A+ A-

İki yıllık OHAL'in bilançosu: Demokrasi ayaklar altında

Darbe girişimini bahane ederek 2 yıl boyunca OHAL ilan eden ve bundan güç alan hükümet “hür demokrasi düzenini” ve “temel hak ve hürriyetleri” gasp etti.
Yayınlanma tarihi: 16 Temmuz 2018 Pazartesi, 23:37

 [Haber görseli]

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen “olağanüstü hal” uygulaması, yedinci kez 3 aylık süre ile uzatıldıktan sonra yarın sona eriyor. İki yıl önce AKP Hükümeti, 15 Temmuz darbe girişimini, “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini ve temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik menfur bir teşebbüs” olarak tanımladı, 20 Temmuz’da ise “anayasal düzeni korumak” gerekçesiyle “hür demokrasi düzenini” ve “temel hak ve hürriyetleri”, OHAL gücüyle kurulan kanun hükmünde kararname düzeni ile ağır yaraladı. Türkiye’de iki yıl içinde kurulan OHAL düzeninin ana unsurları, 95 yıllık parlamenter düzenin ana hatlarını yaralayan Başkanlık sisteminin kurulması için atlama tahtası olarak kullanıldı. Başkanlık sistemine geçişin köşe taşları OHAL parantezinde döşendi.

Yaralı doğdu:

OHAL, kendisini var eden Bakanlar Kurulu kararında belirtilen zaman ve içerik sınırlamalarını yaralayarak doğdu. Bu süre içinde 32 adet kanun hükmünde kararname yayımlandı. Türkiye ortalama iki ayda bir OHAL düzenini biraz daha kökleştiren yeni bir KHK ile güne başladı. Kişi ve kurumlar için alınan tedbir kararlarının yanı sıra 150’den fazla yasada, 1000’den fazla madde ile 300’ün üzerinde değişiklik yapıldı. Böylece Türkiye’nin gelecek on yılları adım adım şekillendirildi. Bunların içinde sadece 5 maddenin süresi OHAL süreci ile sınırlı tutuldu. Yaratılan yeni OHAL mevzuatı, Başkanlık sistemine geçişin de temellerini oluşturdu.

Yasama:

Az sayıdaki KHK, Bakanlar Kurulu’nun onayının ardından kısa bir süre içinde Meclis’e gönderildi. 31 KHK, komisyon süreci işletilmeden doğrudan genel kurula indirildi. Çıkarılan 32. OHAL KHK’si henüz TBMM Genel Kurulu’na sunulmadı. KHK’lerin oylamalarına vekillerin yaklaşık yüzde 50’si katıldı. KHK’ler üzerine kurulu OHAL rejiminde, temel yasama kuralları işletilmedi.

Yasaların ruhu:

Binlerce kişi hakkında alınan “kanun hükmünde ihraç” kararları, Meclis’in kabul etmesiyle “kişiye özel kanunlar” haline geldi. Genel nitelikte olması gereken yasalarla tek tek sokaktaki insanların hayatları “isim isim” şekillendirildi. Binlerce kişi, bir gecede terörist ilan edildi.

Anayasal denetim

Meclis’ten çıkan ilk dört KHK, ana muhalefet partisi tarafından, iptal talebiyle, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Ancak Anayasa Mahkemesi, kendi varlık sebebi olan anayasanın kendisini gerekçe göstererek yetkisizlik kararı aldı. Adım adım, madde madde kurulan yeni rejimi görmezden geldi. Anayasa Mahkemesi’nin kendisi de KHK’lerden nasibini aldı. 2 üyesi, bir raportörü, 36 idari personeli KHK ile ihraç edildi. İhraçlarla ilgili yapılan bireysel başvurular karşısında ise “iç hukuk yollarının tüketilmediği” gerekçesine sığındı.

AİHM bile...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular bile kabul edilmedi. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmemesi, idare mahkemesine veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun denenmeden AİHM’ye gelindiği gerekçesi ile başvuruları reddetti. Daha sonraki kararlarında ise, “bir iç hukuk yolu olarak gördüğü” OHAL Komisyonu’nu işaret etti.

İnsan hakları:

Türkiye OHAL ilanının hemen ardından Birleşmiş Milletler’e uluslararası sözleşmelerle korunan hangi temel insan haklarını kısıtlayacağını bildirdi. Bu kapsamda etkili bir hukuki yola başvurma hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, siyasi haklar, hukuk önünde eşitlik gibi pek çok hakkın OHAL süresince “yararlanacağı” tüm dünyaya duyuruldu.

Gözaltındakiler:

Gözaltı süresi önce 30 güne çıkarıldı, daha sonra yarısında bir kere daha uzatılmak kaydıyla toplamda 14 güne indirildi. Bu düzenleme OHAL süresi ile sınırlı tutuldu. Yaklaşık 1.5 yıldır yüzlerce insan, anayasaya aykırı olarak 14 güne kadar gözaltında tutuldu. KHK’larda yer almasa da gözaltına alınan insanların yakınlarına yasalara aykırı olarak haber verilmedi.

İdari denetim:

İdari denetim: İdare mahkemeleri de Anayasa Mahkemesi gibi “ölü taklidi” yaptı.” “Kanun hükmünde” olmalarına, anayasal kuralları zorlasa da Meclis tarafından kabul edilmelerine karşın KHK’leri “birer yasama işlemi olarak kabul etmedi.” Yetkisizlik kararı aldı. Oysa idare mahkemelerini en yüksek karar organı olan Danıştay, “ihraçlar kararlarından dolayı oluşan uyuşmazlıkların idari mahkemelerinin alanına girdiği” yönünde karar aldı. Ancak OHAL KHK’lerinin kanun gücünde olduğu yönündeki çelişki yaratan notu da ekledi. Böylece yargı erkinin tüm unsurları OHAL’i denetlemek konusunda “topu birbirine attı.” Bir bütün olarak “hukuki denetim” yaralandı.

Duruşma salonu:

Yargılamaların hızlı tamamlanması gerekçesiyle duruşmaların avukatsız yapılabilmesinin önü açıldı. Hatta sanık hakkında verilen hükmün avukatın yokluğunda açıklanabilmesi sağlandı. Adil yargılanma hakkına aykırı olarak, sanığın mahkeme sorgusunun duruşma salonuna getirilmeden yapılabilmesi kuralı benimsendi.

Tutuklular:

Darbe ve terör suçlarında, en fazla tutukluluk süresi 5 yıldan 7 yıla çıkarıldı. Tutukluluk durumuna itirazların incelenmesi için geçerli olan 3 günlük süre 19 güne çıkarıldı. Tahliye taleplerinin incelenmesinde dosya üzerinden karar verilmesinin önü açıldı. Savcılara, mahkeme tarafından verilen tahliye kararlarına itiraz etme hakkı verildi. Cezaevlerindeki hak ihlallerini denetlemekle görevli bir iç mekanizma olarak işleyen izleme kurullarının yöneticileri bir kararla değiştirildi.

Savunma hakkı:

Gözaltına alınan kişiler OHAL’in ilk 6 ayında 5 gün süreyle avukatlarına erişemedi. Bu süre daha sonra 24 saate indirildi. Tutukluların avukatları ile görüşmesinin ses ve görüntü cihazları ile kaydedilmesinin öne açıldı. Bununla yetinilmedi, bir görevlinin görüşmede bulunması sağlandı. Tutuklu ile avukat arasındaki bilgi ve belgelere el konuldu. Tutukluların aileleri ile bile görüşmelerine sınırlamalar getirildi. Bir sadığa 3 avukat sınırlaması getirildi.

Hukuk ‘tek tip’:

Tutuklu ve hükümlülerin cezaevi dışına tek tip kıyafetle çıkarılması zorunluluğu getirildi. Kadınlar “tek tip tuluma” zorlanmadı, ancak TCK’deki farklı suç türlerine göre farklı tulumlar tasarlandı. Bu düzenleme hem tutukluların adil yargılanma, savunma gibi temel insan haklarının birçoğunu yaraladı. Tulum giyme zorunluluğu, teknik ayrıntılarına ilişkin düzenleme yapılmadığından uygulamaya geçmedi ancak Ceza ve Güvenlik Tedbirleri’nin İnfazı Hakkında Kanun’daki yerini korudu.

Uluslararası denetim:

Avrupa Konseyi İşkenceye Karşı Komi- te; Ankara’daki terörle mücadele, asayiş şubeler ile geçici alıkonma yerlerini; Batman, Diyarbakır, İstanbul, Siirt, Trabzon’daki terörle mücadele şubeleri ile cezaevlerinde incelelemerde bulundu. 2016 ve 2017 yıllarında yapılan iki incelemeye ilişkin raporlar komite tarafından hükümet sunuldu, ancak hükümet yayımlanmasına onay vermedi.

Hukuk kürsüsü:

Hukuk fakülteleri ile savunma hakkı arasında avukatlık mesleği üzerinden kurulan ilişki bile yaralandı. Hukuk fakültesi mezunu olarak üniversitelerde yer alan ancak OHAL KHK’si ile ihraç edilen akademisyenlerin avukatlıkları Adalet Bakanlığı’nın idari kararları ile engellendi.

Seyahat hakkı:

Terör örgütü ile ilişki gerekçesiyle pasaportların geçerlilikleri iptal edildi. Pasaport yasağının kapsamı sadece ilgili kişilerin değil, onların ailelerini de kapsadı. Anayasal seyahat hakkı İçişleri Bakanlığı’na verilen “kanun hükmünde yetki” ile kısıtlandı.

Bürokrasi:

OHAL ilan edilmeden önce, Mayıs 2016’da Türkiye’de kamu sektöründe 3 milyon 390 bin 738 memur yer alıyordu. 32 KHK ile kamu sektörünün yüzde 3.94 ihraç edildi. Bürokraside büyük bir delik açıldı. Askeri hâkimler hariç yargı sınıfının yüzde 27’si, mülkiyenin yüzde 20’si, Emniyet’in yüzde 12’si, TSK’nin yüzde 7’si, belediyelerin yüzde 4’ü ihraç edildi. Tüm kamuda iade edilenlerin ihraç edilenlere oranı yüzde 2.83 oldu. Yani devlet, kendisinin yüzde 2’lik bir hata yaptığını kabul etti ve telafi etti. Sadece memurluklarına devam edenlerle ilgili değil emekli olanlarla ilgili de tedbir kararları alındı. Emniyet ve askeriyeden emekli personelin rütbeleri söküldü. Bunların özel güvenlik sektöründe çalışmaları engellendi.

Sivil toplum:

Sadece darbe girişiminin faillerinin üzerine gidilmedi. Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza atan yüzlerce akademisyenin yanı sıra İnsan Hakları Derneği yöneticileri, Uluslararası Af Örgütü yöneticileri, avukatlar, gazeteciler, kendileri veya başkaları hakkındaki ihraç kararlarını protesto edeler hakkında yüzlerce yıllık hapis istemiyle onlarca dava açıldı.

Siyasal temsil:

Darbe girişiminden ve OHAL’in ilanından önce anayasada yapılan değişiklikle; milletvekillerinin, bu değişiklik tarihinden önceki dokunulmazlıkları kaldırıldı. HDP’nin hemen her milletvekili en az bir kere gözaltına alındı, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. CHP’nin bir milletvekili, HDP’nin aralarında genel başkanlarının da olduğu 9 milletvekili tutuklandı. Başkanlık sistemine fiilen geçiş için kurulan sandığa, “yaralı bir siyasal temsil yeteceği” ile gidildi.

Yerel yönetimler:

KHK’de İçişleri Bakanlığı’na verilen yetki ile 99 belediyeye kayyım atandı. Bunların 94’ü DBP’li belediyelerdi. 4’ü AKP, 1’i MHP mensupları tarafından yönetiliyordu. Bu belediyelerin seçilmiş belediye başkanları ve yönetimlerinin yerine mülki idareden atamalar yapıldı. Belediyelerine kayyım atanan seçilmişler ise gözaltına alındı ve pek çoğu tutuklandı. Manisa’da seçilmiş bir mahalle muhtarı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mitingine katılmadığı gerekçesiyle görevinden alındı. Belediyelerde İstanbul’da en çok ihraç zaten kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde yaşandı. Kayyım atanan belediyelerin birçoğunun personeli ihraç edildi.

Basın:

“Terör örgütü” ile ilişki gerekçesiyle yüzlerce basın kuruluşu kapatıldı, “darbecilik”, “anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs”, “silahlı örgütlerle işbirliği ve yardım” gazetecilerle yüzlerce gazeteci hapsedildi. 95 yıllık rejimin değiştirilmesine doğru, muhalefetin yaşaması en gerekli hak olan fikir ve ifade özgürlüğü basının hapsedilmesi ile yaralandı. RTÜK tarafından televizyon kanalarına uygulanacak idari yaptırımların kapsamı genişletildi. Terör eyleminin, faillerini mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet eder şekilde sunulması idari para cezası ile ilişkilendirildi. Terör olaylarının ekranlarda son dakika anonsu sunulması bile engellenmek istendi.

Sokak:

Her türlü protesto ve direniş hakkı en geniş yetkilerle sınırlandı. Belediye işçilerinin direniş çadırları, katliam anmaları, Alevi inanç merkezlerindeki etkinlikler, müzik festivalleri, tiyatro oyunları, OHAL protestoları, yeni anayasa hayır etkinlikleri, şarkılı türkülü protestolar valilikler tarafıdan, sürekli bir tehdit gerekçe gösterilerek engellendi. Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı’nın polis barikatları ile çevrelenmesi OHAL döneminin simgesel fotoğrafı haline geldi. Türkiye’nin başkentinin göbeğindeki anıtın tutukluluğu 400 günü geçti. CHP’li Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü bile, en azından propaganda alanında darbecilikle ilişkilendirildi.

Akademi:

KHK gücü 15 vakıf üniversitesi ve 120’ye yakın devlet üniversitesinde hissedildi. 5 bin 700’den fazla akademisyen ihraç edildi. Bunlardan 404’ü 2016 yılının Ocak ayında Barış İçin Akademisyen bildirgesine imza atanlardan oluştu. İhraç edilen hocaların yüzde 20’ye yakını kadın. İhraç edilen hocaların haksızlığa uğradıkları kabul edilip görevlerine iade edilse de Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde çalışmalarının önü kesildi. Doktorasını tamamalayan öğrencilerin aynı üniversitede akademisyenlik yapmaya devam edip etmeyeceğine ilişkin karar üniversite yönetimine bırakıldı. Doçentlik işlemleri durduruldu. Sadece hocalara yönelik değil öğrencilere yönelik baskılar da arttı. Ankara Üniversitesi’nin disiplin cezası alan öğrencileri yarı yarıya arttırdığı ortaya çıktı. Yurtdışında öğrenim gören 301 öğrencinin bursları KHK ile kesildi. Başkanlık sisteminden önce üniversitelerde kurulan rektörlük sandıkları kaldırıldı. YÖK’ün önerisi ile Cumhurbaşkanı’nın atama yapması usulü benimsendi. Başkanlık sistemi ile birlikte YÖK’ün önerisine de gerek görülmedi. Cumhurbaşkanı’nın istideği rektörü atamasının önü açıldı.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Enis Berberoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu