Kapat
A+ A-

Gezi ruhuyla kaydedildi: Yoldan çıkmış şarkılar

Cenk Taner yeni solo albümü “Yoldan Çıkmış Şarkılar”ı Gezi Direnişi döneminde kaydetmiş. Albüm buram buram özgürlük ve direniş kokuyor! Albüm dinleyeni istediği yere götürüyor, olmak istediğine yaklaştırıyor. Cenk Taner cephesinde bir önemli gelişme de okumadıysanız çok şey kaçıracağınız “Andıran Otu”nun yeniden yayımlanıyor olması. Yeni kitap da yolda, onun ismi de “Özgür Olduğunda Marmara”
Yayınlanma tarihi: 02 Aralık 2013 Pazartesi, 11:30

[Haber görseli]Cenk Taner ve grubu Kesmeşeker 90'lı yılların en güzel emanetlerinden. Çeyrek yüzyıldır yıldır, inatla, tutkuyla ve inanarak yapılan bu müziğin kanda kalması da o yüzden hiç şaşırtıcı değil. Cenk Taner önce okunur, sonra dinlenir, emek ister. Bazıları için Kadıköy biraz da o demektir. Kesmeşeker- Taksim hattıdır “110” kimileri için. İşte Taner müzikli hikâyeler anlatıyor yıllardır. İki yıl önce yayımladığı albümü yeni içselleştirmiştik ki şimdi ansızın “Yoldan Çıkmış Şarkılarla” geldi. Bu arada Taner’in ikizleri de hızla büyüyor, biri adaşım; Ali Deniz diğeri Ali Güney. İşte yeni albümün ve Taner'in hikayesinden röportaja düşenler.

- “Doğdum Ben Memlekette” albümü yakın zamanda yayımlanmıştı. “Yoldan Çıkmış Şarkılar” ise bizi hazırlıksız yakaladı. Mevsimsiz bir fırtına gibi geldi. Nedir hikayesi?

Bunca yıldır albüm yaparız en sonunda Kadıköy'de bir albüm kaydettik! Temmuz-Ağustos'ta, İstanbul'un ateş altında olduğu günlerde tamamladık kayıtları. Buram buram direniş kokuyor. Elbette şarkılar Gezi'den önce yazılmıştı. Ama bizde her daim “Gezi” ruhu zaten var. Bu ekibin kimyası da çok iyi tuttu. MŞŞ yani Mehmet Şenol Şişli ve Veysel Çolak ile birlikteydik. Bu albümde “çıtayı yükseltmedik”, “çıtayı başka bir yere koyduk” Zihin sürekli kayıt tutuyor. Bilinçli de değil aslında bu. Kendimize söyleyemediklerimizi şarkılarda söylüyoruz. Hep öyledir ya aslında. Yüzyüze söylemekten korkarız ama onu kitlelere söylemek daha kolaydır. Zaten üretim süreci karanlık.

-Gezi Direnişi'inde burası “Cenk Taner'in mahallesi, ne arıyosunuz burada!” diye sloganlı twettler atıldığı da oldu.

İlerde benim için “Kadıköy'de yaşardı” diyecekler. Bu kulağa hoş geliyor. Ben her şeyi anlatmaktan yanayım, bu denizde yanyana yüzebilmekten yanayım, aksini de kendime yediremem. İyi bir şeylerin olacağına duyduğum inancı hiç kaybetmedim.

-Sosyal medyaya da merhaba dediniz. Zor oldu mu?

Biraz mecbur kaldım. Yoksa akıllı telefon nedir onu bile pek anlamıyordum akıllı insanlar bu kadar azken. Ne yapacağımı da bilmiyorum! Herkes her şeyi yazıyor, sanırım zamanla alışır ve kendime uygun bir şekilde varlığımı oraya taşırım. Sosyal alemde zamanla pişeceğiz artık.

- “Yoldan Çıkmış Şarkılar” hep olduğu gibi; net, anlaşılır, mesafeli ve cephesinde. Yalnızca daha akustik.

Ben akustik bir adamım. Albüm akustik olunca da sözler daha görünür oldu. “Olgunluk albümü” klişesi bir yana biz hiç ergen olmadık. İktidarlar halkaları sonsuz ergenler gibi yönetmeye çalıştıkça da bu değişmeyecek. Biz daha çok 80'li yılların çocuklarıyız. Hani hep kayıp kuşaktan bahsedilir ya, bizim kuşak için biraz geçerli bu. Ama bu yokluktan var edilmiş güzelliklerin kıymetinin bilindiği senelerdi. “Özgür Olduğunda Marmara”, “Aklımın Sibiryası”, “Her şey Siyaha Giderken” ve “Bir Şehre Merhaba Dedim” de tüm bunlara adanmış şarkılar.

-Bu arada Metin Kurt'u kaybettik. Cenk Taner ve Metin Kurt yoldaşlığı son yılların en güzel buluşmalarından biriydi. Ona bir selam çakmak gerekli bu yazıda. Ne dersiniz?

Hak mücadelesi verdiği, solcu kimliği ile özgürlük peşinde olduğu için yok sayılan bir adamdı, çok da güzel adamdı. Futbolu onunla sevenler futbolun ne olduğunu daha doğrusu ne olmadığını çok iyi bilir. Biz aynı dünyanın insanlarıydık. Çok zaman geçirdik, konserlerimize geldi, sahneye çıktı. “Metin Kurt Yalnızlığı”nın değerini biz iyi bildik, o yalnızlığın her anını coşkuyla yaşadık.

- Görünür olmakla hiç derdiniz olmadı ama bazen varlığınızı sistemin araçlarıyla hissettirmeniz gerektiğini düşünmüyor musunuz?

Biz bu işe başladığımız köşeyi dönmek derdinde değildik ama köşeyi hep görüyorduk, yaklaşmıyorduk. 90'lı yıllarda televizyonda olmadığımız için değerliydik. Bizi arayan bulur, tanıyan bilirdi, kıymetliydik. Bu bizim geldiğimiz geleneğin felsefesiydi. Her şeye rağmen iyimserdik. Hiçbir zaman bu coğrafyanın katı gerçekleriyle ilgili umutsuz düşünmüyorduk. “Olur” diyorduk zamanla. Tabii duvara toslayan da oldu, onu atlayan da. Onun için o günden bugüne kalan, müzikle sanatla uğraşan insan sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Herkes başka yollara gitti. O yüzden sanatla uğraşan herkes kahraman gibi görülmeli bence. Zor bir iş direnmek, istediğini yapabilmek!

- Andıran Otu'nun yeniden yayımlanacağını biliyorum ve en önemli sizi dinlemeden önce okumanın öneminin farkındayım. Peki, başka bir kitap var mı ufukta?

“Andıran Otu”nun da yeni baskısı yapılıyor bir de “Özgür Olduğunda Marmara” isimli bir kitap geliyor. Bu yıl hem müzikle hem de metinle yürüyoruz. Konserler de sıklaşacak.

Cumhuriyet İMECESİ