Olaylar Ve Görüşler

Yıkımın düşündürdükleri: Bir yerel demokrasi çağrısı - Prof. Dr. Rabia Karakaya POLAT

30 Mart 2023 Perşembe

6 Şubat’ta Maraş’ta meydana gelen depremlerin yarattığı yıkım, devlet kurumlarının ve kapasitesinin sorgulanmasına yol açtı. Konunun önemli bir boyutu ise merkez-yerel ilişkileri. 

Aşırı merkeziyetçi yapının deprem sonrası kurtarma çalışmalarını nasıl sekteye uğrattığını hep beraber gözlemledik. Yerel aktörlerin inisiyatif alıp harekete geçmesi mümkün olmadı. Yerel kapasitenin zamanında mobilize edilmemesi can kayıplarını artırdı. Deprem bölgesinde aktif olan muhalif belediyeler “devletin yapamadığını yapmaya çalışmakla” suçlandı. Bu tür krizlerde sadece yerel yönetimler değil sivil toplumun da seferber olması çok önemli. Ancak yardım kampanyası yürüten sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin de hedefte olduğu bir süreç yaşandı.

BELİRSİZLİK

Aslında merkezi hükümetin kompleks ve çoklu krizler karşısında yerel aktörlere çıkardığı bu tür zorluklara daha önce de şahit olduk. Örneğin koronavirüs pandemisi sırasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yardım toplama çabaları durdurulmuş ve banka hesaplarında toplanan 6.2 milyon lira tutarındaki bağışa el koyulmuştu. Belediyelerin dayanışma amaçlı kampanyaları Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “devlet içinde devlet olma mantığı” olarak değerlendirildi. Pandemiye ilişkin politika ve uygulamaların yerel koşullara göre şekillenmesi yerine tek merkezden belirlenmesi, pandeminin toplum üzerindeki olumsuz etkilerini artırdı. 

Belediyeler, Türkiye’nin yakın zamanda yaşadığı en derin krizlerden biri olan mülteci meselesinde de yalnız bırakıldı. Kendi nüfuslarının dörtte birine varan oranda mülteci nüfusa sahip belediyeler bile merkezi bütçeden tek kuruş ek destek alamıyor. Üstelik bu alanda net bir mevzuat ve tutarlı bir politika olmadığı için belediyeler mülteciler konusunda ne yapmaları gerektiğini bilemiyor. Mültecilere yönelik söylem ve politika misafirlik ve muhacirlikten “gönüllü” geri dönüşe savrulurken belediyeler de bu belirsizlikle baş etmek zorunda bırakılıyor. Buna rağmen, sivil toplum ile işbirliği halinde mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak ve onları topluma entegre edebilmek için yaratıcı ve girişimci projeleri hayata geçiriyorlar. 

KATILIMCI YÖNETİM

Deprem Türkiye’nin gerçeklerinden biri. Ancak katı merkeziyetçi yapı ve onun olumsuz etkisini daha da artıran otoriterleşme süreci, sadece deprem değil günümüzde ortaya çıkan her türlü krizde yerel girişim, dayanıklılık ve dayanışmaya engel oluyor. Son yıllarda karşılaştığımız ve bundan sonra karşılaşacağımız pandemi, kitlesel göç, iklim değişikliği gibi kompleks krizler tek bir aktörün, tek bir seviyede baş edebileceği sorunlar olmaktan çok uzakta. Yerel, ulusal ve uluslararası yönetim seviyeleri arasındaki dikey işbirliği ile devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki yatay işbirliği ağları olmadan bu krizlerle baş etmek mümkün değil. 

Aşırı merkeziyetçi yönetimin zararlarını kriz anlarında en net şekilde görüyor olsak da yerel talepleri karşılayan, dayanıklı ve katılımcı yerel yönetim eksikliğinin maliyeti düşündüğümüzden çok daha yüksek. Eğer bu deprem bir başlangıç olacaksa yerel demokrasiyi güçlendirmeye yönelik büyük adımlar atmak da bunun bir parçası olmalı.

PROF. DR. RABİA KARAKAYA POLAT

IŞIK ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları