Okur mektuplarından

20 Kasım 2019 Çarşamba

Bu hafta, yazılarımla ilgili olarak aldığım bazı okur mektuplarından bölümler paylaşmak istedim. İlgilerinden ötürü kendilerine teşekkür ederim.

İstasyon binaları ne olacak?” başlıklı yazımda değindiğim ve izlemeyi sürdüreceğim konudan yola çıkan sayın Mehmet Durmuşoğlu, Marmaray hattı istasyonlarında kapalı alan bulunmayışından yakınıyor. Dört yanı açık bu istasyonlarda sıcak yaz aylarında bile beklemenin zorluklarından söz eden okurum; fırtınalı, karlı, yağmurlu kış aylarında insanların perişan olacağını belirterek ilgilileri uyarıyor. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’ne bir dilekçeyle başvuran okurum kendisine bir izleme numarası verildiğini, ancak şimdiye kadar bir yanıt gelmediğini, herhangi bir iyileştirme çabasının da görülmediğini bildiriyor. Böylece biz de konuyla ilgilileri uyarmış olalım.

Foça’dan değerli dostum, emekli tarih öğretmeni Sayın Recep Bozkurt, aynı konudaki mektubunda, memleketi Eğirdir’in garının, “bu toprakları vatan yapan” bu yapılardan birinin harap olup gitmekte olduğundan acıyla yakınıyor. Sayın Bozkurt mektubuna, Eğirdir konulu kitabına bu tarihi gar hakkındaki yazısını da eklemiş.

Değerli tarih öğretmeni dostumun belirttiği gibi, topraklara vatan değeri kazandıran öğelerin başlıcalarından biri de o topraklarda yaşanmış olayların tanığı olmuş yapılardır.

Paradan başka değer tanımayan bir anlayışa ve ne yazık ki böyle bir anlayışla yetiştirilmiş kuşaklara bunu anlatmak güçtür.

Sorun eskiyi savunmak değil tarihi ve mimari değer taşıyan yapıları koruyarak şimdiki zaman duygusunu geçmişle bütünleştirmektir.

Konunun en yaşamsal örneklerinden biri, Haydarpaşa Garı’nın başına gelenler, daha doğrusu getirilmek istenenlerdir.

Vatan kimsenin oyuncağı değildir.

Haydarpaşa, gar olarak yapılmıştır ve öyle de kalacaktır. Başka heveslere asla, kesinlikle izin verilemez, verilmeyecektir, vermeyeceğiz.

İrdeleyen akıl” başlıklı yazımla ilgili mektubunda Sayın Mehmet Yalçın, akıl” kavramının (benim yazımda ileri sürdüğüm görüşten farklı olarak) “bilgi”yle değil, “insan türü”yle ilgili olduğunu; yani sonradan edinilmiş değil, insan türünü belirleyen ve doğuştan gelen bir yeti olduğunu ileri sürüyor. “Descartesın usçuluk devriminin bu temel yaklaşıma dayandığını” belirten Sayın Yalçın, onu izleyen düşünürlerce de insan ile hayvan arasındaki temel ayrımın us ve içgüdü ayrımı olduğunu vurguluyor. Akademisyen ya da amatör felsefe meraklısı okurlarımla birlikte tartışabiliriz düşüncesi ile Sayın Yalçın’ın devamla ileri sürdüğü (sağlam bir düşünce örgüsünün ürünü olduğu besbelli) aşağıdaki görüşlerini aynen alıyorum...

İleri sayrılık durumları dışında, ‘aptal’ diye nitelenen insanlar, temel insanlık yetisi olan akıldan yoksun değildir. Tersi de doğru: Bilgili insanların akılca onlardan daha üstün olduğu söylenemez. Aynı aklı daha iyi kullanma becerileri, onlarda doğal bir ayrım yaratmaz. Sergiledikleri davranışlar, insandan insana değişebilen birer ‘edim’dir, ‘performans’tır.”

Okurlarımın ve gazete yönetiminin anlayışla karşılayacağı umuduyla, kitap çalışmalarıma daha fazla yoğunlaşabilmek için köşe yazılarıma bir süre ara veriyorum.


Yazarın Son Yazıları

Cinsel suç ne demek? 1 Nisan 2020
Şu kötü günler 25 Mart 2020
Suçlusunuz 6 Mart 2020
Okur mektuplarından 20 Kasım 2019
Ispanak 6 Kasım 2019
İrdeleyen akıl 30 Ekim 2019
Sivil Darbe...(*) 23 Ekim 2019
Şiir ve barış 16 Ekim 2019
Hayvan hakları 9 Ekim 2019
Ahret-ahretçilik 2 Ekim 2019
Cumhuriyet okumak... 25 Eylül 2019
Yazma hevesi 18 Eylül 2019