Köşe Yazısı

A+ A-

Açlık Cini’ni Gülen mi Yerleştirdi?

4 Mart 2014 Salı

Mitoloji de bir tür tarih. Almak isteyenler için, ibret dersleriyle doludur.
Tesalya ülkesinde de Erdoğan benzeri bir kral yaşarmış.
Benzetmek gibi olmasın, günün birinde ormandan ağaçlar kesmiş.
Devamını Haluk Şahin, Hodri Medya’da anlatıyor:
“Tanrıça Demeter, Erisihton adlı krala, kendisine ait ormandan kestiği bu ağaçlar için çok hiddetlenmiş. Krala tarihin en ibretlik cezasını vermeye karar vermiş.
Açlık Cini Aeton’u, Kral Erisihton’un midesine yerleştirmiş.
Kral o günden sonra açlık cininin etkisiyle ne yese doymaz hale gelmiş.
Açlık duygusunu bir türlü bastıramaz olmuş.
Doymak için her şeyini satmaya başlamış.
Ama bir türlü doymamış, doyamamış!
Sonunda kendi kendisini yemeye başlamış.
Ve yavaş yavaş, kendini yiye yiye bitirmiş!”
Tesalyalı Erisihton’un hikâyesi bu kadar!
Ama günümüzde başka örnekleri var.
Doymak bilmez iktidar ve maddiyat açlığı yüzünden, kendi kendini yemeye yönelen Potamyalı Erdoğan da bir tür mitolojik antikahraman.
Onun sonunu da gazeteleri, TV’leri izleyerek öğreneceğiz. Acaba Erdoğan’ın midesine (ve beynine) de birileri “açlık cini” mi yerleştirdi?
Ve onu “rakipsiz ve alternatifsiz” hale getirdi?
Evet o gerçekten rakipsiz!
Doymak bilmez iktidar ve maddiyat hırsıyla, sonunda kendi kendini yemeye yönelen birine kendisinden daha azgın başka rakip gerekmez ki?

Üç Vakit, Üç Seçim
Sarraf ve bakan çocukları serbest bırakıldığı için Tayyip Bey, çok şükür “Horon” tepmedi, “çiftetelli” oynamadı.
Ama “Adalet yerini buldu!” diyerek sevincini de gizlemedi.
Yardımcısı Arınç ise bu konuyu soran gazetecilere “Söyleyecek sözüm yok!” diyerek, mahcubiyetini ustalıkla ifade etmekle yetindi.
Başbakan, sabah akşam 5 vakit konuşuyor.
Parası pulu ise sıfırlamakla bitmeyecek kadar çok.
Yardımcısı Bülent Arınç, TV’de açıklıyor:
“- Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz!”

***

Olmaz elbette.
Onun için de.
Ya Erdoğan üç vakte kadar Başbakan değil...
Ya da Arınç, bir süre sonra Yardımcısı değil...

Paralı El...
“Paralel” sözünü ağzından düşürmeyen Tayyip Bey, kendisini ele verdiğinin farkında değil.
Çünkü, “parallelik” denen geometrik ve politik yapı, işin başında ve iki tarafın “paralel” davranması ve uyuşmasıyla oluşur ve oluştu.
Ve “Laik Cumhuriyetin İslam Devleti”ne dönüştürülmesi gibi ortak bir ilahi ve siyasi hedefe kilitlenip 11 yıldır güzel güzel yürüdü
Ancak, “Yürütme”yi elinde tutan taraf, bu sözcüğü geniş yorumladı. Yürütmeye yöneldi. Abarttıkça abarttı.
Arazi, arsa ve villalarla müstehcen ilişki kurması ve işi yatak odası kasalarına, kaçak villalara ve evladiyelik vakıflara taşıyınca parallelik bozuldu.
Yani paraleli bozan, elinde ve evinde paralarla yakalananlardır!

Nakit Para - Olağan Şüpheliler
Jacques Chirac, Cumhurbaşkanı iken eşi, kızı, kızının erkek arkadaşı ile Pasifikler’de yaz tatiline gitti.
Makam uçağını kullanmayı akıl edemedi.
Uçak biletlerini de faturası karşılığı, kredi kartı ile değil, “nakit para” ödeyerek aldırdı.
Kâğıt para ile ödeme ortaya çıkınca da kıyamet koptu.
Çünkü Avrupa ve ABD’de belli miktarın üzerinde kâğıt para kullanan herkese “olağan şüpheli” gözüyle bakılıyor:
Muhalifleri ve medya, Chirac’a veryansın etti:
“Neden kredi kartı kullanmıyorsun?”
“Demek, ‘kayıt dışı’ kalmak istiyorsun!”
“Yüksek miktarda nakdi karanlık işler çevirenler kullanır!”
“Kara para mı aklıyorsun?”
“Gayrimeşru kaynaktan mı besleniyorsun?”
(Bu soru ve eleştirilerin hepsinin ülkemiz için de geçerli ve gerçek olduğu ayakkabı kutuları ve “Babacım tapeleri” ile ortaya çıktı!)
Hollande’ın geçen Ankara ziyaretinde de belirtmiştik.
Fransa’da devlet adamları için “aşk macerası” olağan bir gelenek.
Chirac’ın lakabı da “Mösyö Duşdahil Ondakka” idi.
Ve “Kâğıt parayla tatil bileti” aldığı için sorgulandı.
Ama uzatmalı sevgilisi Claude Cardinale için kimse onu eleştirmedi
Çünkü Fransızlar zeki ve pratik millet.
Bir devlet adamı kiminle ne halt yerse yesin.
Yeter ki halkı becermesin!
Keşke bizde de devlet adamlarımız, beğendikleri artisti, oyuncuyu alfabetik sırayla sıfırlasa ve “sıraya dizse” de milleti soymasa...

Sektörel Bir Analiz
En eski meslek diye hep “fahişelik” gösterilir.
ABD başkanlarından Reagan’ın ise “Siyasetçilik ondan da eskidir!” dediği bilinir.
Bu nedenle “en köklü geleneklere bu iki sektör” sahiptir.
Bu anlamda, Sarraf’ın, dedesine atfen dile getirdiği “Orospunun ve memurun bahşişini peşin vereceksiniz!” kuralı çok önem arz ediyor.
Belli ki ünlü işadamı ve eniştemiz, ailece iki söktöre de hâkim.
Memur, “emir alan” demek.
Yani...
657’ye tabi olmasa da veya (söz meclisten-memleketten dışarı) bakan-başbakan da olsa.. “emir” ve “bahşiş” alan herkes “memur”dur.
Ve orospu kategorisinde kabul edilir.
Zaten fahiş “bahşiş” alana, “fahişe” denilmesi de boşuna değildir.
Nitekim Sarraf enişte de..
Havuza atacağı bahşişi fahiş bulup, “milletin, a’sına noktalama koyan” işadamımız da bu gerçeği ifade etmiştir.

Tümü Ahmet Tan - Son yazıları

Bu unvan da yakındır! 19 Mayıs 2019 Paz
Mürettep hıyarlıklar 12 Mayıs 2019 Paz
Damatname... 5 Mayıs 2019 Paz