Jönfi isyanı

Başrollerini Devrim Yakut ve Bihter Dinçel’in paylaştığı Manik Atak’ın yapımcısı BKM, yönetmeni Barış Dinçel. Yakut ve Dinçel, iki perdelik oyunda, kılıktan kılığa giriyor, 10’dan fazla karakteri canlandırıyor.
Yayınlanma tarihi: 20 Ocak 2019 Pazar, 11:48

Manik Atak, iki kadının, bol gerilimli, komik ve duygu yüklü tanışmalarını, geçmişe yolculuklarını izleyeceğiniz, temposu hiç düşmeyen bir oyun. Kadınlar açısından tam bir sistem eleştirisi. Kahkahalar atarken birden bire boğazınız düğümleniyor... Devrim Yakut ve Bihter Dinçel, bir tiyatro kulisinde beraber oynayacakları oyunun provası için buluşuyorlar. Farklı kuşaktan iki kadın oyuncunun karşılaşma anında, önyargılar havada uçuşuyor. Bunun için de görünürde pek çok ‘sebep’ var. Yakut’un yıllar önceki rolünü bu kez Dinçel oynayacak. Yakut ise Dinçel’in sevgilisinin annesini canlandıracak... Bu gerilimli buluşma süprizli bir sona evriliyor. İki kadın oyuncu birbirlerine kalplerini açıyor. İlk aşk, aile, kadın oyuncu olmak gibi ağır konuları, ustalıkla masaya yatırıyorlar. Oyunun yazarı da olan Bihter Dinçel, “ Sadece bu coğrafyada değil, tüm dünyada erkeklerin ağırlıklı olduğu hikâyeler çekiliyor” diyor. Yakut ise “Aslolan dayanışmadır” diyerek, ekliyor: “Benim seçimim kadınların her koşulda dayanışma içinde olması.” Manik Atak, bugün BKM’de, yarın da Artı Sahne Mecidiyeköy’de seyirciyle buluşacak. Ocak sonu ve Şubat’ta, Çanakkale, Ankara, Konya ve Antalya’da sahnelenecek.

[Haber görseli]Kadınlar açısından durum, tam da oyunda anlattığınız gibi değil mi?

BİHTER DİNÇEL- Maalesef öyle… Sadece bu coğrafyada değil, tüm dünyada erkeklerin ağırlıklı olduğu hikâyeler çekiliyor. Erkek oyunculara düşen dilim sayısı daha fazla. Fakat son yıllarda bizim alanımız, televizyon sektöründe daha da daraldı. Yirmi beş ile kırk yaş arası kadınlar, ilaçlarla yok edildi sanki bu ülkede ve onların hikayelerinden asla bahsedilmiyor. Kadın oyuncu ya yirmilerinin başında olacak, jönfi olacak, ki jönfinin kankası arkadaşı ya da kuzeni olmak için de o yaşlarda olmanız gerekiyor, ya da o yaştaki karakterlerin annesi olacak yaşta olacak! Gencecik arkadaşlarım, kendilerinden birkaç yaş küçük insanların annelerini oynuyorlar. “Oyuncu” her şeyi oynar, bunda bir beis yok ama bize alternatif sunulmuyor, yok! Sıkıntı burada başlıyor. Başka şans bırakılmadığı için üstümüze yapıştırılan roller… Keyif aldığınız, sizi heyecanlandıran cânım mesleğiniz, hastanede numarasını bekleyen hasta psikolojisiyle, uzun bekleyişlere ve sıkıntılara bırakıyor yerini. Erkekler ise altmış yaşında bile jön oynamaya devam ediyor ve onların karakter rolleri için de alternatifleri çok daha fazla.

İsteyen zorlukları aşar

Kadınların hayattaki var olma mücadelesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Her şeye rağmen her alanda başarılı pek çok kadın var.

Elbette öyle ve daha da fazlası olmalı. Ben bunu kadın ya da erkek diye ayırmak yerine, yapmak isteyen ve istemeyen diye ayırıyorum. İsteyen insan her türlü zorluğu aşarak, hiçbir şeyi bahane etmeden amacına ulaşır. Tabii bunu söylerken, çok imkansız koşulları, baskı ve şiddet ortamlarının zulmüne maruz kalan insanları, kadınları tenzih ederek söylüyorum. Mücadele eden insan kendi kaderini yazar! Ya da en azından o kadere yön verir, yolunu değiştirir!

Oyun yazma fikri tam olarak hangi duygular, etkileşimler üzerine doğdu? Amaç neydi, nereye vardınız?

Devrim’le sadece bir merhabamız vardı. Bir gece Aşiyan oyunumda, beni izlemeye geldi. Çıkışta oturduk, kalemimi ve oyunculuğumu çok beğendiğini söyledi ve beraber bir şeyler yapsak ne güzel olur dedi. Uzun ve tatlı sohbetimiz o gece orada kalmadı ve çok sık görüşmeye, saatler süren sohbetler etmeye başladık. Kararlı ve inançlıydı evet. Ben de öyleyim ve çok karşılaşmıyorum böyle insanlarla. Bizi birbirimize kenetleyen ilk duygu bu oldu. Eylemek, hevesten öteye geçmeliydi ve bu sinerjide elbette geçti Ortak dertler, ortak sevinçler derken birkaç fikir oluşmaya başladı kafamızda oyun için ama inanın bilgisayarın başına geçtiğimde beynim bomboştu. Sadece ikimizin sesini duyuyordum ama o seslerin hangi matematikle hangi gezegenden geleceklerini bilmiyordu. Akışa bıraktım kendimi ve ilk perdeyi çok kısa bir sürede bitirdim. Sonrası da çorap söküğü gibi oldu. Kısacası amaç, beraber bir şeyler yapmak idi. Masadan kalktığımda yazdığım oyunun bütünü, “bir olmak” üstüne rengârenk bir cümbüş olmuştu. Ona Devrim’le can verdik, Barış gelip rejisörümüz oldu ve bize kan verdi…. Yemyeşil bir ormana vardık anlayacağınız.

[Haber görseli]

Çok fazla karakterin ruhsal iniş çıkışını seyirciye aktarıyorsunuz. O motivasyonu nasıl sağladınız?

Zor zamanlar da oldu evet ama ben çoğunlukla güldüğümüz anları hatırlıyorum çalışırken. Biz ayaklanmadan önce o kadar uzun bir masa başı çalışması yaptık ki… Ayağa kalktığımızda çok sağlam bir alt metin vardı elimizde. Motive olmakta zorlanmadık.

Devrim Yakut’la oynamak neler kattı size?

Çalıştığım herkesin kattığı ve öğrettiği bir şeyler vardır, bu da uzun yolda bizi biz yapan taşların her biri oluyor işte. Devrim’le sadece rol arkadaşı olmadık, arkadaş, yoldaş olduk… Bunun öğrettiği çok daha fazla şey var takdir edersiniz ki.. Çok keyifli…

HAYATIN BAĞRINDA SAF TUTMAK

[Haber görseli]Kadın kadının kurdudur derler. Bu söze itiraz eden kadın da çoktur. Oyunu izledikten sonra, içimden “kadın kadının dostudur” diye geçirdim. Kadınlar arasındaki aslolan çekişme mi dayanışma mı sizce?

DEVRİM YAKUT-Kadın kadının kurdudur ifadesi kadınların birbirlerini sevmemesi durumundan beslenen zihniyetin uydurduğu bir algı kanımca. Kadınlar birbirlerini bilirler. İyi tanırlar. Birbirlerinin aydınlık ve karanlık yönlerini çabuk kavrarlar. Bu algılama ve kavrama meselesini pozitif yönde kullanmayı seçtiklerinde dünya iyi yönde değişmeye başlar, seçim negatif yönde olduğunda ise, dünya karanlıkta kalır diye düşünürüm. Yani benim seçimim kadınların her koşulda dayanışma içinde olması. Aslolan dayanışmadır ve öyle kalmalıdır. Dolayısıyla, böyle düşünen biri olarak, oyundan aynı duyguyla çıkmanız beni çok mutlu etti. Temel hedefimiz buydu çünkü.

Pek çok karaktere bürünüyorsunuz oyunda. En çok etkilendiğiniz bölüm hangisi?

Hepsini çok severek, hissederek oynuyorum ama, en çok Leyla'nın Metin'i anlattığı yerden etkileniyorum.

Her yaşantı mucize

Oyunu izleyince insan ister istemez çocukluğunun acılarıyla da yüzleşiyor. Hem de kahkahalar eşliğinde! İnsanın geçmişi bugününü ne derece etkiler sizce?

İnsanın geçmişi bugününü çok etkiler elbette. Bir yetişkin olarak hayatımızda aldığımız konumların, tuttuğumuz safların, seçimlerimizin kökeninde hep geçmiş ve orada atılan tohumlar çok etkilidir diye düşünürüm. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim, geçmişimizi seçme şansımız yok belki, ama geçmişte atılmış yanlış ya da eksik tohumların meyvelerini değiştirmek elimizde. Yeter ki fark edelim ve değiştirmeye niyet edelim.

Sizce insanı en çok acıları mı başarıları mı var eder?

İnsan pek çok kaynaktan beslenen bir varlık. Ruhun ergin bir noktaya ulaşabilmesi için hepsini deneyimlemek gerekiyor. Sadece acıyla ya da başarıyla var olmak diye bir şeye inanmıyorum. Varoluş sürecimizde deneyimlediğimiz her yaşantıyı birer mucize kabul edip, hiçbirini de madalya yapıp göğsümüze takmadan, hayatın tam bağrında saf tutmak gerekiyor...

Son olarak, Bihter Dinçel nasıl bir rol arkadaşı?

Bihter çok zeki,duyarlı,çalışkan,eğlenceli,öğrenmeye,gelişmeye,deneyimlemeye çok açık bir yol arkadaşı. O'nu tanığım ve bu yolculukta beraber olduğumuz için çok mutluyum ve bu yolculuğun uzun sürmesini diliyorum.

[Haber görseli]

Fotoğraflar: Kurtuluş Arı

A+ A-