Aydın Engin

Gel de Yaz - Gel de Yazma

01 Ekim 2014 Çarşamba

Hiçbir şey olmamış gibi alışılagelmiş bir Tırmık yazsam, size ayıp; “Görüyor musunuz başıma neler geldi, üh-hü, üh-hü” makamında paragraflar döktürsem bana ayıp.
“Amaaaan boşverin, acı patlıcanı kırağı çalmaz” gibi efelenmelerin de yeri değil, günü değil. Zaten ben de Murat da (Belge) patlıcan değiliz…
Ayrıntı beklemeyin. Siz ne biliyorsanız, Cumhuriyet’te, T24’te, Taraf’ta ne okuduysanız, ben de şu an için o kadar biliyorum.
İlk soru “Bu tehdit ve bu uyarı ne kadar ciddi olabilir” ya da “Ciddi olabilir mi” idi.
70’li yılları çok yoğun ve içinden yaşamış bir gazeteciyim. O yüzden ciddi olmasa bile ciddiye alınması gerektiğini deneyerek, yaşayarak öğrendim. Yani elbette ben de Murat da ciddiye alacağız.
Ancak ciddiye almanın pratik sonucu hiç hoş değildir. Hrant’ın öldürüldüğü günün hemen ardından ilgili devlet kurumu “bitişik koruma altında yaşamam” gerektiğine karar verdi. Rastlantıya bakın, o karar, o günlerde Murat Belge için de alınmıştı. Görevlendirilen birer polis memuru ile “bitişik yaşamaya” başladık. Yani evin kapısından çıkınca başlayan, akşam evin kapısından girince biten bir “bitişik yaşam”. Kimi tanıdıklarım için kendisine bir koruma memuru atanmış olmak, “Ben amma da önemli adamım” gibi anlamsız bir övünme duygusuna ebelik ediyordu. Oysa günlük pratikte durum çok farklı.
Diyelim, bir arkadaş evine yemeğe davetlisiniz, yanınızda koruma görevlisi ile gitseniz ne yapacaksınız? “Hoş bulduk. Tanıştırayım, bu arkadaşım da polis memuru. Beni korumakla görevli” deseniz ev sahibi ne yapacak, nasıl davranacak? Yok, görevliye “Kardeş, ben yukarıda yemek yiyeceğim. Sen aşağıda bekle” desen, yukarıda lokmalar boğazında düğümlenecek. Bunun yağmuru var, karı var, sıcağı, soğuğu var. Sen sohbet edip yemek yiyorsun, görevli memur aşağıda kapının oralarda bir yerde bekliyor. Olacak iş mi?
Gerçi ben çok şanslıydım. Koruma görevlisi tanıdığım en düzgün insanlardan biriydi. Yaklaşık altı yıl boyunca birlikte olduk ve yakın arkadaş olduk. Şimdi uzak bir doğu kentinde görevli. Ama hâlâ ben onun Aydın abisiyim o da benim Mevlut kardeşim.
Yeniden o bitişik yaşam koşullarına mı döneceğiz bilmiyorum.
Ayrıca gazetede fotokopisini gördüğünüz o ihbar pusulasını yazan, el yazısından ilkokul, bilemedin ortaokul terk biri olduğu sezilen “Bir vatansever”e ne demeli?
Haber verdiği için teşekkür mü etsem, yoksa “Vah yeğenim ne biçim kirli ve kanlı çevrelere bulaşmışsın sen” diye üzülsem mi bilemiyorum.

***

Meslek ustalarımın kulağıma küpe olmuş öğütlerindendir: “Gazetecinin kendisi haber olmuşsa orada bir yanlış var demektir” derler; “Senin görevin haber vermek, haberin konusu olmak değil” diye testiyi kırmadan uyarırlar.
İşe bakın siz ki, gazeteci Aydın Engin ile gazete yazarı Murat Belge haber oldular.
Evet, burada bir “yanlışlık” var. Ama galiba bu defa Murat da ben de masumuz. Yanlışlık bizde değil, bu ülkedeki keskin ve acımasız ölçülere ulaşmış kamplaşmada, düşmanlaşmada. “Benim gibi düşünmüyorsan, benden farklı düşünüyor ve davranıyorsan geber” diyen katil zihniyetlerin kol gezdiği Türkiye’de…
Haydi bu zorlama Tırmık’ı bitireyim. Bizim meslekte kendinden, kendi sorunlarından bu kadar uzun söz edene iyi gözle bakmazlar ve haklıdırlar.
Yani “Gel de yaz, gel de yazma” durumu var.
Ben yazdım. Ama bu kadarı yetsin…



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları