Aşk bile gerçek değil

Aşkın Nur Yengi, Mehmet Erdem’le birlikte söylediği Allah’tan Kork isimli şarkısıyla birkaç ay sonra çıkacak yeni albümünün müjdesini veriyor. Üstelik bu albüme Sezen Aksu’nun elinin değecek olması müzikseverlerin heyecanını daha artırıyor.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yayınlanma tarihi: 15 Temmuz 2019 Pazartesi, 14:38

Fotoğraflar: Kurtuluş Arı

Aşkın Nur Yengi, zamanın ruhundan şikayetçi. Mesleki anlamda, müzik piyasasında “hızlı tüket” yaklaşımının müziğin içini boşalttığını düşünüyor. Hayatında ise, müzik yıldızlarından beklenen, özel hayatı anlık bir paylaşım nesnesine haline getirme beklentilerine kaşrın o kendi özel alanının mahremiyetine sıkı sıkıya bağlı. Müzik piyasasında geçirdiği 29 yıla karşın hayatının ön planında hala müzik ve sahne var. Elbette, kızı Nazlı Bilginer’le birlikte. Mehmet Erdem’le birlikte seslendirdiği Allah’tan Kork isimli teklisiyle gündeme gelen yengi ile keyifli bir sohbet yaptık.

[Haber görseli]"Sosyal medya kullanmıyorum. Kullanamadığım için mi? Hayır, ama bunlar hayatıma hükmetsin istemiyorum."

OTURARAK SÖYLEMEYİ ÖĞRENDİK

- Bir başka kişiyle aynı şarkıyı paylaşmak nasıl bir his?

Çok büyük bir renk. Mesleki olarak büyük tatminler yaşadığım dönemlerden geldiğim için, artık farklı sesler, renkler ve projeler olsun istiyorum. Mehmet bu anlamda benim keşfim diyebilirim. Onun da müzisyen olmasının getirdiği ve birlikte söyleyebilmenin, stüdyo aşamasında da keyfini yaşadığım ender isimlerden.

- Mehmet Erdem’in sıra dışı bir şarkı söyleme tekniği olduğu hep söyleniyor.

Hikaye anlatıyor, aslında hepimiz onu yapıyoruz. Bağırıp bağırmaması ömnemli değil, çünkü anlattığı şeyi dinleyiciye geçirebiliyorsa, bu da bir yöntem

- Peki başta ikinizin ses uyumunun olup olmayacağını düşündünüz mü?

Bunu en iyi deneyeceğimiz yer stüdyoydu. Bunun hazırlıklarını deneyerek yaptık. Çok da yakıştığına karar verdik.

- Şarkıyı da oturarak söylemişsiniz…

Eskiden beri hepimiz ayakta şarkı söyleriz. Diyafram sıkışmasın, hafif dans ederek havaya girelim diye. Bu sefer stüdyoda sandalye vardı. Ben de, biri enstrüman çaldı da o kaldı diye düşündüm. Fakat hiç öyle değilmiş. Sezen abla kendi de öyle söylüyormuş. Bak dene, bir çok dünya yıldızı da artık böyle yapıyor” dedi. Teknik olarak ne artısı var tam bilmiyorum, ama heyecan vericiydi. Bir de çığlık çığlığa olmayan sakin bir şarkı olması, hikayeyi armonik olarak daha peslerde ifade etmesi oturarak şarkı söylememize engel bir durum oluşturmadı. Ancak üst oktavlarda bir şarkı söylenmesi gerekse nasıl olur bilmiyorum. O gün o deneme çok işime yaradı. Sonra Mehmet’e de “hadi sen de yap diye ısrar ettik.” Zaten onun da ayağı kırıktı o dönem. O da bir şans oldu ona. Zaten mecburen oturması gerekecekti. Böylece oturarak şarkı söylemeyi de öğrenmiş oldum.

SEZEN AKSU İLE ALBÜM HAZIRLIĞI

- Şarkının bu kadar ilgi görmesinin sebebi de sakin atmosferi oldu sanırım. Üstelik yaza da giriyoruz, bu dönemde çok yükselen şarkılar da revaçta oluyor. Belki insanlara dinginliği hatırlattınız.

Şarkı gibi şarkı oldu. Sezen Aksu’nun yüreğinden çıkmış, benim 35 yıllık profesyonelliğim, Mehmet’in bize sunduğu yenilikler zaten bir merak uyandırıyor. Fakat dediğin gibi yaz döneminin beklenen çıstak çıstak şarkıları. Ben hiçbir zaman böyle bir politikayla yol alamdım. Müzik içinde büyüdüğüm, konservatuar mezunu olduğum için sevdiğim şarkıları söylemek istiyorum. O yüzden böyle şeylere sıcak bakamam. İyi şarkı kötü şarkı tartışılır, ama bana bir şey ifade etmesi lazım.Tutup tutmaması halkın beğenisine kalmış bir şey. Zaten Sezen Abla ile bir albüm hazırlığı yapıyoruz. Şarkı onun içindeydi zaten. Ancak artık hemen albüm olmuyor. Sezen Abla’nın Lonca Stüdyosu’nda çalıştığımız için de şarkılarla uzun uzun oynuyoruz. Bu yüzden süreler uzuyor. 5 şarkımız bitti zaten, ama 10 la 12 şarkıyı hedeflediğimiz için süre geçiyor. Bu süre içinde de Sezen Aksu ile Aşkın Nur Yengi yan yana gelmişken böyle bir çalışma yapalım dedik. Bunun demişken, biz zaten Sezen Abla ile hep yan yanayız. Her albümümde bir nazar boncuğu şarkısı olurdu zaten. Ancak 90’lardaki albümlerimden sonra ilk defa prodüktör olarak benimle birlikte. Biz de bunun heyecanıyla her şeyi daha ince eleyip sık dokuyarak yapmaya çalışıyoruz. Biraz insanlara, unuttukları sahici şarkıları yakalamaya çalışıyoruz.

- İnsanların yüzeysel tepkilerinden çok derindeki duygularına mı hitap etmek istiyorsunuz?

Misyon üstleniyorum ister istemez. 90’lar çok daha sahici bir dönemdi. Şu elimizdeki telefonlar bizi bazı şeylerden o kadar uzaklaştırdı ki, ister istemez aşkı bile gerçek yaşayamıyoruz. Her şey anlık ve fast food tadında. Anında tüketip bir sonrakine geçebilecek bir hayat yaşıyoruz. Bu da çok hoşuma giden bir şey değil. Eski kafalıyım bu konularda. Zaman zaman faturamı bankaya gidip ödeyebilen bir kadınım. Bazen dalga geçiyorlar, ama ben onun da bana bir şey kattığını düşünüyorum. 49 yaşındayım ama annemin yaşadıklarını yaşamayı seven bir kadınım. Bunu da beşeri ilişkileri koruyan bir durum olduğunu düşünüyorum. Mesleki olarak zaman zaman sıkıntılarını yaşasak da, ben kendimi hayattan soyutlamadım. Toplum içinde olmayı seviyorum.Ayrıca kızım da bunu görsün istiyorum.

- Bu yıllarda doğan çocukların anne babalarıyla aralarında ciddi bir kopukluk olacak. Belki yaptığınız bunu telafi etmesi açısından önemli.

Psikolojik olarak bir katkısı oluyorsa ne güzel. Benim de annem ve babamla aramda ciddi farklar vardı, ama küçücük bir evde beş kardeş olarak büyüdük. Maddi durumumun o kadar iyi değildi, babam devlet memuru, annem ev hanımıydı. Dolayısıyla sobalı bir evde, ısınmak için sobayı küçük odaya kurardık. Kim mutfağa gidecek olsa, o üşürdü. Şunu da hatırlıyorum ki, ısınmak için sobanın etrafına toplandığımızda konuşurduk. Ne kadar mutlu olduğumuzu hatırlıyorum. Sonra kalorifer çıktı, herkes kendi odasına çekildi. Yine bir aile ortamı vardı, baba geldiğinde buluşulurdu, ama insan geliştikçe yalnızlaşıyor. Kimi bunu fark ediyor, benim gibi kendine sınırlar koyuyor. Ben de mecburen telefon kullanıyorum, ama bilgisayar kullanmıyorum, sosyal medya kullanmıyorum. Kullanamadığım için mi? Hayır, ama bunlar hayatıma hükmetsin istemiyorum. Sosyal medyada da hayranlarım sağolsun, hesap açtılar, onlar yürütüyorlar. Bir gün hepsine yenik düşer miyim bilmiyorum, ama umarım kendimi o durumda görmem.

[Haber görseli]"Misyon üstleniyorum ister istemez. 90’lar çok daha sahici bir dönemdi. Şu elimizdeki telefonlar bizi bazı şeylerden o kadar uzaklaştırdı ki, ister istemez aşkı bile gerçek yaşayamıyoruz..."

MERAK EDİLMEK BENİ MUTLU KILIYOR

- Gününüzü anlık olarak sosyal medyadan paylaşan biri değilsiniz.

Hiç. Çay bardağı ile sosyal medyada birbirimize bakıyoruz diye fotoğraf paylaşmıyorum. Belki bu merak uyandıran bir şey olabilir, itirazım yok. Ancak merak edilmek ve bir gizemim olması beni daha mutlu kılıyor. Ben de sevdiği sanatçının her anını görmek istemiyorum. Böyle olunca sıradanlaşıyor her şey. Bir de gölge gibi sürekli sizi izleyen bir kitle olduğunu bilmek yorucu olabilir.

- Kariyerinizin başından beri özel hayatınızın mahremiyetine çok önem veren birisiniz. Ancak eğlence sektöründe özel hayatın ifşası pr çalışması oalrak görülüyor. Siz buna dahil olmamanın eksikliğini kariyer anlamında hissettiniz mi?

Ben bir kamu malı değilim. Ben de herkes gibi yiyorum, içiyorum, evleniyorum, çocuk doğuruyorum, boşanıyorum, neyse. Benim de bir sosyal hayatım var. Bunun ayrı bir şey olması gerektiğini düşünüyorum. Bizim izleyiciyle ilişkimiz, böyle başlamadı. Şarkılarla başladı, bu yüzden böyle devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki ucundan, kenarından, sevdiklerini merak eden insanlara gerekli bilgi veriliyor, ama siz kendinizi düşünün, hayatınızın en dibinde bununla beslenerek yaşayabilecek bir kitle varsa, bundan hoşlanır msınız? Kimse hoşlanmaz. Benim için bir dezavantaj olmadı.

[Haber görseli]ŞARKILARIN MESAJI YOK TEKERLEME GİBİ...

- Müzik piyasasında bir takım kısıtlardan bahsettiniz. Özellikle radyoların dayatmaları hakkında.

Bize bile var bu kısıtlamalar, düşün. Şarkılar kafa dağıtmak için değil sadece. “Trafikte dinliyorum, yemek yerken açıyorum...” Yok böyle bir şey. Duşta söyleyeceğim şarkıları ezberlemiyorum ya ben. Anılarımla, duygularımla özdeşleşen şarkılar da istiyorum. Ben “Serserim Benim”le evlenen, “Ayrılmam” ile güçlenen çok insan tanıyorum. Şimdi bunları diyebilecek var mı? Hiçbir mesajı yok şarkıların. Tekerleme gibiler. Belki de öyle istiyorlar veya öbür türlüsünü yapamıyorlar.

- Kısıtlamalar nedir?

Radyolar, dört dakikalık şarkı çalmam diyor. Kim olursan olur. Zaten müzik orada bir sekteye uğruyor. Şarkının bir matematiği var. “İntrosu iki kere dönmeyecek.” Otur o zaman sen yap şarkıyı. Bu nasıl bir kriterdir. Bana kadar varıyorsa bu mesele vay haline yeni çıkacak dostların. Yazık. Biz de radyolara ayrı, albüm için ayrı versiyonlar yapıyoruz. Zaten televizyonlarda müzik kalmadı. Evlilik programları, yemek programları, cinayet programları. Hayatımız bunlardaki kavgadan ibaret. Ben iyi bir televizyon izleyicisiydim. Artık açmıyorum bile. O programları izleyen insanlar da çok daha iyi şeyler görmeye layık. Müzik veya başka bir şey olur bilmiyorum, ama ben müzik olsun isterim hayatlarında. Bir kaç kanal ilgi gösterse hepimiz de koşa koşa gideriz. Malesef başka şeyler izleniyor. Öyle mi olduk gerçekten, yoksa o programlardaki gibi olmamız mı istemiyor, bir şeylere mi alıştırılıyoruz, bilemiyorum.

- Müzikle ilişkinizin zayıfladığı bir dönem oldu mu?

Zayıflamak demeyelim ona. Çünkü ben müziksiz yapamam. Ancak doğum döneminde illa ki ön plana çocuk geçiyor. O dönemde biraz uzaklaşmış olabilirim. Çünkü öncelik değişiyor. O çocuğun büyümesi çok önemli. İlk bir seneyi çok yan yana geçirdim. Çok tuhaf bir durum, çünkü müzikle de bir ömür geçirmişim, o da beni beslemiş.

Tenis ve tango

- Müzik dışında ilgilendiğiniz alanlar nedir?

Çok uzun yıllar tango ve latin danslarıyla ilgilendim. Çok iyi bir tenisçiydim. Çok ciddi kilometrelerim var. Ancak bunları söylediğim zaman magazin bu işin peşine düşüp oralarda beni rahatsız etmeye kalkıyor. Oradaki insanların da huzurunu kaçırıyor. Belki işleri dışında kafa dağıttıkları bir alan, belki fotoğraflanmak istemiyorlar. O yüzden saygı gösterilmesi gerekiyor. Hassasım o konularda, sadece sorulduğu zaman söylüyorum, okuduktan sonra da unutuyorlar, inan bana.

[Haber görseli]Kızımın kuşağı çok farklı

- Kızınız şu an 13 yaşında. Sizin 90’larda çok popüler olan şarkılarınızı dinlediğinde nasıl tepki veriyor?

Biliyor, hoşuna da gidiyor. Bunlar Z kuşağı çocuklar, kafaları bizim gibi çalışmıyor. Direk lise mezunu gibi doğuyorlar. O kadar takipte ve araştırmacılar ki, benim o zaman bilmediğim şeyler, onların komik diye yorumladıkları şeyler oluyor. “Anne nasıl sizin zamanınızda akıllı telefon yoktu” diyor. Evdeki santralli telefonlarımızı kullanıyorduk, nerede böyle haberleşmek. Sadece Polis Radyosu’nun olduğu bir dönemdi. O kadar da uzak dönemler değil. Çok hızlı ilerledik. O yıllardaki vidyolarımı izlettiriyorum ona, meraklı zaten böyle şeylere. Şaşırarak baktığı şeyler de oluyor, ama hem anne hem de babasının bu mesleği yapması sebebiyle ilgi gösteriyor.

- Anne – babanın sanatçı olduğu ailelerde, çocuğun sanatçı olmasına yönelik bir talep oluyor. Sizde böyle bir şey var mı?

Hayır. O çok büyük bir zulüm. Sadece bir enstrüman çalmasını empoze ettim. “Enstrüman çalmak, bir kadın olarak duygusal akordunu yapabilir” dedim. İlla müzisyen olmak gerekmez. Düşünsenize çok önemli bir filmin müziğini altından çekin size ne hissettirecek. Mesela Love Story, çekin müziğini, hiç birşey kalmıyor. İster devam ettirirsin, ister dozunda ilişki kurarsın.

Aleyna Tilki çılgın

- İlk albümünüz 1990’da çıktı. Üstünden 29 sene geçmiş. Bu tecrübenizle bugünkü isimlere baktığınızda neler söylersiniz? Mesela Aleyna Tilki gibi bir örnek var.

Hep de bu kız örnek veriliyor. Başka çıkmadı mı? Bir sürü var da bu biraz daha çılgını. Ben de o zaman ilktim. Mutlaka birileri çıkacak. Müzik de farklılık sever, bu deneyimle ilgili bir şey. Ancak bunu ne kadar sürdürebilecek bilemiyorum. Halk onu ne kadar bağrına basar? O halkın vereceği karar. Zannedersem çocuklar bu konuda ısrarcı ve seçici olmaya başladı. Onların beğenileriyle bazı sanatçılar devam edebiliyor. Çocuklar bıraktığı anda ne olacağını göreceğiz. Sadece şarkı söyleyerek işini devam ettirmek isteyenler de çıkmalı. Onlar yok ortada. Niçin yok?Duruşuyla, hayatıyla ve sesiyle bizi etkileyecek bir isim niye çıkmadı? Ben bunu merak ediyorum.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Mehmet Erdem, Aşkın Nur Yengi, Sezen Aksu