Köylüyü devletle deprem tanıştırdı

Deprem yeri Ayvacık’tan izlenim
Yayınlanma tarihi: 12 Şubat 2017 Pazar, 05:51

Çanakkale de oturduğum köye 30 km. uzaklıktaki Çamkalabak köyüne yiyecek ve giyecek yardımı götürdük. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden bir grup insan. Burası benim birkaç yıl önce öğrendiğim her bakımdan ilginç bir köy.

Bir kere dört mahalleden oluşuyor ve bunlar birbirinden uzak. Adeta ay yüzeyi gibi bir coğrafyada kızlar halı dokuyor ayrıca zeytin haşatında gündelikle işçilik yapıyorlar. Bulurlarsa tarlalarda çapaya gidiyorlar. Rengarenk giysi ve başlıkları ile nereye giderlerse güzellik saçıyorlar. Erkeklerse bir Türkiye klasiği olarak kahvede toplaşıp işsizlik üzerine uzun hava okurcasına konuşuyorlar. Bazen de çalışıyorlar. Onların giysileri sade ve soluk.

Kerpiçin yerini çimento almış

Köye varınca anlıyoruz ki devletle halkı deprem tanıştırmış. Evler çoğunlukla yörenin eflatuni taşı ile yığılarak ve aralarına kerpiç doldurarak yapılmış. Duvarlar 60-70 cm. kalınlıkta. Bu yapı tarzı bölgenin her yerinde yetmişli yıllara kadar uygulanmış bir karakteristik mimarı özellik. Sonraları kerpiçin yerini çimento almış ama pahalı geldiği için de harca az katılmış. Böylece taşlar kesilmeye başlanmış.

Köyün mimari güzelliğine ihanet edilmemiş. Su pınarlardan geliyor, elektriği devlet parayla satıyor. Arada bir vukuat olursa jandarma geliyor, soruşturmasını yapıyor ve gidiyor.

Devleti muhtar temsil ediyor. Çocuklar merkez köyde, büyükler Ayvacık’ta taşıma denen sistemle okutuluyor.

Çocuklar üşüyor

Memleketin en batı noktasına birkaç kilometre uzaklıktaki köye girdiğimizde bizi meydandaki kadın ve erkek grupları buruk bir tebessümle ve merakla karşıladılar. Tanıştık, niyetimizi açıkladık. Çay ikram ettiler. Bilgi almaya başlayınca evlerin bazılarının yıkıldığını birçoğunun hasarlandığını anlattılar.

Depremin verdiği tedirginlikte evlere girmeye korktuklarını ve erzağı çıkartamadıklarını, ancak devletin günde üç öğün yemek yolladığını söylediler. Devlet köye Kızılay çadırları koymuş. Köylü geceyi çadırda geçiriyor ama çocuklar çok üşüyormuş. Ebeveynler buna çok üzülüyordu.

Yetkililer çadır içinde soba veya benzer araçların yakılmamasını kesin bir dille anlatmışlar. Köylü de bu talimata uyuyor. Biz elimizdeki malzemeden ayırıp vermek için gereksinimlerini sorduk ancak büyük bir tok gözlülükle hiçbir şeye ihtiyaç olmadığını ifade ettiler. Bu arada çocukların ayakkabılarının eski ve ince olduğunu gördüğümüz için üsteledik. Elimizde bağış olarak yollanmış yepyeni ayakkabılar olduğunu söylediğimizde bize başka köylerin isimlerini verip oralarda daha çok ihtiyaç olabilir dediler. Çocuklara oyuncak boya kalemleri ve defterlerini dağıtırken 4.9 olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir sarsıntıyı onlarla birlikte yaşadık ve korkularını paylaştık.

Zahide ile tanıştık

Köye battaniye, yorgan ve yastık bırakıp yola devam ettik. Çok hasar gören Yukarı ve Tuzla köylerinde devlet tüm gücünü kullanmıştı. Çadır yerine konteyner, üç öğün aş, seyyar sağlık ocağı, jeneratör, büyük bir montaj çabası, köylülerle fiyakalı röportaj yapan TV ekipleri ve gazeteciler yardıma gelmiş başka ekipler ve vatandaşlar gördük...

Yetkililere kendimizi tanıtıp malzememizi vermeye geldiğimizi söyleyince bu muhteşem organizasyonda henüz yardım toplama-tasnif- dağıtım merkezi kurulmadığını fark ettik. Bu kaotik ortamda ne yapacağımızı düşünürken mucize kabilinden Zahide ile karşılaştık. Zahide Tuzla köylüsü biri. İlk günden beri herkesin yardımına koşmuş, adeta tek kişilik bir afet koordinasyon merkezi. Zahide herkese koşturuyor ama ıslanan battaniyesinin yerine yetkililerden kurusunu istemeye utanıyor. Onun sayesinde ekibimizin kadınları yerel kadınlarla güzel bir diyalog kurdular. “Bak bu renk sana çok yakıştı” tarzı yaklaşımla yüzleri biraz yumuşattık ve getirdiğimiz yardım eşyasının önemli bölümünü köylülere elden dağıttık. Kalan eşyayı da dağıtmak için ilk uğradığımız köye doğru dönüşe geçtik.

Kalan çocuk ve yetişkin giysilerini, rengarenk çocuk botlarını, çoraplarını ve kalan erzağı köye bıraktık. Anı fotoğrafları, sohbet, tekrar geleceğimiz sözü verildikten sonra bizler evimize, onlar çadırlarına doğru ayrılırken herkes buruktu.

Son bir cümle: imkanlar büyük ama biz henüz depreme hazır değiliz.

A+ A-