Genco Erkal'dan Yıldız Kenter’e: Unutulmazsın...

Genco Erkal, usta oyuncu Yıldız Kenter’in son yolculuğuna uğurlandığı törende, yaptığı konuşmanın tam metnini gazetemiz ile paylaştı.

cumhuriyet.com.tr
20 Kasım 2019 Çarşamba, 00:25


Onu ilk kez lise yıllarımda, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda, Çöl Faresi adlı oyunda izledim. Birinci perdenin bitimindeki ünlü telefon sahnesinden sonra yaklaşık beş dakika süren bir alkış koptu. O günden sonra ülkemizde ya da yurtdışında pek çok oyun izledim, oyunun orta yerinde böyle bir alkışa şahit olmadım. Allak bullak olmuştu izleyiciler. Nasıl bir etkiydi bu? O gün oracıkta yüreğime ateş düşüren sanatçı Yıldız Kenter’di.

Bakın tiyatromuzda oyuncu var, iyi oyuncu var, büyük oyuncu var, bir de Yıldız Kenter var. Gelmiş geçmiş tüm oyuncularımızdan apayrı bir yeri olduğuna inanıyorum. Antik Yunan tragedyasından, çılgın bir İngiliz komedisine kadar her türde başarılı, Shakespeare’den, Çehof’tan Albee’ye, Tenessee Williams’a, Abdülhak Hamit’ten Melih Cevdet Anday’a, Güngör Dilmen’e, yerli, yabancı her türden yazarı aynı başarıyla yorumlayabilen, Danimarka kraliçesinden Egeli köylü kadına, her kalıba aynı kolaylıkla girebilen başka bir oyuncu düşünemiyorum. Sahnede onu bir kez izleyen, ışığını, enerjisini asla unutamaz, onun tiryakisi olur.   

Kim derdi ki lise yıllarımda vurulduğum oyuncuyla, üç yıl sonra aynı oyunda, Çöl Faresinde karşı karşıya oynayacağım, o benim ustam, hocam, kahramanım olacak, aramızda ömür boyu süren bir dostluk gelişecek.

Birlikte çalışmaya başlayınca sahnedeki Yıldız Kenter büyüsünü içeriden çözmeye başladım. O başarının nasıl bir emek ürünü olduğunu gözlemledim. Böyle bir çalışma azmi az görülmüştür. Elinden kitap ya da oyun teksti düşmezdi. Sürekli oynamakta olduğu ya da prova ettiği oyunu vapurda, uçakta, otobüste mırıl mırıl tekrarlar, değişik yorumlar dener.. ya da daha sonra sahneye koyacağı oyun metinleri araştırırdı. Bir dakika boş durduğunu görmedim. Ne büyük disiplin, işine, izleyicisine ne büyük saygı, özveri.

Sahnede rolüm olmadığı zamanlar kulisten hep onu izler, yaratmakta olduğu yeni rolü nasıl çalıştığını, nasıl geliştirdiğini, o kişinin kalıbını nasıl giyineceğini, nasıl o olacağını gözlemlerdim. Sonuçta bir bakardınız Yıldız Kenter gitmiş, başka biri çıkmış ortaya, aaa Arkadina olmuş, ya da Pembe Kadın.

Yönetmenliğine gelince ne kadar başarılı bir hoca olduğunu görürüz. Uğraşır, didinir, bazen tatlı tatlı, bazen sert, acımasız, oyuncusunun içindeki cevheri bulur çıkarır, ona doğru yolu gösterir. Üç yıl yanında çalıştım, konservatuvar eğitimine bedel deneyim edindim, sonunda onun yönetmeni de oldum. Bu kıratta bir oyuncuyla çalışmak ne büyük keyif.

İzleyicileri ona aşkla bağlandı, çünkü onları hep derinden etkiledi. Gönüllerde taht kurdu.

Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör’le birlikte Kenter Tiyatrosu salonunu yoktan var ettiler. Sayısız oyuncu yetiştirdi, 60 yıla yakın bir süre fırtınalı denizlerde Kent Oyuncuları’nın kaptanı oldu. Ülkemizde bir özel tiyatroyu bunca yıl ayakta tutmanın ne demek olduğunu iyi biliyorum. Onca emek, onca büyük başarı... Sonunda yorgun düştü.

Son zamanlarda tek derdi şu an içinde bulunduğumuz tiyatro salonuydu. Eğlenceli geçen tatlı sohbetlerimizde söz Kenter Tiyatrosu’na gelince durgunlaşır, yüzü kararır, sıra “ne olacak bu salonun hali” sorusuna gelirdi.

Onun huzur içinde uyumasını istiyorsak bu sorunun çözümüne katkıda bulunmalıyız. Kim el verecek bilinmez, belediye mi, Kültür Bakanlığı mı, bir özel kuruluş mu? Kim sahiplenirse, onun mirası olan bu tarihi salon adam edilmeli, yaşayan bir müze olan Kenter Tiyatrosu İstanbul’un kültür yaşamındaki yerini korumalıdır.

Sevgili Yıldız Kenter, yıllar boyu bizi güldürdün, ağlattın, bize öyle güzellikler yaşattın ki başımızın tacısın, eşsizsin, unutulmazsın. Anılarımızda ve değerli öğrencilerinin başarılarında yaşayacaksın.            

GENCO ERKAL