Oyuncu İlayda Alişan: İstismar ve şiddetin her türlüsü canımı yakıyor

Masumiyet dizisinin Ela’sı, şimdi Kırmızı Oda’nın Süveyda’sı İlayda Alişan: Şöhret bir maske. Ego her insanda var, kiminde daha fazla kiminde daha az. En basit örneği beğenilme arzusu da işimizin bir parçası, bu da egomuzun bir yansıması.

26 Eylül 2021 Pazar, 10:31
Oyuncu İlayda Alişan: İstismar ve şiddetin her türlüsü canımı yakıyor
Abone Ol google-news

İlayda Alişan genç kuşağın en beğenilen oyuncularından.  Masumiyet dizisinin Ela’sı, şimdi Kırmızı Oda’nın Süveyda’sı... Süveyda’nın ve İlayda’nın yolculuğunu konuştuk...

- Yine psikolojisi zor bir rolle karşımızdasınız... Kırmızı Oda’da bize hangi duyguları yaşatacaksınız? Süveyda çocukken neler yaşamış? Süveyda'yı ve sizde uyandırdığı duyguları anlatır mısınız?

Süveyda’nın yolculuğunu hep birlikte izleyeceğiz... Ağır travmalarla büyümüş ve yaşadıklarını yeniden hatırlıyor aslında. Taşlar yerine zamanla oturacak. Okuduğumda çok etkilendiğim bir hikâye Süveyda. Onunla empati yapmak benim için de yeni bir macera ve böyle bir hikâyede böyle bir karaktere nefes olmak benim için çok kıymetli.

- Doktor Hanım diyor ki “Çoğu hastalık başta bizim sorunlarımızı çözmeye bize yardımcı olmaya gelir ama sonra işler değişir.” Katılıyor musunuz? Başınıza gelen kötü olayların iyi yanlarını görmeye çalışanlardan mısınız? 

Sonra işler değişir... Katılıyorum. İnsan için en zor gelen şeylerden biri farkındalık. Kendimizin farkına vardığımızda, kendimizle ve belki travmalarımızla yüzleştiğimizde başka bir kapı açılıyor içsel yolculuğa.. başıma gelen kötü şeyleri kendi iç huzurum için olumlamaya çalışırım, iyi yanlarına bakarım “ama” derim... Aksi halde, yani sorunları büyüttüğümde başa çıkılması daha zor bir hal alıyor.

- Paylaşmayı sevmeyen bir karakter Süveyda. Sizin paylaşmakla aranız nasıl? Başınıza gelen iyi ya da kötü olayları hemen anlatma ihtiyacı duyduğunuz sırdaşlarınız var mıdır, kendinize mi saklarsınız yoksa?

İçim dışım birdir benim. Paylaşmayı, anlatmayı çok severim, dinlemeyi ise daha çok severim. Ne şanslıyım ki anlatabildiğim ve ben anlattıkça dinleyen dostlarım var. 

- Kırmızı Oda yayınlandığı ilk günden beri çok konuşuldu ve herkes kendinden birşeyler buldu dizide. Can yakan hikâyelerle dolu. Çocukken istismara uğrayanlar, ebeveynleri tarafından ihmal edilenler, şiddet görenler vs.. Sizin canınızı en çok ne yakıyor?

Kesinlikle istismar ve şiddetin her türlüsü. Fiziksel de olsa psikolojik de olsa, şiddet ve istismar hiçbir türlü kabul edilemez, hafifletilemez, affedilemez.

- Lisedeyken bir dönem psikoloji okumak istemişsiniz. Sonra yolunuz oyunculukla kesişiyor, oyunculukta da keskin roller sizi buldu. Bir tesadüf mü, özellikle yapılmış tercihler mi?

Tesadüf değil çünkü karakter seçimlerimde ince eleyip sık dokumaya çalışırım hep... Ne şanslıyım ki her biri ötekinden farklı karakterlere hayat verdim bugüne kadar...

- Kariyeriniz adım adım, basamak basamak ilerledi ve bugün aranılan kadın oyunculardansınız. Atacağınız adımları hep planlar mısınız? 

İş adına planlarım, bizim mesleğimizde kariyer planlaması bir nevi matematik. Sosyal hayatımdaysa çoğu zaman planlamam, daha ‘an’cıyım diyelim. Hayat çok da plan yapmaya gelmiyor ya da bende öyle işledi bilemiyorum. 

- 25 yaşındasınız. Kameraların önünde büyüdünüz. Oldukça meşakkatli bir süreç, ama çok da zevkli herhalde... Sizde neleri değiştirdi? 

Büyüdüm sadece. Büyüyorum hâlâ... Bugün olduğum kadını beni buraya getiren her şeye borçluyum. Çocukken bu mesleğe başlamak bana deneyim, set ahlakı ve çok fazla insan kazandırdı. Bunun dışında beni değiştirdi mi dersen sanmıyorum. Neysem o oldum ve kim olduğumu hiç unutmadım.

- Yaşınızdan olgun bir duruşunuz var. Nedir sizi erken olgunlaştıran?

Çok kişiden duyarım bunu. Sanırım çok erken yaşlarda çalışmaya başlamam sebep olmuş olabilir, sorumlulukları olan bir çocukluk geçirdim bununla da ilgili olabilir belki... 

- Şu anda olduğunuz kişiden memnun musunuz? “Kendimin en farkında olduğum dönemdeyim” diyorsunuz. Neler keşfettiniz kendinize dair?

Memnunum yoksa aynaya baktığımda gördüğüm kişiyle bir ömür nasıl yaşanır? Neyi istemediğimi çok iyi biliyorum, bazen neyi istediğimi bilemediğim zamanlar oluyor ama arayış hayatın akışını renklendiriyor. Kendimi keşfetmeye devam ediyorum.

- Günümüzde biraz da sosyal medya sayesinde artık herkes kendi çapında şöhret. Sizin ünlü olmaya, şöhrete bakışınız ne? Genç kuşak bu anlamda daha mı bilinçli? Egolarla aranız nasıl?

Ben sadece işimi yapmaya çalışıyorum, şöhret aslında bir maske. Kendi adıma böyle diyebilirim. Ego dediğimiz şey her insanda var, kiminde daha fazla kiminde daha az. En basit örneği beğenilme arzusu da işimizin bir parçası, bu da egomuzun bir yansıması.

- Kendinizde törpülemeye çalıştığınız ne gibi yanlarınız var? 

Biraz inatçıyım, ama onu da yenmeye başlıyorum. Törpüleyebildiğim kadar işte...

- Sizi hep güleryüzlü görüyoruz. Karanlık taraflarınız da var mıdır? Ne zaman ortaya çıkar o taraflarınız?

Kendimle baş başa kaldığım anlarda belki. Yalnız kalıp düşünmeyi severim. Ama sizin gördüğünüzden farklı bir İlayda değil bu, sadece bir ihtiyaç.

- Geçenlerde ünlü bir oyuncunun şu sözlerini okuduk: Dizilerde kadın ön plandaysa erkek oyuncular rahatsız oluyor. Siz böyle bir hisse kapıldınız mı hiç? Kadın başrol olmak zor bir şey mi?

Benim başıma gelmedi henüz böyle bir şey. Dilerim de gelmez. Ama sistem ve etrafınızdan duyduğunuz hikâyeler bu konuda sizde de bir hassasiyet yaratıyor. 

Aşk bence mantık dışı hatta mantıksızlık. Şuursuzluk hali aşk anlayışımı daha iyi betimliyor. 

- Aşkı bir daha geri dönülemez şekilde ne bitirir sizce?

Nezaketsizlik, nankörlük, yalan...

- Karşı cinste neler sizi çeker, peki ya neler iter?

Anlayış ve huzur diyeceğim sanırım. Anlaşıldığımı düşünüyorsam ve huzuru hissediyorsam tamam. Nankörlük, riyakarlık ve ilgisizlik varsa uzaklaşırım.

- Hepimiz mutluluğun peşindeyiz, sizin mutluluk tanımınız ne? Mutluluğu yakalamanın yolu nereden geçiyor? 

Kendimi sevmekle başlıyor. Aile ve aile dediğim güzel dostluklar...

- Balık burcusunuz. Hangi özelliği sizi çok yoruyor: Bazen hayal dünyasında yaşamaları mı, aşkta fedakar ve kıskanç olabilmeleri mi?

En çok duygusallığı beni yoruyor. Duygusallık derken her şeye ağlamaktan söz etmiyorum. Bazen en ağır olaylara tepki veremiyorum, bazen küçücük bir şeyde dökülüyorum. Düşüncesel olarak bu beni yoruyor...