Erdoğan’ın konuşmasını dinleyince ağzımdan “Çok alametler belirdi” sözü çıktı. Danıştay töreninde “boyun borcu” dedi. “Siyasi matematik hesabının üstünde bir konu” diye ekledi.
Takip edenler bilir, AKP medyasının dünkü manşetlerinde cumhurbaşkanının yeni anayasa yapma çağrısı vardı. Erdoğan “iyi bir anayasa özlemi” diyordu. Peki, neydi bir anayasayı “iyi” yapan?
Bu köşeye, Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal’ın “Erdoğan erken seçim değil, anayasayı değiştirmek istiyor” diye özetleyebileceğim duyumunu taşıdım. Eski AKP milletvekili ve dahası Erdoğan’ın eski metin yazarı Ünal, bu kulis bilgilerini önceki günkü gazete köşesinde de tekrarladı. Üstüne, bir de Erdoğan’ın eşzamanlı “yeni anayasa” çıkışı gelince dehlizlere indim.
Biliyoruz ki Erdoğan’ın seçimde yeniden aday olabilmesi için ya anayasanın 101. maddesinin değişmesi ya da Meclis’in bir erken seçim kararı alması gerekiyor. Peki, Erdoğan’ın mevcut planı gerçekte ne ve o plana yetecek gücü var mı? Bu sorunun yanıtını AKP, CHP ve DEM koridorlarında aradım.
Önemli bir AKP’li kaynak, “Mutlak butlan davasına bakmak lazım” diye söze başladı. Ve hemen ardından ekledi: “Acaba o davanın sonucunda, Kılıçdaroğlu’na yakın milletvekillerinin desteğiyle bir anayasa yapılabilir mi?” Duyduğum, bir sorudan ziyade masadaki senaryolardan biriydi.
Cumhur İttifakı’nın anayasayı referandumsuz değiştirmesi için 400 oya ulaşması lazım. Şu an ittifakın oy kullanabilir mevcudu 325 milletvekili. Yani “süreç ambalajlı” bir anayasa için Kürt siyasi hareketinin desteği alınsa da yetmiyor. Haliyle, CHP’nin ya da Yeni Yol gibi başka partilerin desteğine ihtiyaç var.
Bununla birlikte, İran savaşı başta ekonomi olmak üzere denklemleri değiştirdi. Haliyle, iktidar oy garantisi için seçim öncesi para dağıtma planları üzerinde daha ince bir hesap yapmaya başladı. Anayasa değiştirilemezse 2027 başında seçim ekonomisi uygulayıp bahar ayında erken seçime gidilir mi bu da masadaki bir düşünce.
İktidar koridorlarında “Sürecin bir anayasaya ihtiyacı var” sözü de duyuluyor. Peki, DEM Parti ve PKK cephesi bu yola nasıl bakıyor? Özetle, süreçteki tıkanıklığı anayasa değişikliğiyle aşma fikri samimi bulunmuyor. Örneğin DEM Parti’den bir kaynak “Anayasa değişikliğinin, süreci yıllarca uzatmak anlamına geldiğini ve bir oyalama taktiği olduğunu düşünürüz” diyor.
Meselenin bir başka yönü daha var. Güvenlik bürokrasisinin tespitine göre; mağaraların sadece yüzde 30’u boşalmış, yılbaşından bu yana da 90 terörist teslim olmuş. Yani, devlet “PKK silah bırakmadı” görüşünde. DEM Partili kaynağa soruyorum bu durumu. “Silahı nereye, kime bırakacaklar” veya “Memlekete geldiğinde cezaevine girilmeyeceğinin garantisi alındı mı” gibi sorularla, yasal güvence olmadan silah bırakmanın akla uygun olmadığı tezini dile getiriyor. Ve önemli bir ekleme yapıyor: “PKK yakın zamanda devlete iki şart iletti. Biri; Öcalan’ın İmralı’da bir eve çıkması, diğeri ise kapsamlı bir süreç yasasının çıkması.”
Tam da burada, Erdoğan’ın eski kurmaylarından, bugünün DEVA Partisi yöneticisi Sadullah Ergin’in Yeni Yaşam gazetesine dediği şu anıyla karışık bilgiyi hatırlatmakta fayda var:
“2015 seçimleri sonucunda Sayın Erdoğan; bizim çözüm süreci çalışmalarımız HDP’ye yaradı, onlar yüzde 13’ün üzerinde bir orana yükseldiler, AK Parti ise Meclis’te salt çoğunluğunu kaybetti diye düşünüyor olabilir ve bu endişe onu ikircikli bir yapıda tutuyor olabilir.”
CHP CENDEREDEN NASIL ÇIKACAK?
Ve çok yönlü bir cendereden çıkmak için çözüm yolu arayan CHP.
Aydın Ünal Yeni Şafak’taki köşesinde “Cumhur ittifakı, CHP’yi ve Özgür Özel’i düştüğü bu bataklıktan çekip çıkarabilir” diyor. Dediğinin pratikteki karşılığının ne olduğunu bilen Ünal ekliyor: “Yanlış anlaşılmasın, yargıya müdahale yoluyla değil, siyaseten mümkün.” Sonunda ise açık açık, CHP’nin yeni anayasaya “evet” demekten başka çıkışı görünmüyor, tezini paylaşıyor. Peki, CHP bu meseleye nasıl yaklaşıyor? Partinin hem süreç komisyonunda olan hem de hukukçu olan kurmaylarıyla konuştum.
Özgür Özel başkanlığındaki CHP cephesi öncelikle, oturduğu süreç masasının anayasa ile ilgisi olmadığının güvencesini aldıklarını hatırlatıyor. Mevcut maddelere uyulmadığı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmadığı sürece yeni bir anayasa değişikliğinin ise anlamsız olduğu vurgulanıyor. CHP’lilerin yargılanmasıyla ilgili “yumuşama” karşılığında anayasa değişikliğine destek verme gibi bir pazarlık veya takası kesinlikle reddettiklerini de ifade ediyorlar. Bu net çıkışlara rağmen, bir CHP’li kurmaydan şu sözü de duydum: “İktidarla kesinlikle anayasa yapmayız, şeklinde bir pozisyonda değiliz ancak ne yapmak istediklerini görmemiz lazım.” CHP’nin, anayasal zorunluluk olduğuna inandığı ara seçimler için adımlara devam edeceğini de belirtip erken seçim için ise şu strateji vurgulanıyor:
“Erdoğan’ı tekrar aday yapmak amacıyla, olağan seçim tarihinden 2-3 ay önce yapılacak göstermelik bir erken seçime destek vermeyiz. Hemen seçim yapılması gerektiğine inanmakla birlikte, genel başkan Özel’in gündeme getirdiği 2027 sonbaharı gibi tarihleri değerlendirebiliriz.”
Bu yazı 2026 Mayıs’ta yazıldı. Yani, olağan seçim tarihine iki yıl var. Her ne kadar Erdoğan, anayasa ve matematik kavramlarını ayırsa da geleceğe dair aydınlık da karanlık da sayıların gücünden geleceğe benziyor.