Cuaron: Çağımızın bir tanığı

Meksikalı sinemacı Alfonso Cuaron’un merakla beklenen filmi ‘Roma’ nihayet bu hafta vizyonda. Cuaron’un çocukluk anılarından yola çıkan film, 70’ler Meksikası’nın bütünlüklü bir panoramasını sunuyor.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yayınlanma tarihi: 16 Aralık 2018 Pazar, 06:52

[Haber görseli]

“Hafıza kapılarla dolu sonsuz bir koridordur, ve bir kapıyı açtığınızda başka bir koridor çıkar önünüze” diyor “Roma”nın yönetmeni Alfonso Cuaron. Kendi çocukluk anılarından hareketle çektiği ve tüm dünyada büyük sükse yapan; Venedik Film Festivali’nde prestijli Altın Aslan ödülüyle taçlandırılan ve hemen her yıl sonu değerlendirmesinde zirvede yer alan “Roma”, ne yalan söyleyelim tüm beklentilerinizi karşılayacak kadar büyüleyici bir film. Siyah beyaz görüntülerinin olağanüstü güzelliğinden mi başlamalı, Cuaron’un panoramik çekimlerinin (65 mm çekilmiş film) etkileyiciliğinden mi, yoksa Cuaron’un 1970’ler Meksikası’nın toplumsal dinamiklerini yansıtırken günümüz dünyasına olan yakınlığı mükemmelen kurgulayabilmiş olmasının çarpıcılığında mı, bilemedim. Yılın en iyi filmi bu mudur, ona siz karar verin ama, “Roma”nın 2018’in unutulmazları arasında ilk sıralarda yer aldığına ben tanığım.

Büyülü anlarla bezeli

Adını Alfonso Cuaron’un çocukluğunun geçtiği bölgeden alan film üst-orta sınıf bir Meksikalı ailenin yanında çalışan Cleo adlı bir hizmetçinin bakış açısıyla anlatılıyor. Cuaron’un kendi anılarından olduğu kadar çocukluk yıllarında evlerinde çalışan Libo adlı hizmetçinin anılarından da yararlanarak yazılan senaryo esas olarak Cleo’nun başından geçen olayları anlatsa da paralel bir anlatımla ailenin yaşadığı dönüşümleri de (ihanet, boşanma vb) aktardığı gibi dönemin politik çalkantılarına da (özellikle Meksika yakın tarihine ‘Corpus Christi katliamı’ olarak geçen ve gösteri yapan öğrencilerin katledilmesiyle sonuçlanan olayların anlatıldığı sahne olağanüstü etkileyici) kayıtsız kalmıyor. Yazının başlığında Cuaron’u çağının ve dolayısıyla çağımızın bir tanığı olarak nitelememizin ardındaki meram da biraz bu tavrı aslında. Cuaron’un asıl ustalığı nostaljik ya da romantik bir çocukluk güzellemesinden ziyade (ki filmin merkezinde kendi çocuk hali değil, evdeki hizmetçi kız var zaten), anılarının belki de tam olarak kapsamadığı bölümleri de çizdiği panoramaya katması ve bunu yaşadığı dönemin -sınıfsal ve toplumsal dinamiklerini de içeren- bütünlüklü bir anlatısına çevirebilmiş olması...

“Roma” bir yandan izleyenin yüreğini burkan, hatta gözyaşlarını talep eden keder yüklü pasajlarla bezeli olduğu kadar untulmayacak büyülü anlarla dolu. Daha filmin açılış planında yer karolarına değen suyla birlikte gökyüzünden yansıyan uçak görüntüsünün tüm film boyunca bir leitmotif gibi tekrarlanması var örneğin... Ya da film boyunca yokluğuyla aile içinde ciddi bir çalkantıya sebep olan babanın belirdiği ilk sahnede onu görmeden önceden görkemli Ford Galaxy otomobilini ve otomobilin armasındaki kral tacını görmemiz (kral eve gelmiştir çünkü)... Sonra aynı otomobili iki kamyonun arasına sokarak mahveden annenin yarı şuursuz hali... Ya da doğacak bebek için beşik almaya gittikleri dükkânda bir anda dışarıda kopan cehennemi pencereden gördüğümüz an...

Salonda izlenmeli

Meksika sinemasının çağdaş ustaları arasında (bir uçta Oscar üzerine Oscar alan Alejandro Gonzalez Inarritu, diğerinde ise art house sinemanın kült ismi Carlos Reygadas var) kendine has bir yeri olan Alfonso Cuaron’un adını geniş kitleler “Y Tu Mama Tambien” (Ananı da!) ile duydu. Harry Potter serisinin birçoklarına göre en iyi halkası “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ile büyük bütçeli Hollywood yörüngesine giren ve “Children of Men” (Son Umut) ile de bilimkurgu türünün kült örneklerinden birine imza atan Cuaron uzun sayılabilecek aralar vererek sürdürdüğü kariyerinin en iddialı işlerinden biri olan “Gravity” ile (ki “Roma”da sinemada geçen bir sahnede bu filme açık bir gönderme var, dikkatli izleyici kaçırmayacaktır) En İyi Yönetmen Oscar’ını da kazandıktan beş yıl sonra en kişisel ve şimdilik en iyi filmine imza attı “Roma” ile. Netflix çatısı altında kotardığı bu filmle Cannes’da ana yarışmaya alınmayan (Cannes Film Festivali, Fransa’daki ilk gösterimlerini salonlarda yapmayacak filmleri yarışmaya almayacağını açıklamış ve “Roma” Venedik’e kaçmıştı) Cuaron’un çekimleri 110 gün süren ve başrolünü amatör bir oyuncuya vererek ciddi bir risk aldığı “Roma”yı öncelikle salonda izmenizi tavsiye etmeye gerek bile yok herhalde. Sonra isterseniz evde bir daha izlersiniz.

A+ A-