Olaylar Ve Görüşler

Korona günlükleri

19 Mart 2020 Perşembe

DOÇ. DR. Armağan Öztürk

Artvin Çoruh ÜNİVERSİTESİ Sosyoloji Bölümü

Korku, tiranlığın en büyük silahıdır. Korku arttıkça özgürlükler daha kolay bir şekilde askıya alınır. Bir gün koronadan da kurtulacağız. Ama bunu yaparken elimizdeki demokrasiyi büsbütün yitirmemek gerekli.

Korona salgınının tıbbi boyutu uzmanlar tarafından yoğun bir şekilde tartışılıyor. Tıbbın yardımına muhtacız. Çünkü ortada sürekli olarak genişleyen bir salgın hastalık var. Ölü sayısı küresel ölçekte beş bini geçti. Korkuyoruz. Hem bu korkunun kendisi hem de devletlerin aldığı tedbirler nedeniyle pek çok toplumda çok radikal, siyasal, sosyolojik dönüşümler yaşanıyor. Korona sadece tıbbı ilgilendiren bir konu değil, tıpla birlikte siyaseti ve toplumu da konuşmak zorundayız.

Öncelikle postmodernizmin yarattığı hafıza krizi hakkında bir şeyler söylemek gerek. Farkındasınız değil mi? Ne İdlib’deki şehitler ve Suriye meselesi ne de Edirne sınırında soğukta bekleyen mülteciler. Hiçbiri hatırlanmıyor artık. Herkes sadece koronayı konuşuyor. Peki, bu salgın bitince neyi konuşacağız? Her şeyin geçici olduğu bir dünyadayız. Hafıza hatırladıklarımızın değil unuttuklarımızın toplamı haline geldi. Bu durum hiç de normal değil. Çünkü nevroza yol açıyor, bizi kayıtsızlığa, nihilizme ve daha fazla içe kapanmaya itiyor.    

Korku filmi gibi

Bir diğer sorun karantina uygulamasının modern toplumlardaki yalnızlaşma ve yalıtık yaşam eğilimleriyle örtüşen karakterinde gizli. Her geçen gün daha fazla sayıda toplum, kent, ev ve kişi karantina kapsamına alınıyor. Biliyorum, başka çaremiz yok. Bunu yaşamak için yapıyoruz. Ama insan Aristoteles’in dediği gibi siyasal ve toplumsal bir hayvan. Yani insan olmakla toplumsallık arasında yoğun bir ilişki var. 

Toplumsallığı yok eden her şey insanlığımızı da yok ediyor. Bu hatırlatmalar şöylesi bir kaygı bakımından önemli: Bir gün salgın etkisini yitirip karantinalar kalktığında her şey ve herkes gerçekten de eski haline dönebilecek mi? İnsanların toplumdan uzaklaştığı, kimseyle kolay kolay uzun süreli sosyal ilişki kurmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Karantina aslında belirsizlik, yalnızlık ve riskin egemen olduğu post-modern hayatın daha üst bir versiyonu. Dünya, kötü bir bilimkurgu filminin setine dönmüş durumda. Maske takan ve sokağa çıkmayan yalnız insanlar normalleşti. 

Alternatif gerekli

Korona salgını, yarattığı büyük çaresizlik dalgasıyla küresel politik düzenle ilgili kaygıları daha da artırdı. Koronanın şu anki koşullar bakımından iki tane açık politik sonucu var: Popülist bir çağ yaşanıyor. Pek çok ülkede otoriter sağ liderler sınırları kapatıp yabancı düşmanlığı yaparak kendi ulus devletlerini korumaya çalışıyor. Kapitalizmin merkez ülkeleri bile bu popülist dalgaya teslim oldu. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrıldığı, ABD’nin vergileri yükseltip sınıra duvar ördüğü bir dünyada yaşıyoruz. Korona ise popülizmin alternatifi gibi sonuç doğurmakta. Çin’de çıkan bir hastalık İtalya’yı hayalet ülke haline getirebiliyor çünkü. Dünyanın küreselliği karşısında popülizmin içe kapanma siyaseti işlevsiz ve anlamsız.  

Tam bu noktada popülizme bir alternatif düşünmek gerek. Çünkü ulus devletlerin ölçeğiyle küresel sorunların ölçeği arasındaki dengesizlik hepimizi şiddete, fakirliğe ve korkuya mahkûm etti. Terör, salgın hastalıklar, mültecilik ve iklim bunalımı. İçeriği gittikçe kalabalıklaşan bir sorunlar listesi var. Hiçbir devlet veya halk bu sorunlarla tek başına mücadele edemez artık. Emperyalizme fırsat vermemeliyiz. Küreselleşme büyük güçlerin dünyayı sömürmesinin aracı haline gelmemeli şüphesiz ki. Ama enternasyonalizme sırtımızı dönmek de gerçekçi bir seçenek değil. Her bir ülkenin eşit biçimde katılacağı ve küresel sorunlara küresel yanıtlar verecek yeni bir siyasi örgütlenmeye ihtiyacımız var. Ez cümle, bizi aslında korona değil, devletler ve halklar arasındaki yardımlaşma eksikliği öldürüyor. 

Demokrasiyi tamamen yitirmemeli

Yazıyı bir uyarıyla bitirmek istiyorum: Korku tiranlığın en büyük silahıdır. Korku arttıkça özgürlükler daha kolay bir şekilde askıya alınır. Korkan insan teslim olur, kaderine rıza gösterir. Koronanın yarattığı bulaşıcı ölüm korkusu yurttaşların devletlerden gelen her önleme koşulsuzca itaat etmelerini kolaylaştıracaktır. Bu bağlamda son çeyrek asrın küresel bilançosu hiç de iç açıcı değil. Her büyük korku dalgası demokrasinin alanını biraz daha daralttı. Terör, mülteciler ve salgın hastalıklar bize olağanüstü hal uygulamaları olarak geri döndü. Salgın hastalık nedeniyle OHAL ilan eden ülkelerin sayısındaki artış yeni bir korku sarmalının kapımızı zorladığını gösteriyor. Bir gün koronadan da kurtulacağız. Ama bunu yaparken elimizdeki demokrasiyi büsbütün yitirmemek gerekli bütün yitirmemek gerekli.  


Yazarın Son Yazıları

Nasıl olmalı? 2 Nisan 2020
Sermayenin paniği 1 Nisan 2020