Kapat
A+ A-

Metin Üstündağ'dan 'Bir Delinin Mal Beyanı'

Metin Üstündağ, “Bir Delinin Mal Beyanı” ile Oğuz Aral'ın, Ertem Eğilmez’in ve Yılmaz Güney’in bu topraklara kazandırdıklarını, yeni bir şiir anlayışıyla aktarmayı deniyor.
Yayınlanma tarihi: 25 Kasım 2016 Cuma, 14:46

Mizahla şiir arasında bir ‘çizgi’

Metin Üstündağ; karikatürist, yazar, şair, dergici, editör, tasarımcı; söyleşilerdeki durumuna bakılırsa iyi bir hatip, açtığı sergiler de işin içine katılırsa yetkin bir ressamdır.

Metin Üstündağ; kendisini hep şair hisseden; yazarlığı, çizerliği, editörlüğü de hep bu tadı taşıyan; Öküz’den Hayvan’a, Ot’tan Yumuşah G’ye dek dergicilik serüvenini çok coşkulu, çok romantik, çok şairce bir girişim olarak gören, bu şiirsel bakışı, hayal ve hayat menejerliğine çeviren bir erken dönem filozofudur.

Metin Üstündağ; Türk şiirindeki yerini kapıya yakın bulan, egemen şairlik tanımlarına uymayan, tek derdi hangi alanda olursa olsun, ne yaparsa yapsın, bir met üst tadı yakalamaya çalışan türler arası bir geçit, mizahla şiir arasında bir ‘çizgi’dir. Çıkardığı her derginin, her kitabın edebiyat ikliminde özel bir yeri vardır. Edebiyat ikliminde bir ayrıkotu gibi durmasının sebebi biraz da budur. Sanat edebiyat dünyası, bu sebeple met üst’ü nereye koyacağını, hangi şubeye kaydedeceğini pek kestiremez.

Metin Üstündağ; sanat yaşamı boyunca, yeniliği, öncülüğü, deneyselliği çok önemser ancak, bunları sanat içi kutsal kavramlar olarak değil, sanat içi bir gerçeklik olarak önemser, karşılıkları olan bir arayış ve sahicilik olarak dikkate alır. Pozlar, numaralar, maskeler, roller eskir elbet, eskimeyen tavırdır, duruştur. Sahibine benzeyen hiçbir iyi sanat yapıtı -kitaba adını veren Bir Delinin Mal Beyanı gibi- kolay kolay eskimez.

Metin Üstündağ’ın en büyük silahı sahiciliğidir. Her İstiklâl yürüyüşünden, her Tarlabaşı seferinden, her meyhane muhabeetinden bir çizgi, bir öykü çıkarabilecek kadar sahici bir gözlemle bakar ‘yaşanan’a. Başkalarının yarattığı güzelliklerden heyecan duymayı erken yaşta öğrendiği için, kendi sesini üretir, kendi sesine yaslanır ve hep kendi sesiyle ‘yalnız’ kalır.

 

ESASLI BİR BEYAN

Metin Üstündağ; sekiz yıl sonra gelen yeni kitabı Bir Delinin Mal Beyanı’nda harflerin, kelimelerin kitap denilen lunapark hallerine tav olan; zekâ cambazlığına, kelime saklambaçlığına gönül düşüren, sözü uzatmadan, anlamı damıtan ve tek darbede nakavt eden bir dil kullanıyor. Bu dili, hayatın, insan ilişkilerinin en duyarlı, hatta en trajik yanını, en haylaz, en zıpır yanıyla birleştiriyor, daha doğrusu bu ikisinin aynı yerde ve aynı anda, bir arada var olduğunu kanıtlıyor.

Bir Delinin Mal Beyanı’nında; Kemah'ın uzak bir dağ köyü olan Pekeriç’in ıssızlığı, soğukluğu, sallanmışlığı, yalnızlığı kadar Dolapdere’nin, Tarlabaşı’nın “yalan yanlış kederler”i, bitirimliği, harbiliği, deli cesareti iç içe duruyor.

Bir Delinin Mal Beyanı’nda; iki darbe arasında büyüyen, kolejlerde okumayan, Cahit Külebi’nin Hikâye’sindeki köylerde doğan, asla konuşamayacakları kızlara sevdalanan, Yılmaz Güney gibi bakıp Orhan Gencebay gibi efkârlanan, keyif veren maddelerle keder veren hislerle çok erken tanışan, ilkin susmayı öğrenip Nâzım Hikmet’i, Ahmed Arif’i içinden okuyan; “verdiği sözlerde mahsur kalan”, “alın yazısında bile tashih çıkan” bir kuşak adına yazan çizen bir arkadaş ıslığı duyuluyor.

Şiyir Sevişgenleri, Pazar Sevişgenleri tadındaki kitapta; isimsiz, epigraflı dört bölüme ve seksen iki şiire yer veriliyor. Kitap, “ne yapsam olmaz”la açılıp “bir delinin mal beyanı”yla kapanıyor. Kitap, yer yer met üst külliyatına göndermelerde bulunuyor. Sözgelimi; “neden çok içiyorsun dostum?” şiirindeki “içmiyorum da ben aslında / can yücel ile sıvı mil’leşiyorum belki…” dizeleri, aynı zamanda bir met üst karikatürünün de konuşma balonunda okurla buluşuyor. Yine, Yankı Vadisi’ndeki “Dinle Sevgili Ülke” metni, biçimsel bir değişime uğruyor.

Kitaptaki şiirlerin birçoğu, toplam üç sayı çıkan tek kişilik dev dergi met üst’te yayımlanmış, birçok şaire ilham kaynağı olmuştu. Sözgelimi, “neden ayrıldınız?” şiirindeki “toplum henüz hazır değilmiş aşkımıza” dizesi, başka bir şairin çok bilinen dizelerine yol göstermişti: “Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil”

 

KARİKATÜR SİNEMA VE ŞİİR

Bir Delinin Mal Beyanı’ndaki her şiirde bir jest, bir tavır, bir göz kırpma, bir reddetme, bir tenezzül etmeme hâli görülüyor. Kitap, aklın olanaksıza kader tadı verdiği bir coğrafyada, yazınsal türlerin birbirinden kopuk olduğu, en azından birbirlerinden mümkün olduğunca beslenmemeye çalıştıkları bir ortamda, her birini birbirine yaklaştırmak gibi bir işlev üstleniyor. Ülkemizde, edebiyatçıların özellikle kaçınmaya, uzak durmaya çalıştığı mizah dilinin şiirle kaynaştığı fark ediliyor. 1990’ların Öküz dergisinde zirveye çıkan bu anlayış, 2016’da Bir Delinin Mal Beyanı’nda da kendisini yenileyerek sürüyor.

Bu topraklarda, şiir ile resim sanatı hep ikiz kardeş gibi anılırken karikatüre hep üvey kardeş muamelesi reva görülür. Oysa karikatürle şiir, birbirlerine oldukça yakın türlerdir.

Sözgelimi, Cemal Nadir Güler, karikatürü geniş halk yığınlarına indiren ilk karikatürcülerimizdendir. Daha yazılı kültürü bile hazmedememiş bir topluluğa kısa sürede görsel bir algılama biçimi oluşturmuştur. Gündelik halk hâlini ve dilini ve küçük insanın meselelerini karikatüre sokan Cemal Nadir, arkasında müthiş bir emek ve birikim bırakır. Öldüğü yıllarda Orhan Veli ve söz arkadaşları Garip isimli bir şiir kitabı çıkarırlar ve yer yerinden oynar. Aslında Garipçilerin yaptığı, bir anlamda, Cemal Nadir’in karikatür dilini şiirleştirmektir. Cemal Nadir’in bakış açısı ve esprisi bu şiirlerde de görülür. Cemal Nadir çizgileriyle Garip Akımı'na zemin hazırlamış; şiir, Latin harfleriyle halka inmiştir.

Metin Üstündağ da Bir Delinin Mal Beyanı’yla Oğuz Aral'ın, Ertem Eğilmez’in ve Yılmaz Güney’in bu topraklara kazandırdıklarını, yeni bir şiir anlayışıyla aktarmayı deniyor. Şiir, bu topraklarda her zaman edebiyatın merkezindedir. Ancak merkez, kimi zaman sığdır ve taşra baskısı kokar. Şiir; hayattan çekilir, huzurevine sığınır. İşte, bu olumsuz ortamda, Bir Delinin Mal Beyanı, görsel bir Rönesans sayılan, Oğuz Aral'ın Gırgır dergisi gibi, Yeşilçam’a hayat veren ‘sahici’ Ertem Eğilmez filmleri gibi, şairin çok, şiirin çok az olduğu bir ülkede Baba’daki yenilmişlik, Umutsuzlar’daki yokluk, Arkadaş’taki yalnızlık, Umut’taki umutsuzluk, Sürü’deki göç, Yol’daki çıkmaz, Duvar’daki şiddetle peliküle şiir yağdıran Yılmaz Güney gibi okurla buluşur.

Sözcüklerin acılara “mânâ ve fiyaka” yüklediği ilk iki bölümde, Oğuz Aral yalınlığındaki çarpıcılık; “yaralarımı severim / yaralayandan ötürü” itirafıyla açılan üçüncü bölümde Ertem Eğilmez filmlerindeki unutulmaz replikler; “romantik sosyalizm”le “vahşi kapitalizm”in kıyasıya atıştığı dördüncü bölümde uzun metrajlı Yılmaz Güney senaryolarından sahneler vardır.

Bir Delinin Mal Beyanı / Metin Üstündağ / Çınar Yayınları / 136 s. 

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Orhan Gencebay, Ertem Eğilmez, Yılmaz Güney, Ahmed Arif