A+ A-

Kılıçdaroğlu: Üç gün sussa huzur olur

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, diktatörün bütün özelliklerinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'da olduğunu belirterek, "Ben boşuna bir adama diktatör demem. Ben diktatöre diktatör derim. Kusura bakma diktatör bozuntususun" dedi.
Yayınlanma tarihi: 27 Mayıs 2014 Salı, 13:29

[Haber görseli]

"Diktatörlüğün Psikolojisi" kitabından bölümler okuyan  Kılıçdaroğlu, "2013 Mayıs ayında Erdoğan ABD'ye gitmişti. Muhterem eşlerine bir kitap armağan edildi "Diktatörlüğün Psikolojisi" yazan dünya çağında İranlı bir profösör. Bu kitabı aldık baktık. Önemli bir kavram geliştiriyor, diktatörlük demokrasi sarkacı diye önemli bir kavram. Nedir diyor bu sarkaç? Saf demokrasi ve diktatörlük arasındaki durumu gösteriyor. Ve şunu soruyor kendisine kitabında "Sarkacı demokrasi yada diktatörlük kutuplarına yakınlaştıran şey nedir?" ve şöyle bir yanıt veriyor "Diktatörlük tek bir kişinin, veya hizipleşmiş bir grubun topluma hükmetmesi, politik muhalifleri bastırmasıdır" diyor ve devam ediyor "diktatörlüklerde bağımsız yargıdan söz edilemeyeceği gibi geçerli olan kanunlar diktatörün veya hizipleşmiş bir grubun ölçüsüz isteklerine kulak verir" ve devam ediyor "eğitim basın haberleşme sistemleri üzerine eşi görülmemiş bir kontrol gibi, toplumun hareketleri de kontrol altında tutulur"  Herhalde Türkiye için yazıldığını düşündünüz değil mi? Demokrasiyi de tanımlıyor "Dört kritere bakacaksınız diyor. Dört kriter uygun değilse diktatörlük var diyor. Şehir meydanı testi birinci kriter, iktidarı seçim sandığında, azınlık haklarının testi, bağımsız yargı testi"  Şehir meydanı testinde şunu diyor "Bir yurttaş yaşadığı şehrin meydanına çıkıp tutuklanma korkusu olmadan özgürce konuşabilir mi? Konuşursa demokrasi var diyor, konuşamazsa diktatörlük var diyor" diye konuştu.
 
"76 MİLYONA SESLENİYORUM: ÖZGÜRCE MEYDANLARA ÇIKIP KONUŞABİLİYOR MUSUNUZ?"
Kılıçdaroğlu, "76 milyonun vicdanına sesleniyorum: Özgürce meydanlara çıkıp konuşabiliyor musunuz? İkincisi iktidarı seçim sandığında gönderme testi. Bizde seçim var, oylarımızı kullanıyoruz. Burada bir sorunumuz yok. Ama iki temel sorun yaşıyoruz. Birincisi yüzde 10 seçim barajı. Kim getirdi bunu? Bir başka diktatör getirdi. O diktatörün yasasının arkasına sığınan bir başka diktatör hüküm sürüyor şimdi. Değiştir diyoruz, hayır diyor ben de onunla aynı fikirdeyim diyor. İkincisi her seçim sonrası ortaya çıkan şaibeler. Geliyorum azınlıkta kalanların testi. "Toplum şehir meydanı testinden geçmiş olabilir. Özgürce konuşabilir. Ayrıca iktidar seçim sandığında değişebilir. Ancak bütün bunlara rağmen toplumun çoğunluğu azınlığa kalanlara karşı oy verirse demokrasiden söz edemez. Demokrasinin üçüncü olmazsa olması azınlıkta kalanların haklarının korunmasıdır"  diyor. Diyor ki  "ABD'de köleliğin meşruiyetini kabul etmişlerdi. Köleliğin olduğu yerde demokrasi olmaz" ifadelerine yer verdi.
 
"BAĞIMSIZ YARGI TESTİ"
Kılıçdaroğlu, "Bağımsız yargı testi "Şehir meydanı testi, iktidarı sandıkta değiştirme testi, ancak bağımsız yargının varlığıyla uygulanabilir. Yoksa hiçbirinin önemi yoktur" diyor. Mokaddan herhalde bunu Türkiye için yazmadı, ama bakıyorsunuz Türkiye'yi anlatıyor. Yasama yargı ayak bağıdır demedi mi?" dedi.
 
"BEN ONA DİKTATÖR, DİKTATÖR BOZUNTUSU DEDİM"
Kılıçdaroğlu, "Sen diktatörsün diyorum, 'ben diktatör değilim' diyor. 'Ben diktatör olsam sen meydanlarda dolaşamazsın' diyor. Sevgili Erdoğan ben meydanlarda cesaretle dolaşıyorum. Sen benim konuşmama tahammül edemiyor korkup kaçıyorsun. Sanıyor meydanlar kendisinin tapulu malı. Benim konuşmama dinlemeye tahammül edemiyor. Çünkü hemen müdahale edecek. Ettiği zaman da cevabını alacak. O yüzden de kaçtı gitti. "Ben ona diktatör bozuntusu dedim. Doğru. Benim dememle diktatör olmuyor tabi. Bilim adamları acaba diktatörü nasıl tanımlıyor? Bir bilim adamının tanımlaması çok daha önemli" diye konuştu.
 
"DİKTATÖRLER, MAHKEMELERİ GAYRİ MİLLİ İLAN  EDERLER"
"Ayrıca diktatörler, mahkemeleri gayri milli ilan  ederler. Ama onu öyle görüyor. Kendi istediği yönde karar verirse mahkeme millidir.
Diktatörlerle yolsuzluklar arasında "diktatörlüklerde vatandaşlar yolsuzluklara karşı sesini yükseltmekten korkarlar. Çünkü bu hareketler ölümcül bir günah gibidir diyor. Derin ve haklı bir korku kol gezer diyor. Sessizlik olunca, rüşvet komisyonun iş yaşamında normal karşılanan unsurlar haline gelir diyor. Onun için rahatlıkla telefon ediyor "oğlum paraları sıfırla" diye. Onun için hakimi savcıyı gönderiyor. Bütün bunların hepsini biliyoruz. Bu kitap diktatörlerin psikolojisi kitabı çok önemli bir kitaptır. Şunu da söylüyor "Diktatörler kadını kontrol altına almayı ilk hedef olarak görür. " Yine devam ediyor " bundan sonra güzel sanatların kontrolüne odaklanıyor"  "Çünkü güzel sanatlar doğaları gereği ifade özgürlüğüyle iç içe geçmiştir. Güzel sanatlar diktatörler için kontrol edilmesi gereken tehditlerdir" diyor" ifadelerine yer verdi.
 
"BEN BOŞUNA BİR ADAMA DİKTATÖR DEMEM"
Kılıçdaroğlu, "Diktatörlük kurmak yaşatmak için dış tehdit algısının abartılarak kullanılması başvurulan bir yöntemdir" diyor. Devam ediyor "diktatörlükler şöyle derler 'tehlikeli bir düşman kapımıza dayandı. Bize saldırmak istiyorlar (bize darbe yapmak istiyorlar) biz de elimiz kolumuz bağlı oturmayacağız" diyor. Bu düşman icad etme, dış tehditlere karşı odaklanma hali halkı iç problemlerle uğraşmamasını sağlar. Havuz medyası da bunun için kuruluyor zaten. Onun için havuz medyasının yetkilisi "alo Süleyman iki milyon gönder" cesaretini buluyor. Daha kapalı toplum yaratmak amacıyla özgürlükleri kısmayı hedefler. "Tüm diktatörler muhalefeti ezmeyi denerler" yine devam ediyor "bu amaçla içeriden düşman icat etmeyi yöntem olarak kullanırlar. Diktatörlerin en önemli özelliği, liderliğin her şeye kadir oluşudur. Ben her şeyi yaparım, ben kudretliyim. Diktatörlerin özelliği bu" diyor. Hayatın akışında diktatörün karar vermemesi gereken hiçbir şey yoktur. Diktatör açıkça hiçbir fikir sahibi olmadığı alanlarda bile her şeyin en doğrusunu kendisinin bildiğini var sayar. Kadın nasıl giyinecek, kaç çocuk yapacağım, doğumu nasıl yapacağım diktatör karar veriyor. "Diktatörün hemen her konuda sıradan halkı, en basit işler hakkında bile söz söyleme eğilimi vardır. Diktatörün gözünde uzmanlık eğitimin hepsi harcanabilir. Cahil ve yeteneksiz olsa bile sadık birey makbul olandır" diyor. Diktatörlerin yanılgıları diyor. Diyor ki "Diktatörler halkın kendilerini sevdikleri ve sonuna kadar liderliklerin arkasında duracakları illüzyonlarıyla yaşamayı tercih ederler. "Diktatörün Psikolojisi" kitabından bölümler okudum size. Erdoğan'ın yakınındaki arkadaşlara rica ediyorum, bu kitabı alın ona okuyun. Ben diktatör değilim diyor, bu kitabı oku özelliklerin tamamının sende olduğunu göreceksin. Ben boşuna bir adama diktatör demem, ben diktatöre diktatör derim. Hep beraber yeni bir süreci yaşıyoruz. Bir diktatörün yönettiği bir ülkeyi yaşıyoruz. Kamplara bölünen. Renginiz, inancınız ne olursa olsun bir olun, beraber olun. Huzurlu Türkiye'yi yeniden inşa edelim" açıklamasında bulundu.
 
"CEYLAN'I YÜREKTEN KUTLUYORUM"
Türkiye'de huzur ve barışın olmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu,"Bu kötü günler arasında bize bir armağan hediye edildi. Nuri Bilge Ceylan Cannes'da  Altın Palmiye aldı. Onunla gurur duyuyoruz. Onun filmlerinin her karesi bir sanat eseri gibidir. İzlerken duygulanırsınız. Fazla konuşma yoktur ama kendinizi filmin içinde hissedersiniz.  O bir sinema bilgesidir. Tekrar yürekten kutluyorum bize armağan ettiği ödül için" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu: Tokadı yersin diyor, Yahudi dölü diyor, 4 bin polisle gidiyor - VİDEO


[Haber görseli]

Geleceksiniz. Eliniz mahkum. Ya sömürüleceksiniz, ya da alın terinizin karşılığını alacaksınız. Gelin birlikte sesimiz daha gür çıkar. Bu ülkede eğer mutluluğu yakalayacaksak herkesin örgütlü çalıştığı bir toplum yaratmalıyız. aksi halde huzursuz oluruz. Huzur mutluluk barış istiyoruz biz.

Kendisi sorun olan bir siyasal iktidara karşı çözüm üretmek zorundayız. Taşeron sistemi dedim az önce. Nazıl çözeceğiz? Uluslararası standartlar var. Sendikacılık dedim. Nasıl çözeceğiz. Uluslararası standartlar var.

Siyasetçi siyaseti zenginleşmek için yapmaz. Eğer siz kendi iktidarınızı korumak için toplumu bölerseniz sorun yaratırsınız. Sürekli bir gerginlik yaratılıyor.

Emin olun üç gün sussa Türkiye'de huzur olacak. Her gün konuşuyor. Her gün kavga.  Hükümet ülkeyi akılla yönetmeli, öfkeyle değil. Kendisiyle kavga eden bir siyasi anlayış olabilir mi?

Aydın haksızlık karşısında susmaz. Eğer susuyorsa ona aydın denmez.

Toplumda kutuplaşma olmasın diye Soma olaylarında, Gezi sürecinde çok dikkatli bir tutum izledik. Hastanelere bizim milletvekilimiz kaldırıldı. Varandşın çocuğu dayak yemesin diye.

"TOMA'ya molotof atan polisleri gördük"

Biz yüzü maskeli elinde silah olay yaratan kişilere karşıyız. O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında TOMA'ya molotof kokteyli atan polisleri gördük. Fotoğrafları gördük. Şimdi toplumda kutuplaşmayı çıkaranlar kimler? Hükümetin bunu bir an önce ortaya çıkarması lazım.

Değerli arkadaşlar. Ben 68 kuşağından geliyorum. Ülkenin huzurunu, işçilerin örgütlenmesini savundum. Ama pek çok acıya tanıklık ettim. Hayal meyal hatırlıyorum 1960 sonrası 3 siyasetçiyi dar ağacına gönderdik. Bu demokraside yaşadığımız ilk travmadır.

Bugün Cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasını yaşıyoruz. Toplumu ayrıştıran siyasetçiler. Empati kuramayan bir siyasetçi olabilir mi? Onu oy makinası olarak gören bir siyasetçi olabilir mi? Kendi sorunlarını seçmene yansıtan bir siyasetçi olabilir mi? Ötekileştirir ve sonra söyleyeceklerine meşruiyet kazandırır. Tarihten ders çıkarmadık. Kalkınamıyoruz, büyüyemiyoruz.

'Susma, sustukça sıra sana gelecek' işçilerimizin söylediği (Salonda 'Her yer Soma her yer Yatağan' sloganları)

Biz bu sloganı ne zaman hatırlıyoruz? Sıra onlara geldiğinde. Oysa bizim inancımızda haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır.

Eğer siz toplumu kamplaştırırsanız, bütün renkleri yok edersiniz. Toplumun renklerini de yok edersiniz. Bir siyah bir beyaz kalır. Oysa güneş bile yedi renk.

301 kişi hayatını kaybetti. Yaş ortalaması 10 olan 432 çocuk yetim kaldı. 301 ölümü doğal kabul ediyor. 1800'lerin İngiltere'sinden örnekler veriyor. Abdülmecit tahtta ve ampul icat edilmemiş. Bu örneği verince Soma ayağa kalkıyor. 'Yuh çekersen tokatı yersin' diyor. Yahudi dölü diyor. 4 bin polisle gidiyor. Markete sığınnmak zorunda kalıyor. Vatandaşı tokatlıyor. Bizim tarihimezde bir ülkenin başbakanı kendi vatandaşını tokatlıyor. 76 milyonun vicdanına sesleniyorm. Seni tokatlayan adamın arkasındaysan oraya ben üç nokta koyuyorum.

"SENİN DEFOLUP GİTMEN LAZIM"

Okmeydanı'nda olaylar var. Bir vatandaş başsağlığı için Cemevi'ne gidiyor. Kurşunla hayatını kaybediyor. Sonra bir yandaş İlhami Yıldırım şöyle bir twett atıyor. "Ya bu Ülke de sessizce yaşayacaksınız ya da defolup gideceksiniz" Senin defolup gitmen lazım.Sen kimi defediyorsun?

Başbakan'ın bunun hakkında konuştuğunu gördünüz mü?

MERKEL'İN AÇIKLAMASI

Erdoğan Almanya'ya gitti. Merkel'in açıklaması var: "Sorumluluk bilinci ve hassasiyetiyle davranacağına eminim” diye açıklama yapıyor. Bu diplomasi diliyle çok ağır bir açıklamadır arkadaşlar.

Geçen hafta TOBB Genel Kurulu'na katıldım. Belli protokol kuralları var. Sadece bizde mi hayır. Bütün dünyada vardır. Çıktı konuştu. 'Ben diktatör değilim. Şu önde oturan varya bana diktatör diyor. Ben diktatör olsam sen meydanlarda gezemezsin' diyor.

Ben meydanlarda cesaretle geziyorum. Sen benim konuşmama tahammül edemeyip korkup kaçıyorsun. Sanıyor meydanlar tapulu malı. Zaten diktatörlerin temel özelliği korkak olamalarıdır. Çok korkaklardır.

Ben ona diktatör dedim. Doğru. Hatta diktatör bozuntusu da dedim ama bana göre önemli olan bir bilim insanının diktatörü tanımlamasıdır.

 

 

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler