kötü gittiğini gördük, Nusra, cihatçılar ve diğerlerinin üzerine oynanan bahis kaybetti  ve ne açık ki bu bölgeye daha çok tehlike getirdi. Açıkçası, bizim siyasi bir sürece ihtiyacımız var, biz Suriyedeki  büyük insani felakete; öldürülenler, mülteciler açısından bakıyoruz , endişeliyiz çünkü bir mülteci 17 yıl sonra bile yeniden yerleştirilemiyor. Ve açıkçası bu bizim izin büyük endişe kaynağı. Katar konusuna dönersek, bana göre hiç bir zaman, prensip sahibi değildi, her zaman fırsatçıydı ama Arap Baharı'ndan bu yana desteği esas olarak siyasi islami gruplara oldu, MK'den daha radikallerine kadar... Ve biz bunu birçok alanda gördük...
 
TÜRKLER MK'NIN ŞANSINI ZORLUYORDU 
 
-Türkiye'nin Katar ile Suriye'deki işbirliğini nasıl görüyorsunuz?
 
Her kriz kendi dinamiklerini yaratıyor ve bunları kontrol edemiyorsunuz. Davutoğlu ile uzun süre önce yaptığım bir tartışmayı anımsıyorum. Dedim ki; 'sizce Türkiye Suriye hükümetindeki siyasi pozisyonunda, manevra alanı kalmayacak kadar ilerlemedi mi?' O bana karşı çıktı. Ama gerçekten de geçmişe baktığımda... Türkler hep, Suriye muhalefetinde hep MK'nin şansını zorluyordu. Ve bence bu doğru bir politika değildi. Suriye muhalefetini radikalleştirmediğimiz bir tutuma ulaşmalıydık. Başından itibaren siyasi bir süreç üzerinde israrcı olmalıydık. 
 
-Yani Esad'ın koltuğu bırakması için zamana mı gerek var yoksa kalabilir mi?
 
Şimdiki genel mutabakat, Suriye'de kazananın Rusya olduğu. Yani Ruslar artık oradaki büyük oyuncu. Bizce İran’ın Suriye’deki rolü yıkıcı çünkü Rusların başarılarını siyasi bir sürece dönüştürmeye ihtiyacı var. İranlıların Esad’a gerçekten bağı var. Onların Rusların sahip olduğu  imkanları yok. Ayrıca İranlılar çok daha mezhepçi bir güç olarak görülüyor. Ruslar elbette harici bir güç, bu tamamen farklı. Yani açık ki geldiğimiz nokta, ilk olarak Suriye istikrar getirmemiz gerek. Bu perspektiften, Astana sürecinin bir çok sonucunu olumlu görüyoruz eğer istikrar getirebilirse. Ama daha geniş bir siyasi sürece ihtiyacımız var. Şimdi bu daha geniş siyasi süreç Esad'a bağlı; o kalacak mı? BAE bu konuda birkaç yıl önce  çok da ilgi gören bir dizi fikir ortaya koydu. Bunlar Suriye’de, başkanın pozisyonunun artık önemli olmadığı,  parlamenter sistemdi. Daha önce de söylediğim gibi biz büyük bir oyuncu değiliz. Suriye’de; İran’ı, Kürtlerin heveslerini, DAEŞ’i yaratan , muhalefeti radikalleştirien ve bölgedeki en büyük insani krizi gördük. Bence Suriye krizini radikalleştirmek çok büyük bir hataydı. Ve geçmişe baktığımızda, bunu yıllar önce gören ve mesafe koyan bir ülke olmak önemliydi. 
 
-Ama Esad iktidarda kalmaya devam ediyor?
 
Dürüst olmak gerekirse şu an ben Esadın devam edebileceğini düşünmüyorum. Kalıcı bir çözümde böylesine büyük bir yıkımın büyük bir kısmından sorumluyken nasıl kalabilir ki?
 
-DAEŞ'in oluşumunda Esad'ın rolü var mı sizce? 
 
Yüzlerce radikalin hapisanelerden bırakıldığını duydunuz heralde. Nasıl bir geçiş olursa olsun bence onun üzerinde ısrarcı olmamız lazım. Siyasi gerçekler, artık Esad'ın önemli bir rol oynamasını çok zorlaştırıyor.Ben asıl Suriye'nin nasıl görüneceği ile ilgili endişeliyim. Biz temel olarak hala sorunun siyasi olarak çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Ülkede kimse, Esad bile tamamında  kontrole sahip değil. Kürtler, Amerikalılar, muhalif gruplar orada. 
 
ASTANA’DA ARAP YOK 
 
-Astana sürecindeki ateşkesin yürüyeceğini düşünüyor musunuz? 
 
Ateşkes, istikrar sağlayacak her türlü girişimi memnuniyetle karşılarız ama Astana'da bizim temel sorunumuz; Suriye Arap ülkesi olarak, orada Arap bir unsur yok. 
-Arap ülkelerinin yeterince Suriyeli mülteciye evsahipliği yapmadığı eleştirilerine ne diyorsunuz? 
Burada 150 000 Suriyeli krizden önce vardı. BugÜn 250 bin Suriyeli var. Gelenlerin bir çoğu çalışıyor, mülteci kampında değiller. 
 
KATAR SUUDLARA KOMPLO KURDU
 
-Katar krizi neden Trump’ın SA'nı ziyaretinin hemen ardından çıktı? 
 
2013'te Katar Emiri tahtı oğluna bırakarak  oldukça zor koşullarda ayrıldı. Çünkü o dönemde, Kaddafi'nin düşmesinin ardından, Kaddafi'nin görüşmelerini kaydettiği ortaya çıktı. Bu kasetlerde, Emirin ve Başbakanın, SA aleyhine komplo kurduğu ortaya çıktı. Bu bir şok yarattı Suudlarda çünkü hanedan ailesi ve yöneticileri aleyhine komplo kuruyorlardı. Ve bu hep problem oldu bizim için, çünkü günün sonunda Katar, diğer Körfez ülkeleri gibi muhafazakardı; Katar da bir hanedanlık, soya bağlı bir Emirlik. Diğer Körfez ülkelerinde kısmi seçim, atanmış bir parlamento var ama Katar da yok. 
 
-Ama Suudlarda da yok... 
 
Suudların atanmış bir Meclis’i var. Söylediğim Katar oldukça gelenekçi bir ülke; dışarıya modern bir ülke imajı veriyor ama içerde böyle değil. Yeni Emir bu durumla karşı karşıyaydı. Ve geldi dedi ki 'Bana babamla ilgili soru sormayın, yeni bir sayfa açılıyor, bana benim dönemimle ilgili soru sorun' Bunun üzerine bir anlaşma yapıldı 2014'te, Katar'ın neler yapması gerektiği konusunda. Katar'ın bu anlaşmadan uyguladığı tek madde, El Cezire'nin Mısır'daki yayınını durdurmak oldu. Yani onlar bir anlaşma imzaladı ama buna bağlı kalmadı. Şimdi anlaşmadan 3 yıl sonra, Katar'ın hiçbirini uygulamadığı anlaşıldı. 
 
-Neden şimdi, Haziran'da?
 
Bence bazı şeylerin birleşiminin sonucu... Birincisi; üç yıl içerisinde Katar'ın sözünü tutmadığını gördük. . İkincisi, rehinelere  milyon dolarların verildiği Irak-Suriye pazarlığından şok olduk. 
 
-Ne oldu orada?
 
Katarlılardan birgün bir telefon aldık, Bağdat'ta elçilikleri olmadığı için, rehineleri dışarı çıkartmada gerekli dökümanlara ihtiyaçları vardı. Biz de elimizden gelen desteği verdik ve süreci takip ediyorduk. Rehine pazarlığının eli kulağında olduğunu sanıyorduk. Sonrasında günler geçti, ve anlaşma olmadı. Kontrol ettik ve gördük ki Irak hükümetinin bir sorunu vardı. Sorduğumuzda, Rehineleri alacak olan uçakta 3-4 milyon dolar nakit para var dediler. Bu rehineleri almak için gelen uçaktı. Elbette sonrasında diplomatik olarak bu paranın uygun olmadığı mesajı verildi. Ama ortalıkta verilen çok fazla para vardı. 
 
-Türkiye ve İran'ın bu pazarlıkta rolü neydi? 
 
Kısmen Suriye'de ama paranın bir kısmı İranlı gruplara gitti. Bu konularda aşırıcılığın tehlikesi konusunda çok net olmalıyız. Bence bugün tehlike daha büyük; Türkiye birçok terörist saldırı gördü. SA, London, Brüksel terörist saldırıları yaşadı. Kimse güvende değil. 
 
-BAE'de niye olmadı ? 
 
Dürüst olmak gerekirse şanslıydık; güvenlik kadar şansa da ihtiyacınız var. Bizim terör tehdidini yok etmemiz gerek ve bunu yok ederken, milyonlarca doların bu gruplar için ortaya saçılmasını kabul edemeyiz
 
TRUMP TETİKLEYİCİ DEĞİLDİ 
 
-Trump'ın ziyareti bir dönüm noktası mıydı? 
 
Makro perspektiften evet ama acil tetikleyici değildi. Macro açıdan ABD yönetiminin terörle mücadeleyi öncelikli kabul ettiğini görebilirsiniz. Biz bunu Yemen'de AK'ye karşı yaptığımız operasyonlarda da görüyoruz. Yani makro açıdan evet ama bu ziyareti belirleyici görmem. 
-Erdoğan’ın bölge turunun ardından Katar krizinde ne noktadayız?
Birkaç önemli konu var. Türkiye'nin pozisyonu konusunda, bence Türkiye çok çabuk Katar'ın pozisyonuna sempati duyduğunu açıkladı bu da Türkiye'nin bir arabuluculuk rolünü yok etti. 
 
TARAF OLMA
 
-Çünkü koşullardan biri Türk üssüydü, deniyor ? 
 
Elbette bir açıdan. Ama bizim Türkiye'ye temel yaklaşımımız, tarafsız olmasıydı. Türkiye'nin bizimle ve bölgedeki diğer ülkelerle birçok çıkarı var. Ve bence Türkiye'nin taraf olmaması herkesin de çıkarına uyar. Bence söylenenler, Türkiye'nin gerçek çıkarından daha önemli olmamalı. Türkiye'nin gerçek çıkarı siyasi olarak herkesle iyi ilişkilere sahip olmaktır. Ekonomik açıdan da Türkiye, önemli bir ticaret ortağıdır, bizim için önemli turizm güzergahıdır, insanların hayran olduğu bir yerdir... Bence bu çok önemli. Katar krizinde nerede olduğumuza gelirsek, biz  sürekli olarak bunun siyasi olarak, diplomasiyle çözülmesi gerektiğini söyledik. Ve bu bölge içerisinde, Kuveyt'in arabuluculuğunun geliştirilmesiyle çözülmeli. Ama Katar tamamen inkar pozisyonunu koruyor, ki Bahreyn, size Katar'ın, istikrarlarının altını sürekli olarak nasıl oyduğunu söyleyecektir. BAE'de MK'e destek verdiğini de tamamen inkar ediyor. Ve bunun kayıtları var. Hala Mısır'ın altını oymak için milyonlarca dolar harcamaya devam ediyor ve bunu tamamen inkar ediyor. SA'ın altını oymasına rağmen inkar etmeye devam ediyor ve bunlar kayıtlarda. Eğer Katar geçmiş teammüllerini gözden geçirmezse  ve bu uygulamalarının son krize neden olduğunu kabul etmezse, o zaman bu kriz uzun sürecektir. Katar diplomasi her kapıyı çaldı ama esas konuyla uğraşmadı. Her uluslararası örgüte başvurdular ve şikayet ettiler. Son olarak ICAO'daki başvurularını kaybettiler. Her yerde, küçük bir ülkenin kontrol edilmeye çalıştığını anlattılar ama gerçekte Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)'e  bakarsanız, bir büyük SA ve 5 küçük devletten oluşur. Yani sadece Katar değil, biz hepimiz küçük ülkeleriz. Ve KİK’in her zaman bağımsız politikaları vardır. Uman'a, Kuveyt'e, BAE'ye bakın; hep bağımsız politikalarımız vardır. Ama bunlar kriz yaratan politikalar değildir. Niye bu politika kriz yarattı? Çünkü bu aşırıcılığı, terörizmi destekleyen ve komşularının altını oyan bir politika. Şu anda bulunduğumuz durum, Katar 'Burada yanlış bir şey var, bunu çözmeliyim' diyene kadar devam edecektir. 4 Arap ülkesi olmayan birşeyden kriz yaratmadı. Onların bize zarar veren politikalarının kayıtları var. Açıkçası, İran bu durumdan  faydalanabilir ama bu İran meselesi değil. Bu Katar'ın özel olarak aşırıcılığa ve birçok olayda da terörist örgütlere verdiği destekle ilgili. 
 
TÜRK ÜSSÜ ZAMANLAMA SORUNU 
 
-Katar ve Türkiye askeri bir tatbikat yaptı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Neden Türk üssünden rahatsızsınız? 
 
Bence konu zamanlama sorunu. Bu anlaşma bir süre önce imzalanmıştı. Eğer 2014'te yürürlüğe konsaydı, kimse bununla ilgili endişelenmezdi. Ama bunun kriz sırasında olması Katar'ın gerilimin tırmanmasından endişelendiğini gösteriyor. Hepimiz, tırmandırmayacağımızı söyledik; bence 3 yıl önce imzalanan bir anlaşmanın kriz sırasında uygulanması, zamanlaması, bizim farklı bakmamızı sağlıyor.
 
-Sizce Türkiye, Katar'ın terör kanunlarında, terör listesinde adım atmasında etkili olabilir mi?
 
Buna daha sonra geleyim. Birkez daha söyleyeyim; Türkiye önemli bir ülke, büyük bir ülke ve çok fazla bağımız olan bir ülke. Sanırım Türkiye, tarafsız bir tutum alacak kadar akıllıdır ve Katar'a, siyasi sürece hazırlanmak için  politikalarını gözden geçirmeyi tavsiye eder. Bu devam eden izolasyon ve devam eden yaptırımlarımız bölgedeki krizdir; bunu kabul etmeli. ABD ile imzalanan Mutabakat Muhtırası'na gelince, daha önce de söyledim; bu olumlu. Ve bir çok adımdan biri. Sadece muhtıra değil, Emir aynı zamanda bizim 59 kişilik listemizin yeniden gözden geçirilmesi için bir kararname yayınladı. Çünkü başında Katar listeyi reddediyordu; ki bu insanların bir çoğu ABD'nin, AB'nin BM'nin yaptırımları altında
 
TÜRKİYE’DEN İADESİNİ İSTEDİĞİMİZ 4-5 KİŞİ İÇİN YANIT YOK
 
-Bu listedekilerden  kaçı Türkiye'de? 
 
Hiç fikrim yok ama TÜrkiye'de hakkında hüküm bulunan bazı BAE vatandaşları var
 
-Kaç kişi? 
 
Sanırım 4-5 kişi var. 
 
-MK olan mı? 
 
Bazıları MK bazıları daha da ötesi EK, cihadçılara yakın olan  olan Hizbul Umma partisi üyesi. Tüm bu insanlar hakkında yasal hüküm var ve şu an onlar Türkiye'de. -İadelerini istediniz mi? 
Sanırım yasal olarak konuşmadık ama güvenlik kaynaklarıyla konuşuldu. Ama Türklerden bir yanıt görmedim. Eğer bize yanıt verirlerse yasal süreci başlatacağız. 
 
-BAE'nin bazı Gülencileri gönderdiği doğru mu? 
 
Sanırım krizin başında; burada yerleşik olmayan, transfer geçiş yapan birilerini gönderdik. 
-Ama sizin vatandaşlarınız için resmi talepte henüz bulunmadınız? 
Bildiğim kadarıyla yasal olarak bulunmadık ama bu konuda görüşmeler var çünkü bu insanlar Türkiye'yi, BAE'ye karşı problem yaratmak için bir üs olarak kullanmaya devam ediyor
 
DARBEYE DESTEK İDDİASI SAÇMALIK
 
-Erdoğan ve Çavuşoğlu, BAE'nin adını doğrudan vermeden, bazı Körfez ülkelerinin darbenin sponsorü olduğunu söyledi. 3 milyar vermişsiniz, doğru mu?
 
Elbette değil. Hepimiz, Türkiye'de olanlara, darbe olayına çok şaşırdık. Bunu zaman zaman gündeme getirmek ve BAE'nin rol aldığını söylemek tamamen  saçmalık. Biz, açık politikamız nedeniyle, dini, siyasi bir araç olarak kullanarak muhafazakar müslüman toplumların altını oyan bir çok siyasi islamcı grup tarafından hedef alındık. Saçmalık!
 
-BAE'nin Erdoğan'a ve AKP hükümetine bakışı nasıldır? 
 
Türkiye bağımsız bir ülke. Türkiye başarılı olursa bunu bizim için çok olumlu görürüm; Türk ekonomisi iyi olursa bu bizim için de çok olumludur. Nerede durduğumuzu anlamalısınız. Kısacası biz statükocu bir ülkeyiz ve bölge daha istikrarlı oldukça, biz de daha güvenli hissederiz. BAE'yi bölgedeki birkaç istikrarlı ülkeden biri olarak düşünmek bizim için çok zor. Bu bizim için tehlike demek.  Ve Türkiye'nin kendi içerisinde ve komşularıyla barış içerisinde, iyi olduğunu gördüğümde bu bizim de çıkarımızadır. Bu istikrar için daha iyi bir alan yaratmaya yardım eder. Bu her ülke için geçerli, İran ve diğerleri için de. Bir ülkenin kendi iç istikrarı ve zenginliği  için çabalaması benim için de iyidir. Ben böyle görüyorum
 
TÜRKİYE İLE 2 SORUNUMUZ VAR 
 
-Türkiye'ye döndüğümüzde? 
 
Bizim Türkiye ile siyasi düzeyde ilişkilerimiz en iyi düzeyde olmasa da iyi. Ama benim Türkiye ile ilişkilerimde iki şey önemli. Ve bunlar çok net. Birincisi; bir çeşit siyasi islamcılara bir çok ülkede verilen destek; ki bunun içerisinde benim sistemimin altını oyan muhaliflere evsahipliği yapmak da var. Bu benim için sorun.  İkincisi de Mısır'a karşı söylem. Mısır benim için niye önemli? Çünkü benim için Arap dünyasının istikrarını düşündüğümde, iki temel unsur görüyorum. Bu iki temel olmadan Arap dünyasında istikrar olmaz; Bunlar SA ve Mısır’dır. Eğer biri SA veya Mısır'ın altını oyarsa, bu benim dünyamın altını oyuyor demektir. Ben onun bir parçasıyım; küçük bir ülkeyim. Benim dünyam daha güvenli oldukça, ben de daha güvende hissederim. Açıkça bizim Türkiye'nin islamcı siyasi partilere verdiği destekle ve Mısır'a karşı tutumuyla sorunumuz var. 
 
-Bu siyasi partilerin isimlerini sayar mısınız? 
 
MK, Libya'daki birçok grup, Suriye'deki birçok grup... Birçok yerde... Ama nereye geldiğimize dönersek, biz bir çalışma ilişkisine eriştik. Türkiye ile ilişkilerimiz çok daha iyi olabilecekken, şu anda bizim çalışma düzenlememiz var. İnsanlar gidiyor, ticaret yapılıyor, ilişkilerimizde incelikler var ...
 
TÜRK ÜSSÜ İÇİN KATAR DİYALOG İSTEMELİ
 
- O zaman Türk üssünün kapatılması gibi bir şart çözülebilir mi? 
 
Bizim pozisyonumuzu anlamanız gerek, ki bu herkesin pozisyonu. Ki bu Bahreyn'deki toplantı da birkaç gün önce yine vurgulandı.  Orada temel olarak, bizim siyasi diyalog ile ilerlemeye ihtiyacımız olduğu söylendi. Siyasi diyalog da, sunduğumuz 13 maddeye dayanıyor. 
 
-Yani bu diyaloğun başlaması için ? 
 
Birisinin gelip 'bu 13 madde üzerinde diyalog istiyorum' demesi gerek. Katar'ın yaptığı gisi 'Diyalog istiyorum ama bu 13 maddeyi tamamen reddediyorum' diyerek değil. O zaman ne konuşacağız ki? 
 
İRAN’IN SORUNU KÖRFEZE MÜDAHALE ETMEK
 
-BAE, İran ile en fazla ticareti yapan ülkeyken Katar ile işbirliğine neden karşı çıkıyorsunuz? 
 
Katar ile krizin ana nedeni İran değil. İran bu krizden  faydalanmak isteyen taraf. Katar krizinin temel nedeni aşırıcılığa, cihatçılığa ve terörizme verdiği destek. BAE'nin, İran ile büyük ticaretine gelince; BAE'nin her zaman İran ile ticareti büyüktü. Büyük yatırımlar açısından düşündüğünüzde, İran'ın büyük yatırımları Katar'ın kuzey bölgesinde. Ki bu da Katar'ın  temel geçim kaynağı. Bu gerçekten boş bir argüman. Sanırım herkes  İran rejiminin tutumunda değişim görmek ister. İran rejiminin sorunu, onun Arap meselelerine, Körfez meselelerine müdahale etmesi. 
 
ALİ SALİH BİZDE 
 
-Husilere destek vermekle suçlanan Yemen eski Cumhurbaşkanı Abdullah Salih'in oğlu, Ahmet Ali Salih hala sizin ülkenizde mi? 
 
O BAE'de. Sanırım bunun geçmişini anlamamız gerek. Kriz başladığında, bizim politikamız Salih'i Hutsi'den ayırmaktı. Sonuç olarak Ahmet Ali Salih BAE'ye geldi ve onun SA liderliğiyle görüşmesini sağladık. Bunlar biliniyor. Görüşme iyi geçmedi ve O BAE'ye geri döndü.  Sanırım onu burada tutmak akıllı seçimdi çünkü aksi takdirde babasının büyük teğmeni olacaktı. Bence Onu burada tutarak bizim yaptığımız doğruydu
 
- Yani Husilere dolaylı destek verildiği iddialarını red mi ediyorsunuz?
 
Ahmet Ali Salih birçok defa ayrılmak, babası ile çalışmak, onun teğmeni olmak istedi. Biz bunu reddettik ve bu tutum BM ve diğer büyük güçler tarafından da desteklendi. Dediler ki, 'Onu oradan uzak tut' . Ahmet Ali Salih'in hiçbir politik rolü yok, ama biz onu Babasının ikinci adamı olmaktan uzak tuttuk. İki ülke Yemen’in büyük bir bölümünü Husilerden özgürleştirmede büyük bir rol oynadı. Ve biz bu rolü çocuklarımızın kanıyla SA tarafından yürütülen operasyonda oynadık. Tekrar söylemek gerekirse, biz MK ve diğer grupların aşırıcılığının  tehlikesini anlamış bir ülkeyiz. Sonuç olarak da biz bir çok eleştirinin hedefindeyiz, Ahmet Ali Salih olsun veya Beşar Esad'ın ablası olsun...
 
DAHLAN BURADA 
 
-Muhammed Dahlan burada mı?
 
Evet elbette burada; gelip gidiyor. Bence medya onun rolünü abartıyor bizim politikalarımız konusunda. Muhammed Dahlan,  bugün, Hamas ve Mısır arasında kapıların açılması gibi konularda çok yapıcı bir rol oynuyor. O buradaki Filistinli bir kişi ve bu temelde hareket ediyor. Bu arada sizin listeniz tipik MK listesi...
 
-Bu benim listem değil; benim bir listem yok. 
 
Biliyorum ama bu tam da bizim eleştirimizin yansıması
 
ARAP DÜNYASI BÖLÜNMÜŞ DURUMDA
 
-Mescid-i Aksa konusunda İstanbul İİT toplantısına evsahipliği yaptı. Fetih-Hamas ilişkileri ve Mahmut Abbas'ın durumunu da göz önüne alırsak ne bekliyorsunuz?
 
Eğer iyi idare edilmezse tüm Filistin konusu problemli; patlamaya hazır bir problem. Birçok konu var; En önemli konu, Mescid-i Aksa'da ne yapıldığı. Bence bunun dini açıdan sembolik önemi var; sert İsrailliler ateşle oynuyor; ve bence bu bizim üzerinde çalışmamız gereken konu. Bu sadece müslümanlar için endişe kaynağı değil, aynı zamanda batı ülkeleri için de endişe kaynağı. Çünkü onlar İsrail’in yaptıklarının manevi sonuçlarının ne olacağını anladı. Açıkça mesaj, İsrail'in yaptıklarına el atmamız ve güvenliği sağlamamız gerek çünkü bizim için potansiyel olarak büyük bir problem kaynağı. İkinci olarak, Filistin liderliği çok zor durumda. Birleşme için yapabileceğimiz herşey olumlu olacaktır.  Bizim görüşümüze göre Fetih burada büyük bir bileşen olmaya devam ediyor ve Fetih'in bu birleşmede oynayacağı büyük rol var. Üçüncü konu Gazze; burası 2 milyon insanın yaşadığı büyük bir hapishane. Eğer kapıları bugün açarsanız, bence bu 2 milyonun hepsi ayrılmak isteyecektir. Çünkü onların yaşadığı koşullar tamamen kabul edilemez. Orada daha iyi koşullar yaratacak Hamas ile Mısır arasındaki son düzenlemelere olumlu bakıyoruz. Ama yine de temel sorun ne? Bizim yine temel olarak Filistin sorunu ile uğraşmada  Arap dünyasının becerisi ile ilgili sorunumuz var. Bu Arap dünyasının bir yansıması. Arap dünyası bölünmüş, Arap dünyası krizde; bir çok ülke, Suriye gibi varoluş mücadelesi ile karşı karşıya. Birçok ülke sünni ve şii mezhepçiliğinde bölünmüş. Problem de, siyasi islamcılar bunu kendi siyasi ajandaları için kullanmaya çalışıyor. Temel olarak BAE'nin görüşü; Arap dünyasının bu büyük sorunla uğraşması için, bir parça ılımlılık ve istikrar sembolünü getirmemiz gerek. Bizim de çalıştığımız konu bu. Bizim SA ve Mısır'ın temel olduğu görüşümüz, ardında da Türkiye ve diğer ülkelerle iyi ilişkide olarak, eğer daha istikrarlı bir ülkemiz olursa, kendi iç meseleleriyle daha fazla meşgul olan bir ülke olursa, bu hepimiz için iyi olacaktır. Çünkü daha önce de söylediğim gibi komşularımız sorunlarla uğraşırken 'biz iki üç ülke iyi durumdayız' diyemeyiz. 
 
MEKKE’DE EGEMEN BİR ÜLKE VAR
 
-Mescid-i Aksa'daki bu hassasiyetin, Mekke'nin müslümanlar tarafından da ziyareti için de geçerli olmasını isteyen Katar'ın beklentilerine ne diyorsunuz?
 
Bence hac konusunu siyasileştirerek Katar çok büyük taktik bir hata yaptı. Öncelikle Suudiler yıllardır  hac konusunda yıllardır iyi bir iş yaptı. Onlar hep haç konusunu siyasallaştırmaktan uzak tuttu. Bunu siyasallaştırmaya çalışan ülkeler, Suudilerin bu meşru hakkının altını oymaya çalışanlar. Daha önce İran'dı, şimdi de Katar. Günün sonunda, Katar'ın argümanı ne? Mekke'ye direk uçuşunun olmaması mı? Her ülkenin oraya doğrudan uçuşu olduğunu sanmıyorum ama benim tüm anladığım, Katarlı hacıların sayısı bir yılda 1600 kadar. Katar diplomasisi problemin temel kaynağına odaklanmayarak çok ciddi hatalar yaptı. Problemin temel sebebi 'Katar'ın, kendi politikalarıyla bölgenin ve komşularının nasıl canını yaktığı' . Onlar politikalarını gözden geçirmeli. Sonuçta ICAO'ya gittiler hac konusunda... Ben Katar'ın, gazetelerde iki ay kalacak haberlerle, SA ile ilişkilerinde büyük bir uçurum yarattığını düşünüyorum. . Mescid-i Aksa İsrail tarafından işgal edilmiş, kısıtlamalar uygulamaya çalıştığı  bir bölge. Burada ise (Mekke) egemen-müslüman bir ülke var, Aksa'ya önem veren. 
 
KATAR KÖTÜ ÖĞÜT ALIYOR
 
-DTÖ'ye ambargolarla ilgili başvuruyu da böyle mi görüyorsunuz? 
 
Katarlılar konuyu siyasi çerçeveden sunmaya çalıştı, ICAO bunu doğru açıya koydu, teknik bir konu olarak. Sonuç olarak da, tüm güvenlik tedbirlerine uyuluyor ve biz sonuçtan çok memnunuz. WTO süreci hala devam ediyor ama temel olarak Katarlılar tüm örgütlere başvuruyor ve bence onlar kötü öğüt alıyor. ABD'de lobiyi artırdılar, bizim maillerimizi sızdırdılar... 
 
-Onlar da BAE'yi devlet sayfalarını hacklemekle suçluyor? 
 
Kesinlikle anlamsız... 
 
-Kim hackledi o zaman? 
 
Bence bizim güvenilirliğimiz buna yanıt veriyor. Zamanla benim söylediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. 
 
- ABD Büyükelçiniz Yusuf El-Uteybe'nin 250 bin dolar ödediğine dair maillere ne diyorsunuz? 
 
Birçok mail sızdırıldı ve sızan bu maillerle gerçeğin ne olup olmadığını biliyorsunuz. Siz hikayenin bir kısımını görüyorsunuz. Birçok saygın gazeteci bu mailleri yayınlamayı reddetti. Bu, bugün modern diplomasinin bir parçası dedik. Bu maillerin bir çoğu 2011-2012'den. Ve biz yorum yapmama politikasını benimsedik. Çünkü gerçekte ne üretildiğini bilmiyoruz. Bazılarında, Taliban hikayesinde olduğu gibi, gerçekleri kayıtlarla ortaya koyacağız, ki size söylemiştim. Ama bence, ABD Büyükelçimizden yana şanslıyız, o etkili bir diplomat. Bence o bizi çok iyi temsil ediyor. Sızdırılan birçok mailde, ortaya çıkan, BAE'nin özelde ne söylüyorsa halka da onu söylediği. Bu şeffaflık, bir müttefiğin alabileceği en açık mesaj. 
 
TÜRKİYE TÜM TARAFLARA EŞİT DURMALI 
 
-Türkiye'den Katar krizinde bundan sonra nasıl bir tutum almasını bekliyorsunuz?
 
Birincisi; Türkiye önemli bir ülke ve söyleminin politikalarını yönetmesine izin vermemeli. Tüm taraflara olan dostluğu ve kendi gerçek çıkarları yol göstermeli. Türkiye, bu krize, ‘biraz zaman alacak bir kriz’ olarak bakmalı. Sonuç olarak da onun tüm taraflarla kanallarını açık tutması ve tüm taraflara, Katar dahil eşit mesafede durması önemli. 
 
TÜRK-MISIR YAKINLAŞMASININ ZAMANI GELDİ
 
-Siz, Türkiye ve Mısır arasında bu süreçte bir yakınlaşma görmeyi umuyor musunuz? 
 
Bu olmalı. Gerçekten de... Mısır Arap bölgesinde çok büyük bir ülke. Türkiye de büyük bir Orta Doğu ülkesi. Bence artık Mısır-Türk yakınlaşmasının zamanı geldi. Bunun için iki taraf arasında uzun diyaloğa ihtiyaç var. Ama bizim açımızdan, bu ne kadar çabuk olursa bölge için o kadar iyidir. 
 
ÜS ANLAŞMASI KRİZİ TIRMANDIRDI 
 
-Dün Katar ve Türkiye'nin gerçekleştirdiği tatbikatından endişeli misiniz?
 
Tekrar, bu anlaşma 2014'te imzalandı; eğer o zaman etkin hale getirilseydi, krizden bir iki hafta sonra ortaya çıkan endişelerin yükselmesine neden olmazdı. Bu endişelerin nedeni, Katar'ın, birkaç yıl önce imzalanan bir anlaşmayı etkin hale getirerek  krizi tırmandırdığı endişesi. 
 
-Yani bunun Katar'ın egemenlik hakkı olduğunu değil, zamanlamasıyla bunu bir fırsat olarak mı kullandığını düşünüyorsunuz?
 
Bizler 'tırmandırmaya çalışmayacağız' dememize karşın bence Katarlılar krizin başında çok endişeliydi. Bu da size, ne yazık ki bazen izlediğiniz politikaların size güvensizlik verdiğini söylüyor ... 
 
ATATÜRK’ÜN ARAPÇA BİYOGRAFİSİ YOK
 
Bakan Enver Gargash, röportajının sonunda ise Atatürk’ün Arapça biyografisi çevirttiklerini anlattı: 
“Biliyor musunz Atatürk'ün Arapça bir biyografisi yok. Bir tane var o da MK tarafından basılmış. Bu yıl Andrew Mango'nun Atatürk biyografisini basıyoruz. Burada Atatürk hakkındaki görüş çok fazla MK perspektifine, onların anımsamak istediğine dayanıyor. Onlar Atatürk’ün bölünecek ve parçalanacak bir ülkeyi kurtardığını görmüyor”
Comment disclaimer

Etiketler:

mk, gargash, evsahipliği, kutub, sa, bae

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler