Ağlayarak sürgüne

Gaziantep diken üstünde. Suriyeliler şehir dışına gönderiliyor.
Yayınlanma tarihi: 15 Ağustos 2014 Cuma, 04:00

[Haber görseli]

Gaziantep’te bir göçmenin ev sahibini öldürmesiyle başlayan olaylar sürecek gibi görünüyor. Kentte neredeyse gözle görünür bir gerginliğin yaşandığı söylenebilir. Açıkçası şehir, birkaç gündür diken üzerinde duruyor. “Geceleri çivili sopalarla Suriyeli kovalıyoruz” sözleri kan donduruyor. Şehirde Rambo bıçaklarıyla dolaşan kişilerin olduğu gizlenmiyor. Gaziantep’teki hastanelerde bıçak ve sopalarla saldırıya uğradıkları için yaralanan Suriyeliler tedavi ediliyor. Suriyeli ailelerin bir kısmı güvenlik güçlerince evlerinden tahliye edilirlerken bazılarının ise, gönüllü kuruluşlarca, kurulacak konteynır ya da çadır kentlere gönderileceği belirtiliyor.

Gaziantep’te gerginliğin odağında olan her iki gruptan da görüş almak için sokağın nabzını yokluyoruz. Otobüs terminali, Suriyeli göçmenlerin endişe ve korkularına ışık tutuyor. Gaziantep otogarının arkasındaki “Kilis dolmuş durağı”, tıklım tıklım, denkledikleri eşyalarıyla bekleyen Suriyelilerle dolu.

Endişelerinin boyutunu anlayabilmek için, ülkelerindeki savaşa rağmen bir an önce Kilis üzerinden savaşın sürdüğü Suriye’ye geçme telaşlarına bakmak yeterli. Suriye’deki iç savaşta anne babasını yitiren ve üç kız kardeşiyle birlikte, Türkiye’ye göç edip, ucuz atölyelerde kendisiyle birlikte kardeşlerinin karnını doyurabilmek için yaşam savaşı veren Selman, bozuk Türkçesiyle anlatıyor:

“Gidecek yerimiz yok. Hep sokaklarda, aç yaşadık. Kardeşlerimi korumaya çalıştım. Olayların bitmesini bekledik. Ama üç günü zor geçirdik. Burada öleceğimize, ülkemizde ölürüz!” Nereye gitsek olmuyor!” diye isyan ediyor. Otogardaki bazı şahısların ise, Suriye vatandaşlarını, “Sizi şehrimizde istemiyoruz, gidin buradan” diyerek zorla otobüse bindirdiklerine tanıklık ediyoruz.

Ah Tayyip

Suriyelilerden bazıları da ana terminal binasında çoluk çocuk, genç yaşlı otobüslerinin kalkış saatlerini bekliyor. Aralarında, İstanbul, Ankara, İzmir, Niğde, Kayseri gibi farklı şehirlere bilet alanlar var. Ailesiyle birlikte otobüsün kalkış saatini bekliyor.Suriyelilerin çoğu isimlerini kimlikleri ifşa olmasın diye, “Muhammet” olarak veriyor. Ailesiyle birlikte olan “Muhammet”, konuşmaya çok istekli değil. Zaten Türkçesi de buna izin vermiyor. Ne var ki, güç bela gazeteci olduğumuzu anlatmayı başardıktan sonra, adeta vücut dili ve bir sözcükle her şeyi anlatıyor. Kafasını iki yana sallayıp, “Tayyip” diyor. Bunu tek bir şekilde okumak mümkün; “İzlediğiniz politika, ülkemizin bu hale gelmesinin nedenlerinden biri. Geldikten sonra ise bizimle hiç ilgilenmediniz!” Suriyelilere yoğun olarak saldırıların gerçekleştiği Perilikaya semtindeki bir esnaf, “Şehirde huzur kalmadı” diyerek anlatıyor: “Ailemizle bir yere çıkamaz olduk. Gaziantep’te 300 bin Suriyelinin yaşadığını biliyoruz. Kilis’te, Nizip’te Türkçe konuşan yok! Buralardaki nüfusları bizden fazla! Ünaldı Mahallesi’ndeki tüm dükkân tabelaları Arapça. Sınır tamamen açılmış durumda. Kaçak sigara, yedek parça getirip satıyorlar. Ne var ki bizde de kabahat var. Uzun bir dönem onlara acıdık. Evlerimizden eşyalar getirip verdik. İlk geldiklerinde paraları vardı. Sonra kiralarını ödeyemez hale geldiler. Onlardan yana mutlu olanlar hepsine yüz çevirdi. Aslında burada devlet politikasında yanlış var. Devlet bu işe el koymazsa, millet el koyacak!”

Fuhuş arttı

Yine Perilikaya, semtinde yedek parçacılık yapan Yılmaz T. isimli yurttaş konuyla ilgili olarak şunları anlatıyor: “Zengin Suriyeliler de var. Onların hiçbir sıkıntısı yok. Hatta onlar sayesinde pek çok kurum kâr ediyor.” Yılmaz T., sokaktaki Suriyelilerin dramını gözler önüne seren bilgiler de veriyor. Kentte fuhuşun artığı iddia ediliyor. Yılmaz T.’nin anlattıkları bu iddiaları doğrular nitelikte: “Karnı aç olan insan ne yapsın? Bazı kadınların dükkân dükkân dolaşarak, ‘Beni ister misiniz’ diye sorduklarına şahidim. 30-40 TL karşılığında fuhuş yapanların her geçen gün fazlalaşıyor.”

Bizim suçumuz ne?

Bir plastik fabrikasının yanındaki parkta, öğle molasını geçiren ve Suriyeli oldukları anlaşılan 4 “ucuz emekçisinin” yanına yaklaşıyoruz. Önce Kilisli olduklarını söyleyerek, rol yapmaya çalışıyorlar. Durumları çok anlaşılır. Ancak çok geçmeden güveniyorlar. İçlerinden biri Türkçeyi epeyce ilerletmiş durumda. Genel durumlarını ve son günlerde yaşadıkları kâbusu şu sözlerle aktarıyor: “Günlük 20 lira yevmiye alıyoruz. Ailelerimiz birlikte yaşıyor. Hepimiz uzunca bir dönem parklarda iş bekledik. Şimdi bunları yaşıyoruz. Evden işe gitmeye bile korkuyoruz. Akşam nasıl döneceğimizi düşünüyoruz. Bir yandan da aklımız evde bıraktığımız ailelerimizde. Sadece onlara bakabilmek için çalışıyoruz. Birinin yaptığı bir şey yüzünden, çok büyük sıkıntı yaşıyoruz. Akşamları, sokaklarda sopalı ve bıçaklı kişiler geziyor. Can güvenliğimiz yok. Bizim suçumuz ne?”

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ