Olaylar Ve Görüşler

Suriye’de son perde

25 Şubat 2020 Salı

AV. ŞAHİN MENGÜ

Dışişleri Bakanlığı ne zaman devre dışı bırakılsa Türkiye’nin başı dış politikada dertten kurtulmuyor. 

Son günlerdeki gelişmeler üzerine, tablonun bütününe bakınca AKP yönetimindeki Türkiye’nin Suriye politikasının baştan itibaren çok vahim yanlışlarla dolu olduğu, kısa ve uzun vadede Türkiye’nin başına büyük sorunlar açtığı/açacağı gözden kaçmaz. Esad’ı devirip yerine “Müslüman Kardeş” bir yönetim getirme hevesiyle yola çıkılmış olmasaydı, yüzlerce şehit verilmemiş, askeri operasyonlara ve sığınmacılara milyarca dolar harcanmamış, Suriye ile karşılıklı çıkarlara dayanan iyi ilişkiler sürdürülmüş olurdu.

Dinci dönüşüm

Güneyimizdeki diğer komşularla birlikte, etnik ve mezhepsel yapısı bir ölçüde bize benzeyen, laik denebilecek bir komşumuz olan Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin bozulmasının, kaçınılmaz olarak, ülkemizin de toprak bütünlüğünü, toplumsal huzurunu, ulus devlet yapısını tehdit edecek bir nitelik kazanacağı, “monşerler” döneminin Dışişleri Bakanlığı’nda genç diplomatlara meslek içi eğitimde hep anlatılan bir “ders” idi. Atatürk’ten miras bu anlayış Cumhuriyet döneminin değişmez politikası olmuştur.

AKP tarafından Dışişleri Bakanlığı ve onu oluşturan deneyimli diplomasi kadroları devre dışına çıkarılıp dış politika dinci ideoloji temelinde ele alınınca, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasal birliği, doğrudan Türkiye’nin de katkısıyla darmadağın edildi.

Dışişleri Bakanlığı ne zaman devre dışı bırakılsa Türkiye’nin başı dış politikada dertten kurtulmuyor. İnsan belleği kolay unutuyor. Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Turgut Özal, Dışişleri Bakanlığı bürokrasisini bir kenara itip, belli başlı becerileri patronlarına yaranma olan bazı aklı evvel danışmanlarla çalışınca, Irak’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin de katkısıyla bozulmuştu.  

Şimdi Irak’a bir de Suriye eklendi. Türkiye, kendi varlığına yönelik bu kadar çok boyutlu ve ağır tehdit ile Cumhuriyet tarihinde ilk kez karşılaşılıyor.

İdlib’deki canımızı yakan şehitler üzerine resmi şahıslar, konunun vahameti ve ciddiyeti ile bağdaşmaz biçimde açıklamalarını Twitter mesajlarıyla yapıyorlar. Mesajların içeriği de, nasıl davranılacağı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye topraklarında olmasının meşruiyetinin nasıl açıklanacağı konusunda çaresiz kaldıklarını gösteriyor.  

Örneğin, “iletişim başkanı” sıfatını taşıyan Fahrettin Altun, mesajında, Türk askerinin İdlib’de “şiddeti ve insani krizi sonlandırmak” amacıyla “uluslararası hukuk” çerçevesinde görev yaptığını iddia ediyor. Yabancı bir ülke toprağında böyle bir görevi icra etme yetkisini hangi uluslararası hukuk tanıyor, söylese de anlasak! Altun, açıklamasında “düşman”, “savaş suçlusu” gibi savaş hukukuna ait kavramlar da kullanıyor. Oysa ortada resmen ilan edilmiş bir “savaş” bulunmuyor. Zaten savaş ilanı, TBMM’nin yetkisinde olan bir tasarruftur.

Soçi askıda kaldı

İdlib’deki güncel sorun, özetle, Türkiye’nin, Eylül 2018 Soçi Mutabakatı ile üstlendiği bir ay içinde BM’nin “terörist” saydığı dinci militanları silahsızlandırma yükümlülüğünün gereğini, aradan bir buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ yapamamış olmasıdır. Öyle olunca, Rusya ve Suriye o mutabakatın kendilerine yüklediği ateşkesi sürdürme zorunluluğunun ortadan kalktığı ve İdlib’deki cihatçıların Suriye ordusu tarafından bertaraf edileceğini bildirdiler. Rusya, kendi topraklarını teröristlerden temizlemenin Suriye’nin hakkı olduğunu vurguluyor. Halen yaptıkları da budur ve bu tutumları El Kaide, El Nusra veya bunların türevleri ile mücadeleyi öngören BM Güvenlik Konseyi kararları ile uyumludur...

Bir parantez açalım

İdlib’de bulunan ve sayıları 50 bin kadar olduğu söylenen El Kaide ve IŞİD kalıntısı cihatçı katiller, geçen yıllarda Suriye ordusu tarafından geri alınan ülkenin çeşitli bölgelerinden İdlib’e getirildiler. Türkiye, bu teröristlerin bulundukları yerlerde Suriye ordusu tarafından imha edilmelerini önlemek için araya girdi ve yardım ederek bunların İdlib’e taşınmasını sağladı. Daha sonra TSK  bölgede “ateşkes”i denetleyecek gözlem noktaları oluşturdu. Bu gelişmeler, dünyada, Türkiye’nin El Kaide ve IŞİD kalıntılarının hamiliğini yaptığı gibi güçlü bir algı oluşmasına neden oldu.

Rusya ile sorunlar başlayınca ABD fırsatı kaçırmadı, Türkiye’nin İdlib serüvenini desteklediklerini açıkladı. O kadar ki ABD, BM Güvenlik Konseyi kararlarını görmezden gelerek El Kaide uzantısı olan İdlib’deki teröristleri, Esad’a karşı mücadele ettikleri için hoş görebileceklerinin işaretini bile verdi. 

Amaçları açık: Bir yandan Rusya ve Türkiye’nin arasını açmak, diğer yandan ise Türkiye’yi İdlib’de batağa iyice saplanmasını, Suriye’nin  kuvvetlerini bizim karşımızda tutmasını ve böylece iki ülkenin de Fırat’ın doğusunda ABD desteği ile oluşturulan PKK/PYD devletçiğini rahat bırakmasını sağlamaktır. 


Yazarın Son Yazıları

Nasıl olmalı? 2 Nisan 2020
Sermayenin paniği 1 Nisan 2020