Kitap Kokusu: Yazında bir seyrüsefer

Deneyimli dış haberci, gazeteci yazar Mustafa K. Erdemol’un yeni incelemesi; “Kitap Kokusu.” Erdemol’la Kitap Kokusu’nu ve kitap tutkusunu konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 10 Haziran 2019 Pazartesi, 10:36

Deneyimli dış haberci, gazeteci yazar Mustafa K. Erdemol’un kâğıt, mürekkep karışımı kokuyla ilk teması önce gazeteyle başladı sonra da dergilerle sürdü. Sayısız kitap okudu, gazeteci yazar olarak sayısız habere imza attı, otuz yıl yaşadığı İngiltere’de yirmi yıl Cumhuriyet gazetesinin Londra muhabirliğini yaptı, kitaplar yazdı. Bu söyleşimizin konusu ise Erdemol’un yeni incelemesi; “Kitap Kokusu”. İnceleme sadece kitap kokusu üzerinden ilerlemiyor, kitap kurdu Erdemol’un yarı otobiyografik yazın serüveni niteliğini de taşıyor. Yazın ve düşünde bir seyrüsefere davet ediyor! Alberto Manguel nedeniyle yazdığını belirttiği kitabında, tematik bölümlerde konu ettiği yazarlar, filozoflar, bilim insanlarını sadece yapıtlarıyla, okuma ve yazma yöntemleri, disiplinleri, esin kaynakları ile incelemiyor Erdemol. Siyasi, sosyal görüşleri, yaşadıkları şehirler, gittikleri restoranlar, yeme içme alışkanlıkları, bağımlılıkları, fobileri, işledikleri suçlar, takıntıları, hoşlukları, acayiplikleri, sıradışı alışkanlıklarıyla bileştirerek de sunuyor.

Kitabın en önemli özelliklerinden biri de; sırasıyla kayıp, bitirilememiş, okunamayacak durumda olan, hiç basılmamış olan, yeni bulunan, kayıp olduğu sanılıp bulunan, kıskançlık sonucu başkalarınca saklanan, tahrif edilen kitaplara ve kitaplarını reddeden, yok edilmesini vasiyet eden hatta bizzat yok edenlere ilişkin Erdemol’un sunduğu liste. Ayrıca kitabın düşmanlarını yazarken sadece bireyleri, savaşları, cehaleti değil; fırtına, deprem, yangın, sel, nem, kitap kurdu gibi doğa şartlarının etkilerini de inceliyor Erdemol.

Kokulara gelince... Kokular üzerine yazanların ve kokunun yazındaki izini, pek çok yazarın yapıtları ve aktardıklarını filozof Theophrastus’tan, Plinius’a, Matine de Biran’a, Cemal Süreya’ya, Kazancakis’e, Keats’e, Süskind’e, Uğur Mumcu’ya, Zweig’a, Basbanes’e, Schiller’e kadar geniş bir hat çekerek anektodlar üzerinden sürüyor.

Geç saatlere kadar kitap okurken uyumamak için yöntemler geliştirenler, kitaba zarar verenler, kitap koruma konusunda takıntılı olanlar, üstüne kitap okumaktan öyle pek haz etmeyenler hele ki kitap tutkusu nedeniyle resmen kör olanlar ve doğuştan kör olmalarına karşın okumanın peşini bırakmayanlar da merceğinde.

Noktalama işaretlerinin yazındaki yerini de inceliyor Erdemol ki bu kitabının bir özelliği de bu; Peter Carey, Gertrude Stein’ın virgülle kanlı bıçaklı olması gibi Erdemol’un da “ve” bağlacıyla başı hoş değil, kitabında hiç “ve” bağlacı kullanmıyor.

Mustafa K. Erdemol ile yeni incelemesi “Kitap Kokusu”nu ve tutkusunu konuştuk.

MANGUEL’DEN ESİNLENDİM

- “Kitap Kokusu”nu Alberto Manguel nedeniyle yazdığını söylemiştin. Bunu anlatır mısın ilk olarak?

- Alberto Manguel’in “Okumanın Tarihi” kitabını çok büyük bir keyifle okumuştum. Kitaba ait ne varsa olabildiğince yer vermiş kitabında Manguel. Ancak Doğu’dan çok örnek yoktu kitapta. Ben de Manguel’den esinlenerek, Doğu’dan da bizden de örneklere yer verdiğim notlarımı bir araya getireyim dedim. Benimki, bir esinlenme. Bana bir “hareket noktası” sağladığı için Manguel’e teşekkür borçluyum.

- Kâğıt, mürekkep karışımı kokuyla ilk temasının önce gazeteyle başladığını sonra da dergilerle sürdüğünü yazıyorsun. Bu ilk buluşmayı anlatır mısın?

- Yaklaşık elli yıl öncesinin gazetelerinin çok hoş bir kokusu vardı. Bizim ev babamdan ötürü, en az üç gazetenin girdiği bir evdi. Henüz okumayı bile bilmediğim bir yaştayken o kokuları hissetmekten zevk alırdım. Babam ile ağabeyimin kitaplarının bulunduğu sandıktaki kitaplar da çok ama çok güzel kokardı. Buluşma dediğim bu. Hiç gazete, kitap görmeseydim de belki çok erken değil ama sonra mutlaka buluşacaktım o muazzam kokularla.

- Kitabın sadece kitap kokusu üzerinden ilerlemiyor. Bir kitap kurdunun yarı otobiyografik güncesi gibi de. Böyle diyebilir miyiz?

- Kitaplarla ilişkimi anlatmasam havada kalacaktı yazdıklarım. O nedenle kendimden, kitap okuma serüvenimden de söz ettim. Haklısın, otobiyografik bir tarafı da var denebilir.

- Tematik bölümlerde konu ettiğin yazarlar, filozoflar, bilim insanlarının sıra dışı alışkanlıklarını yaratım serüvenleriyle bileştirerek sunuyorsun.

- Kitap Kokusu’nun tematik yapısı, kitaba ilişkin her şey aslında. Becerebildiğim oranda bu “her şeyi” kapsayan bir metin yazmaktı amacım.

EKMEĞİ KOKLAR GİBİYİM

- Kitabı koklamak! Kokusunu içine çekmek... Geçen yüzyılda kalmış nostaljik bir eylem gibi görünüyor. Ama senin bunu kitabının başlığına taşıman ise nostaljik bir eylem olsun diye değil, böyle yaşıyorsun. Bu konuda neslimezi tükeniyor! Sen nasıl bir anlam yüklüyorsun kitap kokusuna, kitaba?

- Bende gerçekten kitabı koklamaktır bu zevk. Ekmeği yemeden önce koklayanlardan farkım yok bu anlamda. “Kitap koklamak ölümü de çağrıştırır” diyen Kawtharanai gibi düşünmeme olanak yok. Slater bir aşçı, yaptığı yemek kokularının kendisine anımsattıklarını kaleme aldı. Erasmus kokuları dahil her şeyini severdi kitabın. Onlara nasıl ölümü çağrıştırmamışsa bana da çağrıştırmadı tabii. Ölümü çağrıştıracak o kadar nesne, duygu varken kitap kokusu neden çağrıştırsın anlamam veremem doğrusu.

- Kokular üzerine yazanların ve kokunun yazındaki izini, uzun yıllara yayılan bir birikimle nasıl sürdün?

- Filozof Theophrastus’tan, Plinius’a, Matine de Biran’a, Cemal Süreya’ya, Kazancakis’e, Keats’e, Süskind’e, Uğur Mumcu’ya, Zweig’a, Basbanes’e, Schiller’e kadar geniş bir hat çekerek sürdüm diyebilirim. Tabii sadece kokunun anlatıldığı sanılabilir Kitap Kokusu’nun. Ben koku vurgusunu kitaba sevgimin bir ifadesi olarak yaptım. Kimi kitapların yazılış öykülerini, yazarlarının alışkanlıklarını, kitapların hangi koşullarda yazıldıklarını, kitabın başına neler geldiğini anlattım daha çok. Okuduğum her kitap bende izler bırakmıştır. Onları yansıttım örneğin. O nedenle diyorum zaten “kendi kitap okuma serüvenim”dir bu diye. Bu serüvende karşıma çıkan ilginç ya da dikkat çekici ne varsa not ettim.

‘VE’ BAĞLACINDAN NEFRET EDİYORUM!

- Molnár’ın Pal Sokağı Çocukları’nın, Kingsley’nin Su Bebekleri’nin, Edith Nesbit’in Demiryolu Çocukları’nın, Wolfgang Borchert’in Bu Salı’sının, Choderlos de Laclos’un Tehlikeli İlişkiler’inin, Orlando Figes’in Nataşa’nın Dansı’nın ve masasına konuk olduğun Troçkist Tony Cliff’in “Rusya’da Devlet Kapitalizmi” ve “Rosa Luxemburg”unun üzerinde neden büyük etkisi var?

- Pal Sokağı Çocukları’nın iyi karakterlerinden iyi insan olmanın tüyolarını aldım. O çocuklar gibi olmak istedim hep. Kingsley’nin Su Bebekleri hayal dünyamı besleyen önemli bir kitap olmuştur. Laclos’un Tehlikeli İlişkileri bir metinde gizlenmiş mizahın ne kadar keyifli olduğunu öğretti bana (şu tür cümleler örneğin; ‘hanımefendi, namuslu biri olsaydım alınırdım bu sözlerinize’), Nesbit’in Demiryolu Çocukları’ndan baba sevgisini, antikomünist tarafını hiç sevmediğim Orlando Figes’in muhteşem Nataşa’nın Dansı’nda bir ülkenin tarihini edebi bir tatla okuma keyfini, Borchert’ten savaş karşıtı olmanın erdemini, Tony Cliff’in Rusya’da Devlet Kapitalizmi’nden farklı değerlendirme biçimlerini, Rosa Lüxemburg’dan da siyasal düşüncemin keskinleşmesini öğrendim.

- Noktalama işaretlerinin yazındaki yerini nasıl inceledin? Sonra Peter Carey, Gertrude Stein gibi virgülle kanlı bıçaklı olan yazarları okurken kitabında kendinle ilgili yaptığın hiç “ve” bağlacı kullanmamanla ilgili bir tespite denk geliyor okur. Kaldı ki fark edilmeyecek gibi değil. Çok da iyi sonuç veriyor! Nedir bu bağlaçla derdin?

- Noktalama işaretlerinin ortaya çıkışına ilişkin bilgilere kitabın tarihini okurken rastlanır zaten kolaylıkla. Kitapta hayli örnek verdim. “Ve” bağlacına ilişkin söyleyeceğim tek şey şu: “Nefret ediyorum”! O kadar canımı sıkıyor ki. Okumayı, akıcı okumayı engelliyor lanet bağlaç. Bir çok kitabı okurken “ve”yi atlayarak okurum. Su gibi akıyor metin. İlk kitabım olan Lordlar Kamarası’nda editör kurbanı olarak “ve” var maalesef. Çok ama çok bozuldum gördüğümde. Sonrakilerde, eğer yine editör müdahalesi olmamışsa, hiç yoktur, kullanmam. Sadece haberlerimde zaman zaman kullanırım ama özellikle değil.

FİKRET’TEN RİLKE’YE ALEMİ TEK GEÇENLER!

- Bu arada otuz yıl İngiltere’de, Londra’da yaşadın. Sormadan edemem; bize bir Londra edebiyat ve kitabevi güzergâhı verir misin burada da?

- Londra asla keşfedilemeyecek olan, her keşfin bir başkasını arattığı muhteşem bir kültür başkenti. Kitapta yazmayı unuttum, ben Karındeşen Jack’in dolaştığı bölge olan White Chapel’de işgal evinde yaşamış adamım. Al sana iz, sür. Londra’da böyle güzergah izlemek için başlanacak tek bir yer yok. Londra’nın doğusundaysanız Shoroditch’den başlamalısınız, Defoe’nun yaşadığı Stoke Newington’da başlayabilirsiniz. Batı’da bir başka yerden, Güney’de Greenwich’ten. Söylemek zor bu nedenle. Ama gelenler bir yerden başlasın, edebiyat ağırlıklı kent turları iyi bunun için. Ben hem o turlara katıldım hem de okuduğum kitaplardaki mahalleleri, sokakları tek başıma gezdim. Aklıma şimdi böyle bir dosya hazırlama düşüncesini soktun şimdi bak.

- Sevinirim buna; heyecanla bekliyoruz! Gelelim diğer ezber bozan bilgilere... Kitaba zarar verenler, kitap okumaktan öyle pek haz etmeyenler, kitap tutkusu nedeniyle resmen kör olanlar ve doğuştan kör olmalarına karşın okumanın peşini bırakmayanlar da merceğinde... Soralım; tüm bu konularda alemi tek geçenler hangileri?

- Dr. Hulusi Behçet, Joubert, De Quincey beğendiği sayfaları koparıp alırlardı. Tevfik Fikret, Halid Ziya Uşaklıgil, Necip Fazıl Kısakürek, William Wordsworth, Descartes fazla kitap okumazlardı. Cemil Meriç, John Milton, Mélanie de Salignac, Tâhâ Hüseyin, Galileo Galilei, Edib Ahmed Yükneki, Hârûn bin Ma’rûf, Homeros, Jorge Luis Borges, Nicholas Saunderson, Helen Keller gözleri çok bozuk ya da düpedüz kördü ama kitaba delice tutkundular. Sanırım “bu konularda alemi” okuma da Helen Keller’i, yarattığı kahramanla özdeşleşmede Balzac’ı, kitaba özende Rilke’yi, kitap kurdu olmada Cahiz’i, istediği kitabın peşinde koşmada Yahya bin Tebrizi’yi tek geçecek kimse yoktur!

KİTABIN DÜŞMANLARI... BİLANÇO VAHİM!

- Ya kitabın düşmanları! Bu konuda sadece bireyleri, savaşları, cehaleti değil doğa şartlarının etkilerini de inceliyorsun. Sonra Kitap Kokusu’nun şu özelliğini vurgulamayı da ihmal etmemeli; sırasıyla kayıp, bitirilememiş, okunamayacak durumda olan, hiç basılmamış olan, yeni bulunan, kayıp olduğu sanılıp bulunan, kıskançlık sonucu başkalarınca saklanan veya tahrif edilen kitaplar! Ciddi bir liste sunuyorsun okurlara. Anlatır mısın?

- Okuduğum kitaplarda yazar ya yazıp kaybettiği ya da bastırmaktan vazgeçtiği kendi kitabından söz ediyor ya da kayıp başka kitaptan. Oralardan derlediğim bir liste oluşturdum tabii. Vedat Türkali’nin“Bir Gün Tek Başına”sı, Kaşgarlı Mahmud’un “Divanü Lugati’t-Türk”ü gibi kıl payı yok edilmekten kurtarılan nice kitap var. Daha da kötüsü pek çok kitabı yangınlarda kül olanlar da var. Örneğin Recaizade Mahmut Ekrem’in babası Takvimhane Nazırı Recai Efendi, Faik Reşat, Hüseyin Hâşim, Üsküdarlı Talat, Ralph Waldo Emerson, Octavio Paz, Nikolay Karamzin hep yangın faciasında kitaplarını, kütüphanelerini kaybedenler. Ama asla bitecek gibi değil bu; nice kaybolmuş kitap vardır, eminim. Hemen ardından merceğe aldığım yanan, kundaklanan kütüphaneler ile kitap yakma eylemleriyle ise vahim bir bilançoyu gözler önüne sermeye çalıştım.

- Kitabın en ilginç bölümlerinden biri ise kitaplarını reddeden, yok edilmesini vasiyet eden yetmedi bizzat yok edenler! Akıl alır gibi değil!

- Çok haklısın tepkinde. Gerçekten bu bir cinayet! Kafka’nın kitaplarının yakılması için arkadaşına vasiyet bırakması, Bernard Shaw’ın ilerleyen yaşında sonradan beğenmediği tüm kitaplarını yeniden yazma isteği, yazdığı şiiri, öyküyü, anıyı yok edenler. O kadar çoklar ki. İslam öncesi Arap edebiytının şiir derleyicilerinden Ebu Amr bin Ala bir oda dolusu çalışmasını geçirdiği bir kriz sonucu yakmıştır örneğin. David Hume İntihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine adlı 22 sayfalık kitabını provaları da hazırken yayınlamaktan vazgeçer. Neyse ki bir kopyası Fransa’ya ulaşır, Hume’un adı konmadan yayınlanır. Bu arada Hume’un kitap yakmaya çok meraklı biri olduğunu da belirteyim. Bu görüşünü İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Söylev adlı kitabında savunur da.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Necip Fazıl Kısakürek, Uğur Mumcu