Kapat
A+ A-

Şimdi sıra Nobel'de

Ahu Arslan Yıldız'ınki hep okumaya alıştığınız başarı hikayelerinden biraz farklı. O dünyanın en önemli bilim burslarından birinde ödüle layık görülürken, projesi için kendisine ilham veren çevresinde gördüğü eksiklikler olmuş.
Yayınlanma tarihi: 16 Nisan 2014 Çarşamba, 12:37

[Haber görseli]Dünya üzerindeki her coğrafyadan bilim kadınlarını cesaretlendirmek ve daha çok kadının bilim alanında yer almasını sağlamak için çalışan UNESCO-L’ORÉAL Burs Programı'nda bu sene ödüle layik görülen isimlerden biriydi Yrd. Doç. Ahu Arslan Yıldız. Projesi üzerine çalışmaya başlarken endinin de sık şahit olduğu tıp alanındaki altyapı sistemlerindeki yetersizliklerden ilham almış ve pekçok ağır hastanın kendisine teşhis koyabileceği bir sistem üzerinde çalışmaya başlamış. Gelin hikayenin kalanını ondan dinleyelim...

-Bilim alanındaki kariyerinizden bahsederek söze başlayalım mı?

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimimi Hacettepe ve ODTÜ Kimya bölümünde tamamladım. Sonra bilimsel çalışmalarımı sürdürmek üzere Institute of Materials Research and Engineering (IMRE) enstitüsüne davet edildim. Şu anda bir yandan Singapur’daki projemi ziyaretçi araştırmacı olarak devam ettirirken bir yandan da Okan Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyorum. Kimya ile başlayan bilim hayatıma doktora yaptığım sürece moleküler biyoloji ve malzeme bilimini de ekleme şansı buldum. Başlarda laboratuvar ortamında yapay hücre zarı oluşturma fikri üzerine yoğunlaştım. Amaç doğal hücre zarını ve hücre zarının işlevini de taklit edebilen yapay yapıyı oluşturup, hücre zarı üzerinde olan biyolojik reaksiyonları laboratuvar ortamında inceleyebileceğim deneysel bir sistem geliştirmekti. Yapay hücre zarını ve hücre zarının işlevini tamamlayan proteinleri laboratuvar koşullarında başarılı bir şekilde ürettikten sonra oluşturulan deneysel sistemi çeşitli biyolojik aktivitelerin tayininde ve biyosensör geliştirilmesinde kullandım.

-Bu yarışmaya ilk defa mı katılıyorsunuz?

Evet, bu benim ilk başvurum oldu. UNESCO-L’ORÉAL burs ve ödülleri genel olarak bilim kadınlarını desteklemeye ve geliştirmeye yönelik, bilimsel değeri oldukça yüksek ödüller olup son yıllarda bilim kadınlarının da bilimsel camiada öne çıkmalarına, isimlerinin duyulmasına ve yaptıkları çalışmaların desteklenmesine katkıda bulunuyor. Hatta UNESCO-L’ORÉAL ödüllerine layık görülmüş bursiyerler arasında ilerleyen zamanlarda Nobel Ödülü almış bilim kadınları da var. Dolayısı ile projemin ödüle layık görülmesi bilimsel vizyonumu değerlendirmek açısından benim için oldukça önemli bir değerlendirmeydi.

-Araştırmanıza dönersek, görüyoruz ki, tıp alanındaki altyapı eksiklikleri pratik şekilde aşmamızı sağlayacak bir projeniz var.

Bu geliştirdiğim sistem sayesinde yapay hücre zarı şeklindeki deneysel platform çeşitli kalp damar hastalıkları ve hatta çeşitli kanser türlerinin erken teşhisinde önemli rol oynayacak bir cihazda kullanılacak. Geliştirilen sistem hastaların evlerinde kolayca kullanabilecekleri ve hastalık riski taşıyıp taşımadıklarını test edebilecekleri basit bir sistem olacak. Bu yeni sistem sayesinde detaylı hastane ve doktor kontrolüne, pahalı laboratuvar testlerine gerek kalmadan kısa sürede ve çok daha az maliyetle hastalık teşhisi yapılabilecek.

-Kendi projenizi de içine katarak bu teknolojinin tıpta nereye kadar gideceğini söyleyebilirsiniz?

Proje dâhilinde geliştirmeyi düşündüğüm “hasta-yanı” tanı ve teşhis kitleriyle önceki bilimsel çalışmalarımın sağlık alanındaki detaylı uygulamalarına, hastalıkların erken tanı ve teşhisine odaklanmayı planlıyorum. Sonuç olarak tıp ve sağlık alanında önemli bir uygulama olacağını düşünüyorum. Lakin nereye kadar gideceği konusunda yorum yapmak için biraz erken

-Biraz da bilim ve tıp alanında çalışmanın zorluklarından bahsedersek, sizin projeniz zaten direk olarak bununla alakalı. Siz ne gibi temel sorunlarla karşı karşıya kaldınız da bu proje için masa başına oturdunuz?

Özellikle az gelişmiş ülkelerde, çoğu hastalığın geç teşhis edilmesi veya hiç teşhis edilememesi oldukça önemli bir sorun. Örneğin bazı kanser türleri, kalp damar rahatsızlıkları ve hatta bulaşıcı hastalıkların tıbbi tanısı ve teşhisi erken müdahale ve hayat kurtarma açısından büyük önem taşıyor. Sonuç olarak burada bir eksiklik olduğunu göz önünde bulundurarak projemi yazmaya karar verdim. Bu proje dâhilinde geliştirilecek hasta-yanı tanı teknolojisi ile detaylı laboratuvar tahlillerine, ileri teknoloji ölçüm ve tanı cihazlarına gerek duyulmadan, en ücra köşelerde bile kolayca kullanılabilecek, maliyeti düşük sistemlerin geliştirilmesini planlıyorum.

BİLİM KADINLARINA AİLE DESTEĞİ LAZIM

-Bir kadın olarak Türkiye'de bilim alanında yer almak ne gibi sorunları beraberinde getiriyor?

Kendimi şanslı görüyorum, çünkü eğitimim ve akademik kariyerim boyunca Türkiye’de bulunduğum üniversite ve kuruluşların hiçbirinde negatif bir olayla veya ayrımcılıkla karşı karşıya kalmadım. Hatta Türkiye’nin bu konuda gelişmiş ülkelerin seviyesine epey yakın olduğunu düşünüyorum. Afrika ve Japonya’dan bir araya geldiğim çeşitli bilim kadınlarından üniversitelerinde veya bölümlerinde ilk ve tek bilim kadını olduklarını duyunca şaşırdığımı belirtmeliyim. Türkiye’de bilim kadını olmak konusunda sorun olarak adlandırabileceğim tek şey toplumun buna biraz negatif yaklaşması olabilir. Ne yazık ki ülkemizde halen daha kadınların çalışmaması, evde çocuklarına bakması çoğunlukla tercih edilen bir durum. Eşin, ailelerin ve çevrenin desteğinin sağlanması önemli.

-"Ara eleman ülkesi olmalıyız" diyen yetkilileri olan bir ülkeyiz. Bir yanda da sizin örnekler var. Hangisine inanmalıyız?

Gelişmiş ülkelerde ara elemana da, konusunda uzmanlaşmış profesyonellere de ihtiyaç duyulduğu kanısındayım. İki grubun da denge içinde olması, ahenkle çalışması bir ülkenin gelişip kalkınması açısından çok önemli bir parametre bence. Ülkemizde yetişmiş çok değerli bilim insanları ve profesyoneller var. Eğitim ve yeterlilik konusunda dünya üzerindeki gelişmiş ülkelerden çok da farklı olduğumuzu düşünmüyorum. Tek eksiklik belki biraz cesaret ve kendine güven diyebilirim. Bunu da artan örneklerle, yeni nesli cesaretlendirerek ve destekleyerek aşabileceğimiz düşüncesindeyim.

Cumhuriyet İMECESİ