Olaylar Ve Görüşler

Yargı reformu

06 Şubat 2020 Perşembe

NURİ ALAN

ESKİ DANIŞTAY BAŞKANI 

Eski bir korgeneral hakkında, yargının değişik kademelerinde ve kurumlarında verilen kararlar, yargının güncel durumu ve nasıl düzeltilmesi gerektiği konusunda yeterli ipuçlarını vermiştir. 

Önce, olayın gelişimini gazete haberlerine dayanarak kısaca özetlemek gerekiyor: FETÖ’den sanık eski korgeneral hakkında ilgili ağır ceza mahkemesi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmediyor; istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, uzunca bir süre sonra sanığın beraatına ve tahliyesine karar veriyor. Bu karara Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı itiraz ederek kararın düzeltilmesini istiyor, Daire kararında direnince dosya, yasa gereği bir üst numaralı 21 Ceza Dairesi’ne gönderiliyor. Bu daire eski korgeneralin tahliye kararını kaldırıyor ve sanığın tutuklanmasına karar veriyor; sanık yeniden tutuklanıyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı 20’nci Ceza Dairesinin beraat kararına karşı Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunuyor. 

Son söz Yargıtay’da

Yargısal süreç dışında, yargıyla ilgili başka kurum ve kişiler de konuya dahil oluyor, olayla ilgili kararlar alıyor, görüş ve düşüncelerini açıklıyorlar: Hâkimler ve Savcılar Kurulu beraat ve tahliye kararını veren 20. Ceza Dairesi Başkanı ve üyeleri hakkında soruşturma açıyor; daire başkanını Çorum’a, üyeleri Eskişehir’e ve Konya’ya atıyor. Yargıtay Başkanı farklı kararlar verilmesini, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun atama kararını eleştiriyor. Cumhurbaşkanı beraat ve tahliye kararını veren hâkimleri FETÖ’cü olmakla suçluyor, konuya olan yakın ilgisini açıklıyor. Olayın gelişimi kısaca böyle. Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. Son sözü Yargıtay söyleyecek.

Çelişkinin nedeni

Olayı değişik yönleri ile değerlendirmeden önce bir hususu belirtmek istiyorum. Dava ile ilgili süreçte yapılan başvuruların, itirazların, bunlar üzerine verilen kararların yasal kurallara uygun olup olmadığı bu incelemenin kapsamı dışındadır. Bölge mahkemeleri ile ilgili uygulamalar yeni olduğu ve bu nedenle yargı içtihatları da henüz tam yerleşmediği için hukukçular arasında usul yönünden bazı tereddütlerin ve farklı yorumların olması doğaldır. Yargılama süreci henüz tamamlanmamış olduğundan, işin esası hakkında bir görüş ileri sürmek mümkün ve uygun değildir. Ancak istinaf mahkemesindeki uygulamalar nedeniyle hukuki yönden ortaya çıkan bir çelişkiyi açıklamak gerekiyor. 21. Ceza Dairesi tahliye kararını kaldırmış, sanığın tutuklanmasına karar vermiştir. 20. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu beraat kararı, bu konuda bir bozma kararı bulunmadıkça hukuken varlığını korumaktadır. Yani hakkında beraat kararı bulunan sanık tutuklu kalmıştır. Sanık hakkında hem beraat kararı hem de tutuklama kararı!..

Değerlendirme sorular

İlk derece mahkemesince verilen bir kararın, istinaf ve temyiz mercileri tarafından esastan bozulması mümkün ve sistemin içinde var olan olağan bir durumdur. Ancak incelediğimiz olayın aktörlerinde ve suçun türünde özellikler bulunmaktadır. Suç, toplum olarak son derece duyarlı olduğumuz 15 Temmuz darbe girişimine katılmak ve FETÖ ile ilgilidir. Sanığın FETÖ ile irtibatlı olduğu yolunda 2015 yılında MİT tarafından Genelkurmay’a bilgi verilmiş; eski korgeneralin emekliliğini istemesine karşın dilekçesi işleme konulmamış, son görev yerine atanmıştır. Keza 20. Ceza Dairesi Başkanı hakkında da askeri hâkim olarak görev yaptığı dönemde Genelkurmay Başkanlığı’na, adli yargıya kabul edildikten sonra Hâkimler ve Savcılar Kuruluna FETÖ ile irtibatlı olduğu yolunda ihbarlar yapılmış; bunlarla ilgili herhangi bir işlem yapılmamıştır. 

Neden işlem yapılmadı?

Hakkındaki ihbara karşın, eski korgeneral hakkında niçin hiçbir işlem yapılmamış? Emeklilik dilekçesi işleme konulmamış? Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı tarafından imzalanan üçlü kararname ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı EDOK’taki görevine atanmıştır? Günümüzün Milli Savunma Bakanı o tarihte Kara Kuvvetleri Komutanı’dır.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi Başkanı hakkında aynı sorular geçerlidir. İhbarlara karşın niçin Genel Kurmay Başkanlığı’nca herhangi bir işlem yapılmamış? Dosyası yeterince incelenmeden HSK tarafından önce adli yargıya kabul edilmiş; daha sonra Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne, üstelik FETÖ ile ilgili istinaf başvurularını incelemekle görevli 20. Ceza Dairesi Başkanlığı’na atanmıştır. Kanımca bu noktada, üzerinde önemle durulması gereken bir başka husus daha vardır. Haberlerden, 20. Ceza Dairesi’nin tahliye kararının oybirliği ile verildiği anlaşılmaktadır. Karara katılan üye yargıçlar da FETÖ ile ilgili midir? Eğer öyleyse ve daire başkanı hakkındaki ihbarlar da gerçeği ifade ediyorsa nasıl oluyor da bir dairenin tüm yargıç mensupları aynı dairede birleşebilmişlerdir? FETÖ ile ilgileri yoksa tamamı karara niçin katılmış? Hiçbiri muhalif kalmamıştır? Kazanımlarının bölge adliye mahkemesi üyeliği için yeterli olup olmadığı konusunda ayrıntılı bir inceleme yapılmış mıdır?

Baskının kabulü

Cumhurbaşkanı konu ile ilgili olarak bunun yargı camiamız için gerçekten çok üzücü bir adım olduğunu ifade edip aynen “Tabii bunların hepsinin talimatlarını da verdik” demiştir. Bu cümle, yargının yürütmenin ağır baskısı altında bulunduğu, yürütmeye bağlı olduğu yolundaki yoğun eleştirilerin kabulü niteliğindedir. Kuşkusuz bu “talimatların” muhatabı Adalet Bakanı’dır. Talimatı aldığında istifa etmediğine göre Adalet Bakanı, bu talimatın neler olduğunu, bunları kimlere ilettiğini ve ilgililerce talimata uygun kararlar verilip verilmediğini kamuya açıklamak zorundadır. 

Acele edilmiş karar

Yargı bağımsızlığı, titizlikle korunması gereken yüce bir değerdir. Hem yargı mensupları hem de yargıçların özlük işleri hakkında karar vermeye yetkili kişi ve merciler tarafından özenle uygulanması gereken kuralları içerir. Bunlardan birincisi bir yargıca veya mahkemeye verdiği bir karar nedeniyle cezai, hukuki ve disiplinle ilgili bir yaptırım uygulanmamasıdır. Kuşkusuz bu kuralın istisnaları vardır. Yargıcın kararında açıkça hukukun dışına çıktığının; kararını yanlı, ideolojik, siyasi, dini görüşlerle veya kendisine ya da başkalarına çıkar sağlama veya üçüncü kişilere zarar verme amacı ile verdiğinin soruşturma ile saptanması gibi durumlarda hukukun öngördüğü yaptırımlar tereddütsüzce uygulanacaktır. HSK henüz soruşturma tamamlanmadan çok acele bir kararla daire başkanı ve üyeleri görevlerinden alıp başka illere atamıştır. Kurul, bu işlemi uygulamadan önce, 20. Ceza Dairesi’nin dosyanın kendisine geldikten yaklaşık on dört ay sonra tahliye kararı vermesinin ve bu kararın oybirliği ile alınmasının üzerinde bir değerlendirme yapmış mıdır? Dairenin daha önce FETÖ ile ilgili verdiği kararlar incelenmiş, içeriği tartışılmış mıdır? HSK’nin henüz soruşturma tamamlanmadan verdiği kararda Cumhurbaşkanı’nın talimatının etkisi olmuş mudur? Olayın bütünüyle ortaya çıkması için HSK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı bu sorulara cevap vermelidir. 

HSK’nin daire başkanı ve üyeleri hakkında uyguladığı bu idari işlemin asıl önemli sakıncası, bundan sonra FETÖ ile ilgili verilecek kararlar üzerinde çok büyük bir baskı yapacak olmasıdır. Bundan sonra mahkemeler FETÖ ile ilgili davalarda, sanık lehine yeterli hukuki nedenler bulunsa bile beraat kararı verebilecekler midir? HSK’nin bu kararı mahkemeler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durmayacak mıdır? 

Acil yargı reformu

Bu olay, ülkemizde acil olarak ciddi ve kapsamlı bir yargı reformuna olan ihtiyacı ortaya koymuş, bu yönüyle yararlı olmuştur.

Yargı reformu çok ciddi ve kapsamlı bir incelemeyi gerektirir. Daha önce yapılmış olan, ikincisi de yola çıkan ve sadece bazı yasalarda usul ve esas yönünden yapılan değişikliklerle, yeni oluşturulan yöntemlerle ve kurumlarla yargının düzeltilmesi mümkün değildir. 

Her şeyden önce yürütme, yargının üstünden elini çekmelidir. Bunun için Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa Mahkemesi’nin ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunun üyelerini doğrudan veya dolaylı biçimde atama, Danıştay üyelerinin dörtte birini seçme yetkisi yapılacak anayasa değişikliği ile kaldırılmalıdır. Anayasa Mahkemesi bilinen görevleri yanında başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Anayasanın 148’inci maddesinde belirtilen kamu görevlilerini “Yüce Divan” sıfatıyla yargılama yetkisine sahiptir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu tüm hâkim ve savcıların özlük işleri hakkında karar verir, Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçer. Bu iki yüksek mahkemenin genel kurulları da Yüksek Seçim Kurulu üyelerini belirler. Görüldüğü üzere yargı erkinin oluşturulmasında Cumhurbaşkanı olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. “Partili Cumhurbaşkanı”nın kabul edildiği bir yönetim düzeninde, bu yetkileri demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırmak mümkün değildir. Bu yetkiler var olduğu sürece yargı bağımsızlığı sağlanamaz; bağımsızlık olmadan, her kararında değişik yaptırımların tehdidi altında olduğunu düşünen yargıçlardan toplum olarak tarafsızlık ve adalet bekleme hakkımız yoktur. Çok açık bağlayıcı kurallara karşın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarının uygulanmaması ya da uygulamadaki gecikmeler yargı bağımsızlığının hayata geçirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. 

Yeni düzenlemeler gerek

Bugün yargı, ciddi bir eğitimden sonra usulüne uygun sınavlarla mesleğe kabul edilmiş, meslekte kazandığı deneyimlerle kendisini geliştirmiş, yansızlığı ve bağımsızlığı içine sindirmiş olan ve hukuka bağlılığını koruyan yargıçlar sayesinde ayakta durmaya çalışmaktadır. Ara sıra bizleri sevindiren, ileriye umutla bakmamıza neden olan kararlar onların eseridir. Siyasi görüşleri nedeniyle açıktan atanan, kayrılarak mesleğe kabul edilen yargıçlar yargıda varlığını sürdürdüğü sürece yargının beklediğimiz düzeye ulaşması mümkün olamaz. 

Hukuk fakültelerinde de yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Hukuk fakültelerinde öğrenim süresi en az beş yıl olmalı, öğrencilere aktarılan bilgilerin nasıl değerlendirileceği uygulamalı derslerle öğretilmelidir. Saptanacak asgari standartlara ulaşamayan vakıf üniversitelerinin hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. 

Sınavda başarılı olan yargıç adayları ciddi ve etkili bir staj döneminden sonra mesleğe kabul edilmeli, görev başındaki yargıçlar için belli aralıklarla yoğun hizmet içi eğitim programları düzenlenmelidir.

Ayrıntılarına girmediğim bu uygulamalar, olumlu sonuçları kısa vadede ortaya çıkmasa da kanımca etkili ve kalıcı bir yargı reformunun mutlaka yerine getirilmesi gereken unsurlarıdır.



Yazarın Son Yazıları

Sağlık ve ibadet 24 Mart 2020