Kapat
A+ A-

Saklanmak keyif peki bulunamamak!..

Başak Bugay yeni sergisi ‘Saklanmak Keyiftir’ ile 5 Mayıs’a kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde sanatseverle buluşu.
Yayınlanma tarihi: 17 Nisan 2018 Salı, 21:35

[Haber görseli]“Saklanmak keyiftir bulunmamak felaket”, psikanalizin önemli kuramcılarından Donald Woods Winnicott’un ünlü bir sözü. Winnicott’a hayranlık duyan Başak Bugay yeni sergisi “Saklanmak Keyiftir” ile 5 Mayıs’a kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde sanatseverle buluşuyor. Bugay, “Saklanmak keyiftir’in arkasını izleyici doldursun istedim” diyor ve ekliyor, “İsim koymak benim için çok zor çünkü mümkün olduğunca işime tarif vermekten kaçıyorum. İsim vererek izleyicinin çağrışımını sınırlama riski var. Saklanmak keyiftir... sözü sergiye hazırlık boyunca tekerleme gibi kafamda döndü çünkü hem işlerimin içeriğiyle hem de plastik anlatımıyla çok uyumlu.”

Bugay’ın sergisi bütünüyle mahremiyetle hesaplaşıyor. Herkes bazı zamanlar saklanmayı sever, peki hiç bulunamama korkusu, işte bu felaket. Bu sergiyi izleyen herkes kendisine ait bir şeyler bulabilir. Bugay, “İşlerim izleyiciyle doğrudan ilişki kurmuyor, hepsi saklı ya da saklı öğeler barındırıyor. Görmek için tercih ve ihlal gerek” diyor.

Uğraşılmış çalışmalar...

Sergide sanatseverleri, çok çeşitli malzeme ve teknik kullanılmış, epey oynanmış ve uğraşılmış çalışmalar bekliyor. Bugay, kutular, desenler ve bebekler olarak 3 gruba ayırıyor işlerini. Kutular, küçük mekânlar; dışları sıvayla kaplı... Sert, kimliksiz ve belki kaba formların içinde güvenli kişisel alanlar oluşturmaya çalışmış sanatçı. Bu yüzden içeride yoğunlukla sıcak ışık ve kumaş kullanmış. Kumaşı ana malzemem diye tanımlayan sanatçı, için realistik işler yaptığı söylenemez ama malzemenin olanaklarıyla mümkün olduğunca realistik çalışmış, bezden yatak odası ya da tuvalet gibi örneğin...

Bugay, “Bebekler için çamurdan modelleyip pişirdiğim seramik maskeleri kullandım. Elyafla doldurduğum amerikan bezlerini el dikişi kullanarak forme ediyorum. Desenler dediğim işler de aslında üç boyutlu... Desenle içinde belirli bir motifi takip ettiğim kâğıt küreleri, papier mache tekniğiyle yine farklı motifler kullandığım kağıt kutuların içine yerleştirdim” diyor.

Finali bütün anlatım tekniklerini içeren büyük bir işle yaptığını söyleyen Bugay, “Ayrıca Balamir Nazlıca’nın sanatçı portrelerinden oluşan Unconcealment serisi için hazırladığı benimle ilgili 5 dakikalık Unconcealment VIII filmi de sergide izlenebilecek” diyor.

Bu sergi Bugay’ın bez bebeklerle başladığı sürecin bir devamı. “Yeni malzeme kullanmaya başlamak iştahımı açmış olacak ki çok çeşitli malzeme ve tekniklere daldım” diyen Bugay, “Pek çok kaza ve başarısızlık oldu ama her yeni teknikte her yeni başarı bana motor becerileri gelişen çocuğun yaşadığı sevinci yaşatıyor. Öte yandan serginin ana teması mahremiyet. Ötekinin mahremiyetine yapılan saldırı beni dehşete düşürüyor ve benim yaptığım her mekân bana göre güvenli ve sıcak ama böyle bir saldırı ihtimalini taşıyor” diyor.

[Haber görseli]

‘Tek Dilek’...

- Sergide ayrıntı çok, hepsi özenle yapılmış işler, küçücük bir avize bile var. Bu avizenin belki bir hikâyesi de vardır?

Milano Mucizesi çocukken babamın bana okuttuğu ilk kitaplardan biriydi. Hayal meyal, romanın kahramanı Toto lahanadan doğmuş bir bebektir ve büyüdüğünde mucizeler gerçekleştirebildiğini fark eder. Bu yeteneğini kendisi için kullanmayan çilekeş Toto’nun önünde her gün yüzlerce insan dilek kuyruğuna girer ve herkesin tek bir dilek hakkı vardır. Bunlardan biri, kanalizasyon borusunda yaşayan, kimsesiz, çok fakir bir adam tek dilek hakkını görkemli bir kristal avize için kullanır... Son derece saçma, ironik ve dokunaklı bu bölümü ben hayat boyu aklımda taşıdım. Doğrusu iple ördüğüm o küçücük avize sergide beni en çok zorlayan şeylerden biri oldu. “Tek Dilek” doğrudan bir hikâyesi olan tek işim sanırım.

Cumhuriyet İMECESİ