Profesyonel amatörler

Bir grup eski dostun kurduğu ArtNiyet tiyatro topluluğu izleyiciyle buluştu. Profesyonel hayatın yoğun temposuna aldırmadan kendilerini tiyatroya adayan ArtNiyet’çiler profesyonel bir bakış ve amatör bir yürekle sahneye çıkıyorlar.

02 Mart 2020 Pazartesi, 05:00

Neredeyse hepsini tanıyorum, hatta bir kısmıyla hem lisede hem üniversitede birlikte okudum, aynı sahneyi paylaştım. Şimdiyse biraz kıskanıyorum doğrusu çünkü bunca yıl sonra yeniden bir araya gelip sahneye çıktılar. Tiyatro sevdasının böylesi az görülür doğrusu. Boğaziçi Üniversitesi'nde başlayan dostlukları ve tiyatro sevdaları bir yana, okul sonrası hepsi de farklı farklı işlere yönelen bu insanlar artık 'iyi tiyatro' yapmak için bir aradalar ve matine-suare oynadıkları bir hafta sonu Moda Sahnesi'nde benim sorularımı yanıtlamak üzere karşımdalar. 

- Kimin fikriydi bu ArtNiyet?

Aygen Tezcan: Fikir benden çıktı, müdürüyüm ben bu sistemin... (gülüyor) BÜO (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları) isimli bir whatsapp grubu kurdum; Mehmet Açar ben o grubu kurduğumda 'Senin bir art niyetin var Aygen' dedi bana. Sonra bir akşam bir BÜO yemeğinden Hasan'la (Uzma) birlikte dönerken, 'Oğlum yapar mıyız tiyatro? Yaparız. Kim oynar, şu oynar bu oynar' falan derken, akabinde ArtNiyet whatsapp grubunu kurdum ve ArtNiyet bizim ismimiz olarak kaldı. Güzel de oldu. Genellikle 'art' falan deyince sanat manat... yok, bildiğin art niyetliydik ve işte sonuçta bu çıktı ortaya.

Aykut Altın: Grup burada gördüğün kadar, yani kurucular olarak 6 oyuncu bir yönetmen, ama bir de sanat kurulumuz var ki, orada işte Mehmet Açar, Şerif Erol, Zeynep Günsür, tabii ki Kerem (Kurdoğlu) ve Naz Erayda da var. Afişte de yazdığı gibi bu oyun Modern Klasikler Serisi 1, yani bunun bir ikincisi de gelecek, böyle bir beklentimiz var. ArtNiyet hobi düzeyinde, bir araya gelip tiyatro yapar mıyız kafasını geçti artık. Yani hakikaten tiyatro yapmak istiyoruz, bundan sonra hayatında sadece tiyatro yapmak isteyen arkadaşlarımız da var, işini bırakan, emekli olan... Buradaki en büyük harç bir dönem hepimizin aynı sahneyi paylaşmamız ve birbirimizi tanıyor olmamız. Onun meyvesini de aldık, yani başlarken herkes biraz tedirgindi nasıl olacak vs diye, ama baktık ki oluyor, güzel de gidiyor. Moda Sahnesi bize burada misafir etkinlik olarak yer verince bakışımız da o andan itibaren değişti. Çok sıkı çalıştık bu oyuna. Normalde tiyatrolar iki ayda, üç ayda oyunu çıkarırlar ama biz baya uzun süre çalıştık ve sonunda da güzel bir yere geldi sanki.

- Yönetmene dönelim o zaman, Kerem Kurdoğlu'na... Uzun yıllar alternatif tiyatro sahnesinin en önemli topluluklarından biri olan Kumpanya ile birçok oyununu izledik senin ama sonra bir ara verdin sanki. Bu dönüş nasıl oldu?

Kerem Kurdoğlu: Aslında tiyatroyu bırakmak ya da ara vermek kararıyla bir şey yapmadım ben. Bir takım sinema projeleriyle uğraştım bu sırada, fakat sinemada finans bulmak zor bir mesele. Tiuyatro yapmak kadar kolay değil. Tiyatroda 5-6 kişi birbirini kandırdığı anda o olay bir şekilde olabiliyor. Sinemadaki o projem hala gündemde fakat onun ön hazırlığı böyle yıllar sürünce ve bu fırsat da karşıma çıkınca daha fazla beklemeyelim ve yapalım şu işi diye... böyle bir şey oldu. 

- “Kel Şarkıcı” kimin seçimiydi?

K.K.: Benim önerimdi. Aslında bu da karşıma çıkan bir şey oldu. Ben yaklaşık 17-18 sene önce Mimar Sinan Grafik Bölümü'nün çağrısıyla bu “Kel Şarkıcı” ilk sahnelendiğinde onun kitabını hazırlayan tasarımcı konuk olarak gelmişti. 'Okuma tiyatrosu yapar mısın' demişlerdi, ben orada okuma tiyatrosu yapmıştım. Ve oarada, bizim için bitmiş, demode olmuş, gerişdekalmış sandığım şeyinbir çok genç insan için ne kadar taze, ne kadar yeni olduğunu farkettim. O zaman işte ben kafama bir modern tiyatro klasikleri serisi yapmak aslında çok iyi bir fikir olabilir diye kafama yazmıştım. Sonra bu oluşum, ArtNiyet olduğunda, ne oynasak ne etsek diye düşünülürken onu teklif ettim arkadaşlara. Bu fikri aklıma getiren oyun da “Kel Şarkıcı” olduğu için onu önerdim, kabul edildi ve yaptık.


BAŞKA DİSİPLİNLERDEN GELMEK...

- Grupta işini bırakanlar ve tiyatroya sarılanlar da var anladığım kadarıyla.

K.K.: İşin bu kısmını o kadar da önemsemiyorum ben. Türkiye'de, aslında yurt dışında da, bir çok tiyatro oluşumunun içinde, aslında başka disiplinlerden gelen, o disiplinlerden bir şeyler taşıyan çok insan var. Kafka bir sigortacı sonuçta, onun dışında Dürenmatt, Boris Vian gibi sanatçılar da hep başka işler yapmışlar. Başka disiplinin gözüyle sanata girmek başka bir avantaj da sağlıyor. Bizimki de öyle biraz. 

Özden Karakışla: Yani biz çalışıyor olmamıza rağmen bir tiyatro disiplininin her şeyini yerine getirdik. Çok sıklıkla prova yaptık. Çok ciddi bir 7-8 aylık süreçti ama işimiz engel olmadı.

K.K.: Bu cümleye bile itirazım var, o kadar. Yani bence bir oyuncunun hem bir dizide hem bir tiyatroda oynamasından daha kolay. Dizide oyunculuk yapmak da bir iş ve o çok daha tüketici bir iş. Onun için bizim bir yandan da başka işlerde çalışıyor olmamızda -en azından bazı arkadaşlarımız çalışıyor- hiç bir sorun yok.

- Prova mekanınız var mı?

A.A.: Provaları Lir Sanat'ta yapıyoruz, kardeş kuruluşumuz. Ama bir mekanımız olacak inşallah, şu an sürpriz ama üzerinde çalışmaktayız. Yerleşik bir mekanımız olsun istiyoruz tabii. Ama şunu da söylemek istiyorum ayrıca, ben gündüz reklamcıyım, akşam tiyatrocu ama şu çok net, bugün profesyonel olarak çalıştığım reklam ajansına da önceliğim tiyatrodur dedim ben. Yani benim provam, oyunum varsa, o gün gelmem dedim. Bu kabul edilebiliyor aslında, o kadar zor bir şey değil. Tam 6'dan sonra tiyatro kafası değil bu, fazlası var, yani biz pazartesi prova yapıyoruz desek herkes her şeyini bırakır gelir. 

- Bastırdığınız broşürde 'sinema projeleri' diye bir ibare de var...

K.K.: Yani artık tabii ki her türlü dramatik sanat iç içe girmiş durumda. Şimdilik öyle bir proje olduğundan değil o ibare, ama birlikte tiyatro yapan bir grup rahatlıkla yarın öbür gün 'gelin şöyle de bir film çekelim' ya da 'şu oyunun hadi reel mekanlarda bir sinematik versiyonunu yapalım' diyebilir. Bu daha çok bir vizyon diyebiliriz.

Hasan Uzma: ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Bizim geçmiş zamanda, hayatımızın çok kritik bir döneminde -18-25 yaş arası- benzer davranış kodlarının olduğu bir ortamda bulunmuş olmamız kafamızda oradaki ilişkilere döenerek bir tanıdıklık kurmamızı sağlıyor. Daha önce çalıştığım tiyatrolarla karşılaştırırsam bu tanıdıklık hali çok daha kolay, sorunsuz iletişim kurmama yaradı benim. 

K.K.: Şu bile önemli insan ilişkileri açısından; biz 25-30 yıl önce birbirimize yeterince gıcık olmuştuk zaten. Kimin nesine katlanmamız gerektiğini biliyorduk artık. (gülüşmeler)

Ö.K: Yedisinde neyse yetmişinde de odur diyoruz ama bir yandan tabii.


- ArtNiyet'in başka art niyetleri var mı peki?

A.A.: Var aslında... Şöyeli ki, ArtNiyet 'iyi tiyatro' yapmak için yola çıktı ve aynı niyetle çalışmak isteyen başlarına da kapı açabilir. Çok katı bir yapı değil burası, sadece 'biz oynayacağız' diye bir şey yok. Genç jenerasyondan oyuncular olabilir, hatta tanınmış oyuncular bizimle çalışmak isteyebilir. Ayrıca dışarıdan bu çatı altında tiyatro yapmak isteyenleri de sanat kurulumuz değerdirerek karar verecektir. Bir yönetmen diyelim, elinde bir projesi varsa ve oyuncu malzemesi olarak bizimle çalışmak isterse ona sanat kurulumuz bakacak tabii ki. Kapı açık yani. 

K.K.: Doğru, yani bu Boğaziçi Üniversitesi kökenli, benzer yaşlarda insanların başlattığı bir oluşum ama bu bizim kimliğimiz değil. Bu çok daha genişleyecektir diye tahmin ediyorum. 

YILLAR SONRA AYNI SAHNEDE OLMAK...

- Bir özel tiyatro mantığıyla mı işliyor burası? Özel tiyatro işletmek de öyle kolay bir iş değil çünkü. Finansal olarak nasıl çözüyorsunuz meseleleri?

A.T.: Farklı iş kollarından geliyor olmamız ve birçoğumuzun yöneticilik tecrübesi burada çok işimize yaradı. Belki de şu anda tiyatro yapan pek çok grubun temel sorunlarından biri bizim için görece daha kolay çözüldü. İşin finansman ve prodüksiyon tarafından bahsediyorum. Bir kere bir sponsorumuz var, ona da buradan teşekkür edelim Pernod Ricard'a... Böyle bir destekle başlamak elimizi çok rahatlattı, bizi iyi hissettirdi. Ama daha da iyi hissettiren şey eski BÜO'luların, bu oyunda oynamasa da, bize gönüllerince, el verdiğince destek atmalarıydı. Onlardan da ciddi bir destek aldık. Bizler de bir miktar finansmana katkı koyduk tabii. Tüm bunlar bizi cesaretlendirdi ve onların gösterdiği bu iyiniyetlere iyi karşılık vermek gibi bir sorumluluk da yükledi bize. Ağırlıklı olarak harcamaları falan ben kontrol ettim, zaten gündelik hayatta hep yaptığım bir şey, burada da yaptım. 

H.U.: Birçok tiyatroda bu işlerden anlayan çok az insan vardır ya, bizde aksine fazla insan var anlayan ve o da bir problem olabiliyor bazen. (gülüşmeler)

- Profesyonel misiniz, amatör mü?

K.K.: Türkiye'de bu konuda üç kategori var. Bir tamamen bir kurumun katkısıyla ve ortaya konan paralarla dönen amatör tiyatrolar var. Bir de oyuncularının o bilet parasıyla geçindiği tiyatrolar var, onlar profesyonel kelimesini tam anlamıyla hak ediyor. Bir de çok yaygın olarak, mesela Kumpanya gibi, kendi işleyişi bakımından, yani hem sanatsal kalite hem dükkanın dönmesi açısından profesyonel olan ama oyuncularının oradan geçinmediği tiyatrolar var. Bir sürü önemli tiyatro bu son kategoride, biz de oradayız. Yani profesyonel bir tiyatroyuz ama oyuncularımız buradan geçinmiyor.

A.T.: Bu oYundan elde ettiğimiz geliri de bir sonraki oyuna harcamak üzere bir kenara koyduk. Aramızda paylaştırmadık yani.

- Bazılarınız çok uzun yıllar sonra sahneye çıktınız. Neler hissettiniz sahnede?

Aydın Soysal: İlk oyunumuzu Boğaziçi'nde oynadık, bu bile çok öenmliydi. 32 yıl sonra aynı sahneye çıktık. Ben kuliste ağladım bir defa, onu söyleyeyim. Hem de başlamadan, öyle sonuna falan gelmeden... Nasıl anlatayım... Bir yerde, içimde ateşi hep yanan böyle cılız bir şeye nefes gelmesiyle alakalı bir şey bu ve orada şeyi de görüyorsun, daha neler yapabilirim... Bu 7-8 aylık süreçte bir sürü şey öğrenme fırsatı buldum. Seyircinin karşısına çıktığım zaman ne hissettiğimi bilmiyorum çünkü eve gittikten sonra kızım Buse'yi aradım ve 'bu akşam oynadık, değil mi?' diye sordum.

"Kel Şarkıcı" yarın (3 Mart) saat 20.30'da Moda Sahnesi'nde izlenebilir. Biletler http://www.modasahnesi.com/kel-sarkici adresinden alınabilir.


KİM KİMDİR, NE İŞ YAPAR

- Aslıhan Eraltan, Girandola Dondurma’nın sahibi.

- Aydın Soysal, yönetim danışmanı, eski Diageo CEOsu.

- Aygen Tezcan, İAB Türkiye danışmanı.

- Aykut Altın, reklam yazarı.

- Hasan Uzma, profesyonel oyuncu.

- Özden Dilek Karakışla, iletişimci, Sabancı Üniversitesi kurumsal iletişim departmanı.

- Yöneten: Kerem Kurdoğlu, İFA’da eğitmen, postprodüksiyon uzmanı.

- Danışman: Naz Erayda, sanat yönetmeni.

- Hareket Tasarımı: Zeynep Günsür, Kadir Has Üniversitesi öğretim görevlisi, doçent.

- Makyaj: Emel Kurma, sivil toplum gönüllüsü.

- Dramaturg: Şevki Evrendilek, çevirmen.