Lozan Antlaşması ve şeftali

İsmet İnönü, Lozan’da delegelere bir davet vermişti. Yemek listesi de şöyleydi: “Edirne şeftalisi, minik kestane şekerleri, Nice’ten meyve sepeti, moka kahvesi.”

Yayınlanma: 09.08.2021 - 15:41
Abone Ol google-news

Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan Lozan Antlaşması’nın 98. yıldönümünü dün (24 Temmuz) kutladık. Görüşmelere katılan Türk heyetinin başkanı İsmet İnönü, “Lozan’a giderken çizmeyi ayağımdan çıkarıp ilk defa sivil iskarpin giyiyorum” diye anlatacağı toplantılar sırasında diğer delegelere bir davet vermişti.

Bu davetin yemek listesi şöyle tamamlanıyordu: “Edirne şeftalisi, minik kestane şekerleri, Nice’ten meyve sepeti, moka kahvesi.” O tarihlerde anılan biçimiyle Hariciye Vekili İsmet Paşa, Edirne milletvekiliydi. Edirne’nin tarımsal arazisinin bir bölümünün Türkiye sınırları dışında tutulması tartışmaları davetin verildiği 1923 yılı ocak ayının ikinci yarısında henüz tamamlanmamıştı. Bu nedenle de şeftali mevsiminin bitmiş olmasına karşın Mudanya Ateşkesi’ni anımsatan biçimde “minik kestane şekerleri” eklenmiş şeftali ikramıyla yemeğin sonuna geliniyordu.

Bir dönemin Osmanlı başkentinin “dolaplı bahçeler” olarak bilinen bölgesindeki şeftali ağaçlarını sulayan Meriç Nehri artık genç Türkiye’nin batı sınırını oluşturacaktı. Gazetemiz yazarlarından Mehmet Kemal’in kırk yıl önce yöreye yaptığı gezinin ardından “Koca bir ülkeyi besleyecek kadar şeftali çıkarmış” diye söz ettiği Edirne kentinin Lozan’daki yemek mönüsünde anılması diplomatik bir simgeydi.

Meyvesi için şeftalinin ilk kez günümüzden 6 bin yıl önce Çin’de yetiştirilmeye başlandığı, Anadolu’ya ilk getirenin de Makedonyalı Büyük İskender olduğu tahmin ediliyor. Bizans döneminde İstanbul’da şeftali şarabı saray sofralarının başköşesine oturmuş, Osmanlı döneminde yaz aylarında lezzetiyle insanları mutlu etmiş. Bu güzel meyve Çin’den çıktığı yolculukta anavatanında kendisine kondurulan erotik benzetmeleri de diğer kültürlere taşımış.

Tarih yazılarıyla ününü günümüz meraklılarına kadar ulaştırmış olan Ahmet Refik Altınay’ın edebiyatçı dostlarını Büyükada’daki köşküne çağırırken “Gelin Allah’ınızı severseniz, gelin şu erikleri, şu şeftalileri yiyin” sözlerini bu geleneğin devamı ifadelerle tamamlaması o yıllarda yadırganmamıştır. Amiral Sait Bey için “Hiç kimse şeftalileri ısırmazdı / Babam kadar şehvetli...” dizelerini yazan eski Kültür Bakanı Talat Sait Halman’dan başkası değildir.

Necati Tosuner’in, “Sonra...” öyküsünde “Çiçekleri, ‘Ben şeftaliyim!’ diyordu. Yok, yanılmıyordum. Göz kırpıyordu” diye yazması, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun toprağına tohumuna, ekenine iyi dileklerini ilettiği “İri Şeftali” şiiri yazın dünyamızdan masum örnekler listesine kayıtlıdır.

İstanbul’un varlıklıları imparatorluğun çöküş döneminde köşklerinin bahçelerini baharda çiçekleri güzel görünen meyve ağaçlarıyla süslerken şeftaliyi de başköşeye oturtmayı unutmamışlardı.

Dönemin gazetecilerinden Osman Cemal Kaygılı’nın, bir yazısında yaz günleri Anadolu yakasındaki “zarif köşklerin geniş bahçelerindeki vişne, kayısı, şeftali, armut ağaçlarının altında kurulmuş aile sofralarından” söz etmesinin nedeni buydu.

Bu sofralardan bir benzeri Refik Halit Karay’ın oturduğu kayınpederi Celal Paşa’nın Feneryolu’ndaki köşkünün bahçesinde kurulurdu. Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele’yi başlattığı günlerde Damat Ferit Paşa’nın posta müdürü Karay’ın bu köşkte yazdığı “Şeftali Bahçesi” öyküsü, Anadolu’da Osmanlı yönetiminin içler acısı halini anlatıyordu.

Karay, Lozan görüşmeleri başladığında ülkeden ayrılarak 16 yıllık sürgün dönemine ilk adımı kendi isteğiyle atmıştı. Çıkarılan afla yurda döndü ve “Gidişle dönüş arasındaki mutlu farkı Atatürk’e borçluyum” diye yazarak okuruyla buluştu.


BU YAZI CUMHURİYET GAZETESİ PAZAR EKİNİN 25 TEMMUZ 2021 TARİHLİ SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR.


Cumhuriyet Tatil Otel Rezervasyon

En Çok Okunan Haberler