Bir doktor muayenesi: Biri yaşlı diğeri nispeten daha genç iki kadını gördüğümüz kareyle açılan “Döngü”, hızlıca ana karakterleri ile tanıştırıyor bizi. Doktoru ziyaret eden Ayten Hanım (Emel Göksu), onunla ilgilenen ise Sevim (Serpil Gül). Ayten Hanım, toplumun iki ayrı sınıfından karakterlerin çatışması üzerine kurulu öykünün, hiyerarşide “üstte” olanı. Sevim ise yanında çalışan yardımcısı, başka bir deyişle toplumun “alt” tabakasının karakteri.
Bunu böyle açıklamamın bir nedeni var çünkü ilk bakışta yardıma muhtaç bir kadın ile ona yardım eden bir başka kadının hikâyesi izlenimi uyandırsa da “Döngü”nün meselesi çok daha karmaşık ve simgesel bir yapı barındırıyor. Öyle ki anlatmak istediklerine zıt gibi görünen dingin üslubunun bile bakış açısı karakterinin iç yapısıyla uyumlu ve paralel bir durumu var ve Sevim’in dönüşüm yolculuğuna ilişkin çok fazla fikir veriyor.
Döngü’de Sevim’i, yıllar boyu Ayten Hanım’ın yanında “mutlu mesut” -ki Sevim yüzü gülen biri değil- ama kıt kanaat yaşamını sürdürürken işverenine gönül bağıyla da bağlanacak kadar vicdan sahibi bir çalışan olarak tanıyoruz. Hatta Ayten Hanım’la geceleri de ilgilenecek birini bulmak için ön ayak oluyor ve Lena’yı (Ftesa Hazrolli) eve getiriyor. Ancak Lena’nın gelişi yalnızca evdeki dengeleri değiştiren veya karakterler arası çatışmayı tetikleyen unsur olmuyor aynı zamanda sınıflar arası farklılıkları su yüzüne çıkaran ve bunu avize imgesiyle sembolize eden bir kırılmaya dönüşüyor. Bu kırılmanın hem gerçek hem de mecazi anlamda gerçekleşmesi ise Lena’nın, görevi olmadığı halde Ayten Hanım’ın isteğiyle avizeyi temizlerken düşmesiyle oluyor. Sigortasız çalışmayı kendisi isteyen Lena, hastane masrafları ve tazminatla alelacele işten çıkarılmak istenince olayların seyri değişiyor. Çünkü Lena’nın “dişli” arkadaşı Vera, işi mahkemeye götürmekle tehdit etmeye başladığında aile, Sevim’in arabulucu olmasını rica ediyor.
DÖNGÜ BAŞLIYOR
İşte bu noktada tarafları uzlaştırma görevini önce işverenine duyduğu gönül borcu, ardından da inandığı değerler için yapmaya başlayan Sevim, yaşanan çıkmazla filmin adıyla müsemma bir döngüye giriyor ve içine sıkışıp kaldığı bu kısır döngü Ayten Hanım ve oğlunun durumu yönetme biçimleriyle Sevim’in mensubu olduğu sınıfı fark etmesine neden olan bir ivme halini alıyor. Bu kısmi uyanış Sevim’in rüyalarında gerçekleşirken karakteri ve bakış açısı yaşananlarla evrildikçe kabuslarının araf duygusu artıyor, gönül bağı koptukça önceleri “günah” diye adlandırdığı şeyler vicdanını sorularla baş başa bırakıyor. Onu, içe dönük bu sorgulamalara, kendisinden ve yaşadığı, çalıştığı ortamdan soyutlanmaya iten cam süslemeli avize, üst sınıfın yalın bir simgesine dönüşüyor. Bu imgeye aşağıdan bakan Sevim’in avizenin sallanışını görmesi ise bir tür kopuşu temsil ediyor.
Böylelikle, içine düştüğü döngüden çıkamayan Sevim’in, sessiz uyanışı filmin başından sonuna küçük ama güçlü bir başkaldırıya dönüyor. Sevim’in kayıtsız yüz ifadesi, İstanbul’un kentsel dönüşümünün simgesi yüksek binalar ve gecekondularla bezeli manzaraya bakarken de değişime uğramıyor ancak biz onun kendi konumunu ve Ayten Hanım’la arasındaki farkı anlamaya başladığını, bu ayrımın artık açılmakla kalmayıp uçuruma dönüştüğünü görüyoruz. Basit bir avize küçücük bir evde, küçücük dünyası olan “sıradan dertlere” herkesin sahip olduğu gibi “borçlu bir damada”, gündelik kaygılara sahip Sevim’in cam fanusunu kırıyor, parçalıyor, yok ediyor. Geriye, kadın ya da erkek olmasının hiçbir öneminin olmadığı bir karakterin, vicdanının sessiz ve haklı isyanı kalıyor.
Erkan Tahhuşoğlu’nun imzasını taşıyan “Döngü”yü, Başka Sinema çerçevesinde perdede ve TOD ekranlarında izleyebilirsiniz.
Puanım: 7/10