Müzecilik ve koleksiyonculuk çalışmaları tam 108 yıl öncesine dayanıyor. Arthill Müzecilik’in kuşaklararası devam eden koleksiyonculuk tutkusu bugün dördüncü kuşağıyla devam ediyor. Sahibi oldukları Kocabaş Koleksiyonu UNESCO tarafından da tescil edilip 20. yüzyılın en iyi koleksiyonları arasında gösterildi. Türkiye’nin ilk özel müzesi Kocabaş Müzesi’nin de kurucuları... Koleksiyonlarından eserlerin büyük bir kısmı bugün İstanbul Sadberk Hanım Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzesi, Yapı Kredi Bankası Koleksiyonu, Bursa Devlet Müzesi, Bursa Devlet Kütüphenesi, Saint Benoit Koleksiyonu, Mimar Sinan Üniversitesi Müzesi ve Kocabaş Koleksiyonu’nda sergileniyor. Arthill Müzecilik’in yönetim kurulu başkanı Hüseyin Kocabaş, Türkiye’ye geri kazandırılan eserleri ve koleksiyonculuk çalışmalarını anlattı.
* Sizi sektördeki diğer isimlerden ayıran en temel fark nedir? Hikâyeniz nerede başlıyor?
Biz müze ve koleksiyoner kökenli bir aileyiz. 20. yüzyıl eserlerinin dünyadaki en büyük koleksiyonlarından birinin sahibiyiz ve Türkiye’nin ilk özel müzesinin kurucusuyuz. Rahmetli dedem, yaşadığı çağın dünyadaki en önemli “eksperi” olarak kabul edilirdi. 1995 yılından beri bu mirasın üzerine işin ticaret ve hizmet kısmını da ekleyerek profesyonelleştik. Ben dahil, kendi bünyemizde çok ciddi bir uzman kadromuz var. Bu altyapı sayesinde bir koleksiyonerin neye ihtiyaç duyduğunu çok iyi biliyoruz.
* Uzmanlık alanlarınız tam olarak neleri kapsıyor? Koleksiyonunuzda neler görebiliyoruz?
Özel ilgimiz ve ana uzmanlık alanımız Türk İslam eserleri. Bunun yanı sıra Osmanlı sarayı ve pazarı için üretilmiş Avrupa ve Uzak Doğu eserleri de ilgi alanımıza giriyor. Mevcut koleksiyonumuzun en dikkat çekici parçası ise Osmanlı Hanedan Koleksiyonu. İçinde sultanlar için yapılmış özel nişanlar, mücevherler ve sultanların kendi elleriyle yaptığı (Abdülhamid'in marangozluk eserleri veya II. Mahmud'un hat çalışmaları gibi) şahsi eşyalar bulunuyor.
PAOLO VERONESE (1528-1588)
“Çelebi Sultan Mehmed, Atelier Veronese”
16.Yüzyıl. Tasvir-İ Hümâyûn. Tuval üzeri yağlıboya. Sertifikalı.
* Yurtdışına kaçırılan eserlerin geri kazandırılması konusunda özel bir misyonunuz olduğunu öğrendik. Hep böyle bir misyon var mıydı?
Koleksiyonerliğe 1918 yılında başladık ve birinci misyonumuz her zaman Türkiye’den kaçırılmış eserleri geri kazandırmak oldu. 30 bin parçalık devasa koleksiyonumuzun büyük çoğunluğu bu şekilde toplandı.
* Bu eserleri Türkiye’ye getirirken yaşadığınız ilginç bir anınız var mı?
Çocukluğumda şahit olduğum bir olay var. Yunanistan’ın en önemli koleksiyonerlerinden biri vefat etmişti. Babamlar varislerle ciddi bir pazarlığa girdi. Bir gece vakti babam teknelerle Yunanistan sahillerine yanaştı, paraları verip koleksiyonu yükledi ve Nişantaşı’ndaki binamıza getirdi. Ertesi gün Türkiye’deki gazetelerde “Yunanistan’dan kaçırılan hazine” diye manşet atıldı. Oysa bu eserler Türkiye’ye kazandırılmıştı. Bu manşet yüzünden dedem ölene kadar bir daha Yunanistan’a gidemedi, hakkında tutuklama kararı çıktı. O eserler şu an hâlâ müzede sergileniyor.
30 BİNİN ÜZERİNDE
* Koleksiyonunuzdaki eserleri şu an halk nerede görebilir?
Koleksiyonumuzun büyük bir bölümü şu an Sadberk Hanım Müzesi‘nde sergileniyor. Ayrıca İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Bursa Devlet Müzesi’nde de önemli bağışlarımız bulunuyor. Toplamda 30 bin civarında eserden bahsediyoruz. Ancak benim şu an üzerinde en çok yoğunlaştığım kısım Osmanlı Hanedan eserleri. Hatta bünyemizde bu koleksiyonların yönetimi için bizimle birlikte çalışan bir hanedan üyesi, bir sultan hanımefendi var. Bu, dünyada bir ilktir.
ANTON RAFAEL MENGS (1728-1779)
“II.Viyana Kuşatması, Kahlenberg Muhaberesi”
18.Yüzyıl. Diptik (Çift). Tuval üzeri yağlıboya.
Belgesel özellikli, savaşın başlangıç ve bitişini anlatan 2 eserden (birbirini tamamlayan) oluşmakta.
* Hat sanatı konusunda koleksiyonunuzda özel bir parçadan bahsetmiştiniz, onun hikayesini paylaşır mısınız?
Sultan II. Mahmud Han’ın bizzat hazırladığı, altın üzerine çalışılmış devasa bir levha var elimizde. II. Mahmud, hocası Mustafa Rakım Efendi ile sarayda beş tane özel hat levhası hazırlamıştır. Bunların ikisi Topkapı Sarayı'nda (Kutsal Emanetler bölümünde), biri Fatih Camisi’nde, biri de Bursa Ulu Cami’dedir. Beşinci ve imzalı olan en özel parça ise şu an bizim elimizde.
* Gelecek hedefleriniz neler? Koleksiyonculuğu uluslararası boyuta nasıl taşıyorsunuz?
Türkiye’deki yasalar nedeniyle eserleri yurtdışına satmak zor ama yurtdışından getirmek serbest. Biz artık dünyadaki önemli müzayede evlerinin bizi arayıp “Bu işin ehli sizsiniz, bu eseri siz değerlendirin” dediği bir noktaya geldik. Bu vizyonu genişletmek adına 1 Ocak itibarıyla Dubai merkezli uluslararası çalışmalarımıza başladık. Körfez ülkeleri son yıllarda kültüre ve sanata inanılmaz yatırım yapıyorlar. Biz de bu coğrafyada Türk-İslam sanatını en doğru şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz.
‘TEK TEK İNCELENİYORLAR’
* Eserleri koleksiyonunuza nasıl katıyorsunuz?
Bizdeki sistem şöyle, biz eserleri topluyoruz. Ondan sonra eserleri kendi bünyemizdeki uzmanlar inceliyor. Bu inceleme neticesinde seçtiğimiz eserlerden kataloğumuzu hazırlıyoruz ve bu kataloğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildiriyoruz. Sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı da tüm müzelere ve ilgililere bildiriyor, bunlar arasında Türk İslam Eserleri, Ayasofya, vakıflar ya da askeri müze olabilir, hepsi katalogdaki eserleri tek tek inceliyorlar. Ayrıca o müzelerin uzmanları da geliyor ve bize eserlerin alınıp satılmasında sakınca olmadığına ilişkin bir evrak veriyorlar. Tescil edilmesi gerekenleri tescil ediyorlar. Çekilmesi gerekenleri müzayededen çekiyorlar. Bu şekilde ilerliyoruz.
* 2026’da bizi ne bekliyor?
Arthill Event Hall’de takvimli etkinliklere başlıyoruz. “Guests of Honour” serisi ile önemli ikonik konukları ağırlamaya başladık. Global merkezimizi körfezde Dubai de faaliyete geçiriyoruz. Uluslararası müzayedeler düzenleyeceğiz, ekspertiz ve danışmanlık gibi konularda dünya müzeleri ve özel koleksiyonlar ile temaslarımızı arttıracağız. Aramıza katılan Osmanlı Hanedan üyesi Serra Hanım Sultan ile de uluslararası anlamda çok önemli projelere imza atacağız.