Ayşe Yıldırım

Bu vahşete alışmak suçtur

07 Nisan 2016 Perşembe

15 yaşındaki bir kızın gözleri çıkarılıyor, bedeni parçalanıyor, yetmiyor öldükten sonra yakılıyor.

Ailesi tarafından bulunan bir kadının cenazesinin başı yok, vücudu dört parçaya bölünmüş.

Çocukların ve erkeklerin kemikleri kırılmış, iç organları parçalanmış, yanakları ezilerek çıkarılmış.

Memeleri kesilmiş ölü kadın bedenlerine aşağılayıcı ve ırkçı yazılar yazılmış.

Çağlar öncesinde yaşanan bir katliamdan söz etmiyorum ya da IŞİD’in uyguladığı vahşetten örneklerden de... Okurken bile insanın kanını donduran bu olaylar günümüz Türkiye’sinde yaşanıyor.

Ve ne yazık ki herhangi bir ülkede yaşansa dünyayı ayağa kaldıracak bu vahşet karşısında doğru dürüst bir tepki bile verilmiyor. Duygular yitirilmiş bir halde, sanki bunlar hiç yaşanmamış, yaşanmıyor gibi hayat devam ediyor. Sayıları azalan, halka ulaşma kanalları kısıtlanan kimi televizyonlarda dile getirilirken bile korkunç bir masal dinler gibi dinleniliyor sadece...

Peki neden? Kürt oldukları için baş üstünde baş bırakılmamayı hak ettiklerini düşünenlerin oranı mı fazla? Yoksa tepki verirsem “hainlikle suçlanırım, hapse atılırım hatta vatandaşlıktan çıkarılırım” korkusundan mı?

Durun durun, belki de o kadar çok benzeri olayla karşılaştık, duyduk, gördük, dinledik ki artık kanıksadık mı?

Belki de hepsinin etkisiyle Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Mezopotamya Hukukçular Derneği, Asrın Hukuk Bürosu, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı çalışanlarından oluşan bir grup avukatın üç gün önce yayımladığı Cizre raporu pek kimsenin ilgisini çekmedi. Hani ikinci sokağa çıkma yasağının 79 gün sürdüğü, yasağın halen kısmen sürdüğü, sadece üç bodrumdan 167 cenazenin çıkarıldığı Cizre...

Dedesinin kucağında vurulan, morgda yer olmadığı için 27 gün boyunca başka bir ölü bedenin koynunda bekletilen üç aylık Miray bebeğe “terörist” denmesine nasıl kulaklarımızı tıkadığımızı anımsatıyor rapor.

Raporda uzun uzun anlatılan evlerin nasıl harap hale getirildiğini, ziynet eşyaları ve paraların çalındığı bilgisine girmeyeceğim bile.

Cizre’de yaşananları incelemek üzere ilçeye gittiklerinde zırhlı araçla takip edilip daha sonra o araçtan inen sivil giyimli kişiler tarafından tehdit edilen avukatların raporlarında yer alan tespitlerden birkaçını aktarmakla yetineceğim:

“- Cizre’de yaşanan vahşet, kamuoyuna yansıyandan daha büyük ve ağır niteliktedir. 14 Aralık 2015 - 2 Şubat 2016 tarihleri arasında yaşanan olaylar esnasında aralarında kadınlar, bebekler, çocuklar, yaşlılar şeklinde sivillerin de bulunduğu 280’in üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. Cenazelerin büyük kısmının yakılmış olması, farklı illere dağıtılmış olması, bir kısmının kimlik eşleşmesi yapılmadan gömülmüş olması gibi nedenlerle halen net ölüm sayısı tespit edilememiştir.

- Otopsi işlemlerinin büyük çoğunluğuna avukat dahil edilmediği gibi ailelere/avukatlara otopsi belgelerinin verilmediği anlaşılmıştır.

- DNA ve kimlik eşleşmesi yapılmadan gömülen cenazeler hakkında Adalet Bakanlığı’nda 23 Şubat tarihinde yapılan başvuruya hâlâ yanıt verilmemiştir. Teşhisi mümkün olmayacak şekilde yakıldığı için yakınlarına teslim edilemeyen cenazeler; Kimsesizler Mezarlığı’na veya rastgele yakın köylere veya ilçelere taşınarak gömülmüştür.

- Objektif çıkarımlardan (saldırılar ve baskı nedeniyle) kaçınıldığı izlenimi edinilen (ulaşılabilen) otopsi raporlarının genelinde;

Yanmış olanlar: Belirlenemeyen sebeplerle ölümün gerçekleştiği,

Silahlı öldürmeler: Envanterde olmayan silahlarla öldürülmelerin gerçekleştiği,

Üzerinden araç geçirilerek öldürülen yaralılar: Kesin ölüm sebebi belirlenmediği gibi tespit cümlelerine yer verilmiştir.”

Susmak suça ortak olmaktır. Peki, ya bu vahşete alışmak?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Son bir soru ve veda 13 Eylül 2018
Siyasal yangın 30 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları