Şahin Aybek

Zihnin "Ne" halinden, "Neden ve Nasıl" haline

10 Ocak 2023 Salı

Eğitimci Meriç Dönmez ile eğitimimiz bağlamında eleştirel düşünmeyi konuştuk.

“Bu yüzyılın başlarında kurgulanan ve belli bir üretim ekonomisi için tasarlanan eğitimin işlevini yitirdiği hep birlikte görüyoruz. Bir yarın düşleriz hep, bir türlü bugüne kavuşmayan. Bilginin biriktilerek kazandırılmasından öte daha temelde bilgiye giden yolda eleştirel düşünme becerileri kazandırmaya yönelik bir kurgu yapmak. Öğrenciler sadece cevapları veren pasif nesne konumundan, kendi yaşantı ve deneyimleri ile düşünen bir “ özne” rolüne evriliyor.”

Hocam biraz sizi tanıyabilir miyiz?

1998 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden mezun oldum. MEB’de bir süre özel eğitim öğretmenliği yaptım. Halen rehber öğretmen olarak çalışmaktayım. Bunun dışında farklı stk larda eğitimi dert edinmiş öğretmen arkadaşlarla birlikte eğitim üzerine düşünmeye devam ediyoruz.  Birlikte düşünüp, üretip, paylaşıyoruz.

Ülkemiz eğitimi ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Eğitimle ilgili birçok tartışma gündeme geliyor. Sizce  daha iyi bir eğitim için öncelikli olarak nereden başlanmalı?

Bu sorunun cevabı oldukça geniş. Çünkü eğitim çok paydaşlı ve kompleks bir yapı. Politik, yapısal ve kurgusal olarak birçok sorun var. Hepsine biz öğretmenlerin müdahale etmesi zor. Benim için öncelikli olan kendi etki alanım içinde olana kafa yormak. Eğitim ve okul hep bir gelecek hayaline kurgulanır. Bugün yapılan eğitim hep gelecekte öğrenciler ve toplum için işlerin daha iyi olması için yapılır. Fakat artık gelecek değişti ve belirsizlik arttı. Bu yüzyılın başlarında kurgulanan  ve belli bir üretim ekonomisi için tasarlanan eğitimin işlevini yitirdiği hep birlikte görüyoruz. Tek tip ve belli bir işbölümü için birey yetiştiren eğitim kurgusunda ihtiyaç olan beceriler ki buna fordist eğitim anlayışı diyoruz, bireyleri ve çocukları mekanik bir anlayışla yetiştiriyor. Ölü Ozanlar Derneğindeki meşhur şiirdeki gibi “Bir yarın düşleriz hep, bir türlü bugüne kavuşmayan”, tam da bu aslında eğitimde  gelecek “yaşam  “için çalışırken olan “yaşamı”  ne kadar işin içine katıyoruz. Olan “yaşam” dan kastım, deneyimler, yaşantılar, olaylar… Bugüne kavuşmayan bir gelecek hayali..

 Bugün okullarda yaptığımız eğitimin çocuklarımıza kazandırmaya çalıştıklarımızın üzerine düşünmeliyiz, diyorsunuz? Ne yaparsak onları ” yaşam” için daha yetkin kılabiliriz?

Dünyanın değişim hızı bugün hepimizin başını döndürüyor. Bilgi, teknolojinin de etkisiyle hızlı çoğalıyor, hızlı yaygınlaşıyor. Bu yeni bilgiyi öğrenmekte, takip etmekte zorlaştı. Üstelik bizim bugün cevapları öğretmek üzere kurguladığımız eğitim güncel ve ihtiyaç olanı karşılamaktan çok ötede. Çocuklara öğrettiğimiz cevaplar değerini hızla kaybediyor. Bugün aldığımız bir diplomanın geçerlik süresi iki yıl, bir alanda ki bilgi iki yıl içerisinde geometrik bir şekilde büyüyerek artıyor ve evriliyor. Bu değişimi yakalayabilmek için cevapları öğretmekten vazgeçip, temel bir takım becerilere odaklanmak gerekiyor sanırım.

Burada mevcut kurgunun daha iyi anlaşılabilmesi için Paulo Freire nin “bankacı eğitim” kavramına bakabiliriz. Mevcut eğitim kurgusu bilginin  (mutlak bilgi/cevaplar) alınıp bir şekilde biriktirilmesi şeklinde çalışıyor. Çocuklar bu bilgileri alıyor ve olduğu gibi zihinlerinde biriktiyor. İhtiyaç duyduklarında çıkarıp harcıyor. Buda genelde sınav vb şekillerde oluyor. Bir süre sonrada bilgi değersizleşiyor. Yaşamın ileride ki döneminde biriktirmiş oldukları bu bilgi onlar  için bir anlam ifade etmiyor. Yaşamdan kopuk ve anlamsız bir şeye dönüşüyor. Üzerinde düşünülmemiş ,sorgulanmamış bilgiler yığını.

 Mesela günümüzün en önemli problemlerinden  iklim krizini düşünelim; çocuklara çevreyi kirletmemek için ya da plastik atıkları toplamakla ilgili bilgiler veriyoruz. Ama onlara dünya bu şekilde kirlenmeye devam ederse bunun yaşamlarımız nasıl etkileyebileceğine dair bir eleştirel bakış açısı oluşturacak alanı açmıyoruz. Şu an yaptığımız davranışların iklim üzerine etkisini sorgulayacakları ve bir kurgu sunmuyoruz. Demek istediğim şunları yaparsak şöyle olur şeklinde bir bilgi aktarımı ve bir ders olarak bunun programda yer alması yetiyor.

Bu eleştirel bakış açısı için ihtiyaç olan alanı açmak için neler yapılmalı? Eğitimciler nerden başlamalı?

Bu alanı açmak öyle birden bire olabilecek  bir şey değil. Hadi eleştirel bir bakış açısıyla bakalım demekle olmuyor. Kendimize sormamız gereken sorular var. Öncelikle kendi eğitim pratiklerimize eleştirel bir gözle bakmamız gerekiyor. Çocuklara ne kazandırıyoruz? Onları hangi geleceğe hazırlıyoruz?  gibi soruları kendimize sorarak başlayabiliriz sanırım.

Biz eğitimcilerde mevcut kurgunun parçası olarak yetiştik. Bunun için belli dış atıflardan kurtularak elimizde ki müfredatı, fiziki koşulları daha farklı nasıl kullanabiliriz, neyi farklı yapabiliriz diye düşünmemiz gerekiyor. Sonuçta mevcut bir şeyi farklı şekilde kullanmakta yaratıcılık olarak tanımlanıyor. Bir yerlerden başlamamız gerekli…

Bilginin biriktilerek kazandırılmasından öte daha temelde bilgiye giden yolda eleştirel düşünme becerileri kazandırmaya yönelik bir kurgu yapmak. Olaylar ve problemler karşısında eleştiren ve sorgulayan bir beceri kazandırmak istiyorsak öncelikle onlara bu alanı açmalıyız. Bu alanda ancak “karşılaşma” ya da “maruz “ bırakma yoluyla olabilir. Çünkü sadece kurgu yoluyla öğrenmiyoruz bazen hiç farkında olmadan  sosyal alanda maruz kalarak öğreniyoruz. Bu durum bizim düşünme ve eleştirel bakışımızı doğrudan etkiliyor.

Öğrencileri sadece “ne” sorusuna cevap verdikleri pasif nesne konumunda oldukları eğitim anlayışından kurtaracak  bu  alanı açmak için ilk iş  “neden” ve  “nasıl” sorularını  soracakları   onları özne konumuna getirecek kurguları sürece dahil etmeliyiz.. Kendi yaşantı ve deneyimlerinde özne olarak eylemi gerçekleştirecekleri bir rol vermeliyiz. Bir kayıt cihaza ya da bilgi küpü bir nesne olmasının ötesinde…

Eleştirel düşünmeden önce düşünme üzerine düşünmek gerekiyor. Düşünme nelerden etkileniyor? Sadece biliş ile ilgili bir durum mu? Yoksa farklı boyutları var mı? Bizim düşünmemizi neler etkiliyor? Geçirdiğimiz yaşantılar, içinde yaşadığımız çevre düşüncelerimizi nasıl etkiliyor?

Tüm bu soruları bir öğretmen/yetişkin olarak öncelikle kendimize sormamız gerekiyor. Çünkü sınıfa girdiğimizde arka planımızda tüm bu  soruların cevaplarını nasıl verdiğimiz, sınıf içindeki nasıl bir pedagojik süreç uyguladığımızı belirliyor. Eğer bu sorulara dair  cevap vermek gibi bir derdimiz yoksa o zaman mevcut kurguda “cevapları öğreterek devam ediyoruz. Bu ortamda da düşünme bilgiyi hatırlamanın ötesinde bir işlev görmüyor.

Bu sorulara dair bir derdimiz varsa ve bu soruları kendimiz için sorabiliyor ve cevaplamak için bir çabanın içine  giriyorsak,  kendi yaşantı ve deneyimlerimizi bakabiliyorsak sınıf içindeki pedagojik süreçlerimizde değişmeye başlıyor.

Sınıf içindeki kurgumuz değişiyor. Elimizde ki içeriğe bakış açımız değişiyor, yöntemlerimize bakış açımız değişiyor. Öğrenciyi karşı karşıya getirdiğimiz ve maruz bıraktığımız sorular ,yaşantılar, deneyimler başka bir boyut kazanıyor.

“Ne “sorusunun cevabını beklediğimiz öğrencileri “neden “ ve “nasıl” sorularına yönelterek düşünmelerine ve sorgulamalarına alan açıyoruz.  Öğrenciyi “nesne” konumundan “özne” konumuna taşıyoruz.

Öğrenciler sadece cevapları veren pasif nesne konumundan, kendi yaşantı ve deneyimleri ile düşünen bir “ özne” rolüne evriliyor.

Yukarıda bahsettiğiniz sorulara verilen cevaplar neler oluyor? Gerçekten düşünme nelerden etkileniyor?

Son dönem beyin araştırmalarına beynin duyguyu ve bilgiyi işlemesi arasında herhangi bir fark olmadığını söylüyor. Düşünme dediğimiz süreç bilgi kadar duygulardan da etkileniyor. Düşünme sadece soru sorma, ilişkilendirme, karar verme, analiz etme gibi süreçleri ilk olarak aklımıza getirse de  önyargılar, inançlar, tutumlar, kalıp yargılar ve değerler de düşünmeyi etkiliyor. 

Bir konu hakkında bir kalıp yargıya sahipsek düşünme sürecinde bununla ilgili önyargılara ulaşabiliyoruz. Buda düşünmemizi sınırlandırıyor. 

Yukarıda belirtiğimiz bu boyutların farkına vararak cevaplar verebilirsek hem kendimiz hem çocuklar için düşünmenin ve eleştirel bakmanın alanını açmış oluyoruz. Örneğin göç konuş çok gündemde olan bir konu. Sadece bizde değil tüm dünyada… Biz göçmenlerle ilgili önyargılara sahipsek sınıfta bu konu ile ilgili süreçleri nasıl yürütürüz? Oysa birçok Suriyeli göçmen çocuk okullarımızda öğrenim görüyor. Öğrenciler birbirleri temas halinde. Toplumda bu konuda birçok bilgi ve buna eşlik eden birçok duygu çocuklara yansıyor. Burada bu temastan çeşitlilik olarak yararlanmak bunun üzerine düşünmek tam da düşünmenin boyutları ile ilgili olarak verdiğimiz cevaplarla ilgili.  Burada şu an var olan yaşantı ve deneyimlere bakmayı kastediyorum.

Konuşmamızın başında dünyanın hızlı bir değişim gösterdiğinden bahsetmiştik. Teknolojinin katkısı ile bilginin hızlı bir şekilde arttığını ve yayıldığını belirtmiştik. Bu bilgi bir şekilde bize ve çocuklara doğru akıyor ve bu her zaman doğru bilgi olmuyor. Bu durumda eleştirel düşünme daha önemli bir hale gelmiyor mu?

Kesinlikle katılıyorum. Bilgi eskisi gibi kısıtlı kaynaklardan bize ulaşmıyor artık. Teknolojinin de yardımı ile çok farklı kaynaklardan bombardıman şeklinde geliyor. Özellikle pandemi sürecinde bunu çok fazla yaşadık. Aşı tartışmaları, virüsün kaynağı, tedavi yöntemleri vb  gibi bir çok bilgi dolaşıma girdi. Dezenformasyon, yanlış bilgi ile karşı karşıya kaldık. İşte bu tür kriz zamanlarında eleştirel düşünme ve sorgulama becerilerine olan ihtiyacımız daha çok ortaya çıktı. Bu bilgilere göre insanlar birçok kararlar aldılar. Kimisi hiç istenmedik sonuçlara yol açtı. Çünkü üzerinde düşünülmeden, kaynağı sorgulanmadan  doğru kabul edilip yaygınlaştırıldı. Böyle bir alışkanlığımız var çünkü.  Pandemi döneminde bir çalışmada da belirttiğim gibi eleştirel düşünmeyi pedagojimize kattığımızda, okullarda çocuklarımıza sorgulama becerisi kazandırdığımızda aslında onlara hem yaşamlarında kullanacakları, özelliklede pandemi ,iklim krizi durumlarda iyi olma hallerine katkı sağlayacak koruyucu bir faktör de kazandırmış oluruz. Böyle durumlarla karşılaşacaklar yaşamlarında…

Çocukların düşünme ve eleştirel bakış açısını kazanmaları öğrenme alanlarını da genişletiyor. Eleştirel baktığında merakta ve araştırma isteği de beslenecek. Kendi deneyimlerine  dönerek yaşantılarını sorgulayacak. Karar alırken nedenler ve nasıllar hakkında daha anlamlı cevaplara ulaşacak.

Bir araştırma çocukların dört yaşına kadar günde ortalama dört yüz yirmi yedi soru sorduğunu,  on yaşına geldiklerinde soru sayısının yüz yirmi civarına düştüğünü söylüyor. Bu çok net gösteriyor ki okullarda biz bir şey yapıyoruz. Çocuklar soru sormaktan, merak etmekten vazgeçiyorlar.

İlkokula yeni başlayan bir öğrencim vardı. O zamanlar sabah ve öğle şeklinde öğretim yaptığımız için teneffüs süreli öğrenciler için yedi dakikaydı. Bir gün giriş zili çaldığında elinde topu ile koşarak bana geldi ve “biz daha oyun oynamadık zil hemen çalıyor dedi” bende durumu anlattım. “o zaman dersleri neden kısaltmıyoruz. Hem çok uzun hem de çok yoruluyoruz derslerde dedi.”  üzerinde konuşabiliriz dedim ve sınıfına gönderdim. Ama öğrencinin söylediklerini uzun süre düşündüm. Evet eleştirel bir bakışla duygu ve düşüncesini ifade etmişti. Desteklenmesi gereken bir durumdu. Bir sürü öğrenci içinden tek o bu şekilde konuşmuştu. Bir süre sonra Salih düşüncesini eyleme taşıdı. Sonuç olarak uyum problemi gerekçesi ile anasınıfına döndü. Çok basit görünen üzerinde düşünülmesi gereken bir olay bence…

 21.yy birlikte birçok beceri gündeme geliyor. Eğitimde ki sorunların çözümüne dair birçok tartışma sadece bizde değil tüm dünyada devam ediyor. Dijitalleşme, erişim, kapsayıcılık, fırsat eşitliği için mücadele ve müdahaleler yapılıyor. İklim krizi, göç, savaş gündemden hiç düşmüyor. Tüm bunlar hepimiz için zor konular. Bazılarının etkisini doğrudan bazılarının etkisini dolaylı olarak hissediyoruz.  bunlar şimdinin gerçekleri, düşünme ve eleştirel bakış bize şimdiki zamanın “olan yaşamın” nasıl daha fazla parçası olabileceğimize dair kapı aralıyor. Bunu yapabilirsek bilinmez ve belirsiz olan geleceğe karşı daha hazır olabiliriz.

Bunun için önce “düşünmeyi” seçmemiz gerekiyor.

 Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları