BİR: Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in ifadesinden ayrıntıları, gazeteci İsmail Saymaz’dan öğrendik. Buna göre; Vali Sonel, Gülistan Doku’nun eski erkek arkadaşı Zeynal Abarakov’un yurtdışından getirilmesi, Antalya’ya yerleştirilmesi ve masrafların karşılanmasının dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla yürütüldüğünü belirtti.
İKİ: NOW Haber muhabiri Beril Ötkan, Gülistan Doku dosyasıyla ilgili Süleyman Soylu’ya soru sormak istedi. Ancak Soylu eliyle fiziki müdahalede bulundu ve gazetecinin görevini yapmasını engelledi.
ÜÇ: Süleyman Soylu ise adının soruşturma kapsamında geçmesine dair yapılan haberlere şöyle yanıt verdi: “Devletin dini adalettir. Bir masumun canı; hepimizden, makamlardan ve mevkilerden daha azizdir. Bu soruşturma; sadece kastedenler ve örtbas edenler açısından değil, varsa ihmal edilmiş her bir nokta bakımından da ucu nereye kadar giderse gitsin kararlılıkla yürütülmelidir.”
Tesadüf mü: Kitabını yazmış biri olarak diyebilirim ki içişleri bakanı olduğu yedi yıl boyunca benzeri birçok olayda Soylu’nun adı tartışmalı şekilde geçti. Birçok kritik soruşturmanın yönünü değiştirme çabası içinde maalesef içişleri bakanı olarak onu gördük.
Örnek mi?
Zamanında Erdoğan Bayrakdar adlı bir başsavcı vardı. “Ülkücü muhafazakâr” kimliğiyle bilinirdi. 15 Temmuz darbe girişiminden günler önce Tokat’ta göreve başladı. FETÖ’nün mülki idare yapılanmasına dair çok ciddi bir soruşturmayı yürütüyordu. Örgüt imamlarının itiraflarıyla ülkenin dört bir yanındaki FETÖ mensubu kaymakamlara, vali yardımcılarına ve valilere ulaştı. Çektikçe çorap söküğü gibi geliyordu. Deyim yerindeyse FETÖ’nün ciğeri sökülüyordu. Bir gün telefonu çaldı. Karşıdaki ses “Bir damar buldun, gidiyorsun. Kes artık” diyordu. Tehditle devam etti: “Haddini bildiririm.” İddia o ki başsavcıya bunları diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ydu.
Örnek mi?
Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, 31 Temmuz 2017’de makam odasında ölü bulundu.
Öğrenildi ki polis tarafından durdurulan bazı isimler Süleyman Soylu’nun adamlarına ulaşmışlardı. Soylu’nun talimatıyla da haklarındaki yakalama kararına rağmen serbest bırakılmışlardı. Bu yapılan hukuka aykırıydı. Nitekim bu olay nedeniyle Hakan Çalışkan dahil, serbest bırakan polisler hakkında da soruşturma açılmıştı. Deniyor ki Hakan Çalışkan bu baskı altında kalmış, sonunda canına kast etmişti.
Örnek mi?
17 Eylül 2020 gecesi Keçiören’de boş arazide bir kadın cesedi bulundu. İntihar gibi görünüyordu. Kimliği çok geçmeden anlaşıldı. Adı Gülay Uygun’du. Bir başka ölümün olağan şüphelisinin annesiydi. O ölüm, kamuoyunun günlerce konuştuğu Aleyna Çakır’dı.
Eşini kaybeden Durak Uygun ise “Bir tane sana oy verdim, sayın Süleyman Soylu, değerli bakanım benim eşim o kadar gururlu ki bir kelimeye kendisini vurdu” ifadelerini kullanıyordu.
Müge Anlı, Aleyna Çakır’ın ölümünde bir tür organize grubu işaret ettikçe Uygunların kafa karıştıran fotoğrafları sosyal medyaya düşmeye başlamıştı. Oğul Ümitcan’ın MHP binasında, baba Durak Uygun’un Süleyman Soylu ile yan yana fotoğrafları ailenin politik görüşünün altını çiziyordu. Öyle görünüyordu ki Müge Anlı’nın peşine düştüğü dosya, bu kez iktidar içindeki fay hatlarına denk gelmişti. Anlı’nın her yeni yayınının ardından, yargının Aleyna Çakır’ın ölümünü soruşturma konusundaki isteksizliği de açıkça göze batıyordu. Apolitik görünen bir ölüm hikâyesi Türkiye’nin atardamarına saplanmıştı.
Liste uzar gider...
Sinan Ateş suikastından Bataklık operasyonuna kadar birçok örnek olay sayabilirim. Ama sanırım anlaşıldı. Özetle, asıl mesele ucu nereye giderse gitsin kararlılığıyla yürütülen soruşturmalar değil; ucu bir yerlere dokunmasın diye titizlikle örülen o dokunulmazlık zırhıydı.