Ali Koçoğlu: Gözüm perdede kulağım makine sesinde

İstanbul’da yedi yüz elli kışlık, beş yüz yazlık sinema varken o vardı ve son sinema salonu kalana, gücü yetene kadar var olmaya devam edecek. Türkiye’nin sayılı, Yeşilçam’ın kalbi, Beyoğlu’nun ender makinistlerinden Ali Koçoğlu, SİYAD 2021 Emek Ödülü’ne layık görüldü.

09 Nisan 2021 Cuma, 04:00
Ali Koçoğlu: Gözüm perdede kulağım makine sesinde
Abone Ol google-news

Konuk yazar: Emel Seçen

Ali Koçoğlu yani Ali Usta, 1988 yapımı, Giuseppe Tornatore’nin Cinema Paradiso filminden çıkmış gibi, henüz ilkokul çağında sadece bir anons ile dünyası değişir “Kaynarca Sinemasında, bu akşam Ayhan Işık” Hikâyeyi ondan dinleyelim:

Malatya’da sinema salonu vardı ama ben kazası Arapgir’de yeni açılan  “Kaynarca” salonunda yetiştim. Akşamları film gösterimleri olurdu, birde hafta sonları gündüz “bayanlar matinesi” vardı. O zaman araçla anons yapılırdı, çocuklar ağaçlara tırmanır izlemeye çalışırdı, tek sinema salonu, Ayhan Işık’ın oynadığı “Kanun Namına” ile ayak bastım ve her şeyi rahmetli ustam Sadık Bey’den öğrendim. O bana babacan tavrıyla ‘sinemayı seviyorsan gel!’ demese, hayat belki başka şekilde gelişecekti. Sevmek ne kelime, sinema benim hayatım oldu. Sinema nasıl oynatılıyor, bu makine nedir sorularına cevap bulma isteği, beni bugünlere taşıdı. O günden sonra ustamın yanından ayrılmadım, ne öğrensem kârdı. İlkokul bitti ama gönlüm hep sinemadaydı. Ustam, ‘önce okul, oku adam ol’ dedi ama ben çok ısrar ettim. Bana, bobin sarmayı, makineye film takmayı öğretti. 

Ali Koçoğlu ve Emel Seçen

- Sonra İstanbul’a geliyorsunuz, ilk iş neresi?

Şehzadebaşı,  Kulüp Sineması. O zamanlar sinema salonları karşılıklıydı, yanında Turan Sineması, karşısında, Gül, Gündeş ve Yeni Sinema, bir de Beyazıt, Marmara Sineması.  Hem Kulüp Sineması’nda hem Marmara Sineması’nda çalıştım. Filmlerde diş kırıkları çok olurdu, yani filmi takmakla iş bitmiyor. Bazen gelişte, bazen bakımsızlıktan harap gelirdi film. Dişler temizlenir, yırtık bantlar onarılır ve filmin kopmaması için her şey yapılırdı. Eğer koparsa, asetonla filmi bandını kazıyıp, yapıştırırdık. Küçücük bir camım vardı, oradan film boyunca sürekli kontrol ederdim. Her şey 32 diş, tambur ve dişler etrafında döner. O gün bugündür, gözüm perdede, kulağım makine sesindedir. Ustam öğretmişti, sürekli elimde bir makas ile eğer film tutuşursa müdahale eder, keserdim yoksa filmin hepsi yanar, kül olma riski var, filmi kurtarırdım. Yukarıda musluklar vardı, hemen vanayı çevirirdim. Kömür yetişmedi bir gün, koştum Turan Sineması’na, aldım filmi oynatmaya devam ettim.

- Yangın söndürücü gibi yetişiyorsunuz, canınızın yandığı ya da seyircinin filmi izleyemediği oldu mu?

Birçok arkadaşımın elleri yanmıştı, bende de oldu, hemen kestim. Seyirci iki, üç kareyi izleyemedi haliyle.

- Anthony Quinn’in oynadığı Çağrı filmini Marmara Sinemasında oynatıyorsunuz, ilk iki gün hiç seyirci gelmiyor, sonra neler oluyor?

Türkiye’ye, Sunar film getirmişti, ilk iki gün kimse gelmedi. Çok uzun bir filmdi, 4 bobin değiştirirdim, üç saat sürerdi. Odamın camı tam İstanbul Üniversitesi’ne bakardı, hareket olmayınca girişe “İslamiyet’in Doğuşu, Çağrı filmi” afişini astık. Hoparlörleri sadece salona değil olası kalabalığa karşı dışarıya verdim. Balkonda kadınlar, diğer yerde erkekler otururdu. Millet aptes alıp sinemaya gelmeye başlamıştı. Kuyruk, Aksaray’ı bulmuştu ve üç, dört ay aralıksız oynattık, büfe malzeme yetiştiremiyordu. O film boyunca evimden alındım ve bırakıldım, tüm yemekleri makine dairesinde yedim.

Benzer durumu, Maksim’in yanındaki eski Taksim Sineması’nda yaşadık. Toros Film, Türkiye’ye Raj Kapoor’ın Avaramu filmini getirmişti ama hiç ilgi yok. Sahibi kapının önüne bir sandalye koydu ve müzikleri dışarı vermeye başladı, sonra da yer yok dedi. O film Türkiye’de bu şekilde tuttu.

- Gelelim o efsane sinemalara, ampullerin renkli, sandalyelerin ahşaptan, gerçek yıldızların altında, yazlık sinemalara. İstanbul’da kaç yazlık sinema vardı?

Her semtte yazlık sinema vardı, toplam beş yüz yazlık sinema, düşünün. Bobini alır, akşam saat dokuz gibi takardık. O zaman herkes sinemaya gelirdi, bu bir kültürdü.

- Şu an Cinemajestic makinistisiniz. Hasret kaldığımız basın gösterimleri, galalar, film festivallerinden unutamadığınız anınız var mı?

Yeni Melek, Emek’te çalıştım, Fitaş’tan emekli oldum. O zamanlar filmler kömürlüydü, basın ön gösterim zamanları film başlayınca, Atilla Dorsay yanıma gelir, “sol taraf  biraz flu, amperi ayarlasana” der, düzeltirdim hemen. O zaman ampermetreler vardı, 60 amperi, 80 yapınca bembeyaz olurdu. Ne Atilla Dorsay, ne Ali Ulvi beni yalnız bırakmadı, bir de senin hakkını ödeyemem. Festival zamanlarında filmin kenarlarında düzeltilmesi gereken yerler olurdu, elimiz ile temizlerdik. Bir gün Eczacıbaşı, sahipleri var festivalde üç, dört kısım bölüm vardı, ben yukarı çıktım ve arkadaşa tembih ettim ama bir de geldim ki birinci kısmı, üçüncü kısma takmış, hemen bir telefon geldi, koştum müdahale ettim, Fitaş’ın patronu Sedat Bey “Ali bey, festival bitene kadar sen buradan bir yere ayrılmayacaksın!”dedi.

Hiç unutamadığım ise yönetmen Sinan Çetin’in, filminin basın gösterimi öncesi, üç, dört katlı pasta kesilecek, bana seslendi ve “Benim, Atilla Dorsay’ım buraya gelsin! Bütün filmleri altı, yedi kere izler, emeği çoktur, en son kararı, o verir!” dedi.

- Şimdi sinema seyirci ile buluşamıyor ama geçmişte Emek nasıldı?

Bambaşkaydı, ben sabah 11.00’de geldiğimde bakardım, her yer kuyruk. Ne zaman gelmiş, bu insanlar derdim. Saat 11.30 da başlayıp akşam 21.30’a kadar aralıksız film oynatırdık. 

- Seyirci nasıldı?

Seyirci, bilinçliydi. Beyoğlu’na gidelim, kahve içelim, bir de film izleyelim derdi ve gideceği filmi bilirdi. Şimdi televizyon ve pandeminin etkisi de eklenince, kaliteli film de çıkmayınca seyirci soğudu, uzaklaştı.

- Dağıtım konusu geçmişte farklı, filmlerin sizlere ulaşımı ve seyirci ile buluşması nasıl olurdu?

Avrupa’dan yabancı film gelince, İstanbul ve Anadolu yani Adana, Ankara, İzmir ve Samsun için birer kopya verilirdi. Tek kopya olduğu için buna o zamanlar, taşımalı oynama, denirdi. Fitaş’ta oynadığı sırada Harbiye Has, Şişli Konak’ta oynayacak. Kurye motorları vardı, bobin bana gelene kadar reklam oynatırdım çünkü diğer sinema salonundan çıkıp da bir aksilik oldu mu, teknik bir arıza oldu bekleyeceğiz derdim ama kıyamet kopardı, seyirci hemen huysuzlanırdı.

SİNEMA SİNEMADA İZLENİR

- Sinema nerede izlenir?

Bu birlikte sloganımız, sinemaya yüreğini koymuş herkesin söylediği “Sinema, Sinemada izlenir”. Ben, sinemada büyüdüm, o efektler, sesler, başka bir dünya, seyircinin gelmeyişini anlamam mümkün değil. Biz bir aileyiz, bir kere Beyoğlu, sinemayı ilk öğrendikleri yer, bana kalırsa sinema izlemeyi başka şekle dönüştürmeye çabalamak, baba evini unutmak gibi. Üstelik hala halk günleri var, haftada bir gelinebilir. Pandemi, her şeyden beter! 

Ali Koçoğlu, altmış yıla varan sinema yolculuğunda, makine çalışırken sesi dinleyip, ne olduğunu bilen bir usta. Bugünlerde “Hoş geldiniz, iyi ki varsınız” diye karşıladığı seyircilerini özlüyor, makineler de onu...