Ayşegül Yüksel

Özdemir Nutku’nun ardından

12 Kasım 2019 Salı

Türk tiyatro biliminin “üç büyükleri”nden üçüncüsü de bizi bırakıp gitti. Metin And, Sevda Şener, şimdi de Özdemir Nutku. Nutku en gençleri ve aralarında en uzun yaşayanıydı. 88 yaşında olmasına karşın, aklı ve belleği gençlik yıllarındaki gibi güçlü, hiç durmadan çalışan yaman bir kültürsanat insanıydı. Hepimize örnek olması gereken enerjisini, yaşama çocuksu bir sevinçle bağlı olmasına borçluydu. Ne yazık ki zamana yenik düşmeye yazgılı ölümlüleriz.

Yaşamı çalışarak kucakladı

Tiyatro hevesi küçük yaşlardayken anneannesiyle gittiği çocuk oyunlarıyla başlamıştı. Sanatsever bir aileden geliyordu. Oyunculuğa Kadıköy Süreyya Sineması’nda sahnelenen Franz Lehar’ın Tarla Kuşu operetindeki rolüyle 15 yaşındayken adım atmıştı. Robert Kolej, DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü (lisans), Almanya Georg August Üniversitesi Tiyatro Bölümü (doktora ve ayrıca yönetmenlik eğitimi) gibi güçlü kurumlarda okuduktan sonra, çalışma yaşamına, ülkemizin tiyatro bilimi alanındaki ilk kuruluşu olan DTCF Tiyatro Araştırmaları Enstitüsü’nün ilk asistanlarından biri olarak 1959’da başladı.

Akademisyenliğini tiyatro odaklı onlarca kitap, onlarca çeviri, bin dolayında eleştiri yazısı ve 100’ü aşkın makale ile taçlandırdı. Oyun yazan, topluluk kurup yöneten, oyunculuk ve 100’e yakın oyunda yönetmenlik yapan, birçok sahne sanatçısı ve tiyatro bilimcisi yetiştiren, “hocaların hocası” Özdemir Nutku, aynı zamanda klasik ve caz müziği piyanistiydi. “Şiir” ise hep vardı yaşamında. İlk şiir kitabı ‘Eller’ 1952’de çıktı. 

Üniversiteye asistan olduktan bir yıl sonra “Tiyatro ve Yazar” başlıklı “ilk” tiyatro kitabını yayımladı. “Her ‘ilk’ aynı zamanda bir ‘bitiş’tir” diyor bir söyleşisinde; “Sonuçlanan şey üzerinde artık durmam, yenilerine bakarım. Üretilmiş olan geçmişte kalır. Önemli olan gelecektir.” İşte onun sınırsız çalışkanlığının sırrı...

Çalışma disiplinini yaşama gücüyle buluşturdu

Nutku, tiyatro eğitimi ve tiyatro uygulaması alanlarında ‘öncü’ ve ‘kurucu’ olma niteliği taşıyan bir kişiliğe sahipti. 1964’te DTCF’de kurulan Tiyatro Bölümü’nün kuram ve uygulama alanındaki ilk öğretim üyelerinden biridir. 1976’da Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü’nü yoktan varetmiştir. Ülke düzeyinde pek çok benzer bölümün kurulmasında katkısı olmuş, 2000 yılında da, Kıbrıs’taki Yakın Doğu Üniversitesi’nde Sahne Sanatları Fakültesi’ni kurmuş ve dekan/öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.

Doğal ki ABD’den Avustralya’ya pek çok ülkede makaleleri, atölye çalışmaları, konferansları, uluslararası tiyatro kuruluşlarındaki yöneticilikleriyle tanınmıştı. Tiyatro olgusunu sahne ve bilim insanı nitelikleriyle buluşturması onun en önemli artı değeriydi.

Özdemir Hoca ile ilişkimiz meslektaşlık, eleştirmenlik, ortak görevler, projeler, akademik amaçlı yolculuklar, sempozyumlar düzeyinde -renkli, içtenlikli kişiliğiyle sarıp sarmaladığı- bir dostluk içinde perçinlenerek 40 yıla yayıldı. 

Benim başucu kitaplarım olan “Dünya Tiyatro Tarihi”, “Dram Sanatı”, “Oyunculuk Tarihi”, “Darülbedayi’nin Elli Yılı” ve daha pek çok yapıtı tiyatronun tüm alanlarına ışık tutuyor. “Ben okudukça, araştırdıkça ve yazdıkça yaşıyorum” diyor Nutku.

Ölüme inat üretmek

Ölümüyle sevgili ailesini ve onu tüm sevenleri gözyaşlarına boğan hocamızın ardında bıraktığı, son yıllarda tamamlanmış, yayımlanmayı bekleyen yapıtları var: Biri Shakespeare oyunları üstüne yazdıkları, ötekiyse kendi yaşamöyküsünü anlattığı çalışması. “Huyum gereği başladığım işi bitirmeden rahat edemem” diyen ve “ölüme inat” durmadan üreten hocamızla “vedalaşma”lı mı şimdi, yoksa ona bir kez daha “hoş geldin” mi demeliyiz?


Yazarın Son Yazıları

Ne Savaş Ne Salgın 17 Mart 2020
Yeni bir Lüküs Hayat 29 Ekim 2019
Yaz okumaları 3 Eylül 2019