Arap turistler cenneti bulmuş

Şaşırtıcı bur durum var, gölün çevresindeki lokantalarda, otellerde pek az Türkiyeli yurttaş var. Burası Arap turistlerin vatanı olmuş.

01 Kasım 2013 Cuma, 21:48
Abone Ol google-news

Yoksa ben İsviçre’de miyim? Hayır hayır burası Türkiye ve Karadeniz yaylaları. Ben bir Ayder Yaylası’nda, bir Uzungöl’ün kıyısındayım. Hava öylesine güzel ki, göl çevresinde piknik yapanlar, gezmeye gelenler, mutluluktan uçuyor gibi. Böyle bir manzara karşısında bana da mutluluktan uçmak düşüyor. Göle çevredeki ormanların yansıması baş döndürücü, hani insan burada kalabilir, bir ömür geçirebilir. Şaşırtıcı bir durum var, gölün çevresindeki lokantalarda, otellerde pek az Türkiyeli yurttaş var. Burası Arap turistlerin vatanı olmuş. Her yerde onlar, peçeli sadece gözleri görünen Arap kadınları ve en kıyak Avrupa giysileri içinde erkekler ve erkek çocukları, küçücük kız çocukları bile peçeli…

Öyle ki, ancak sekiz yaşında gösteren bir kız çocuğu da peçesini kaldırıp sütlaç yemeye başlayınca, gerçekten benim canım pek bir sıkılıyor. Hani gidip peçeyi çekesim geliyor. Oysa yaylanın gerçek sahipleri Karadeniz kadınları, bayram dolayısıyla öyle şık giyinmişler ki, görmeye değer. Ayrıca başlarını çok hoş bir biçimde bağlıyorlar. ‘Vatandaş Mustafa’ ile konuşurken ben de başımı onlar gibi bağladım. Fotoğrafta göreceksiniz.

Vay canına, çöl sıcağından ve çoraklığından sonra buranın Arap turistlere cennet gibi geldiği aşikâr. Şimdiden yaylalarda pek çok ev almışlar. Haklılar, burası cennet olmalı.

Yerli ahali, gölün çevresinin dolmasından şikâyetçi. Ama hiçbir cennet bu yüzyılda saklı kalmıyor. Şimdi cenneti korumanın zamanı, neyse ki Karadeniz korumanın fazlasıyla farkına varmış durumda. Gölün çevresine yapılacak oteller dört katı geçmeyecekmiş. Ayrıca hepsi dıştan ahşap kaplama yapılıyor. Bir de şu Çin malları hediyelik eşya dükkânlarından silinip süpürülmeli. Karadeniz kendi otantik hediyeliklerini bir an önce devreye sokmalı. Aradım taradım, sadece burnu kocaman bir Laz kadın heykeli buldum. Fiyatı biraz yüksek geldi, satıcıya “Bu fiyat fazla değil mi” diye sordum. Yanıtı, “Bu buruna bu para az bile” dedi, aldık. Karadenizlilerin en büyük özellikleri kendileriyle acayip dalga geçmeleri.

 

Yolda gidiyoruz, bir tarafımız dağ ve orman, bir tarafımız uçurum.Tam uçuruma başladığı yerde, bir Karadeniz semaveri kurulmuş ve orta yaşlı iki adam semaveri yakmak için uğraşıyorlar. Durup bir hatır soralım diyoruz. “Bu dağ başında ne yapıyorsunuz?” Adamlar gülerek yanıt veriyorlar; “Biz memleket delisiyiz. A ha bu Bilecik’ten geldi, ben Adapazarı’ndan, 1500 kilometre yol yaptık. Memlekete az kaldı ama baktık hasret bizi daraltıyor, semaverimizi çıkarıp bir çay yapalım da içelim” dedik. “Hemen ilerde çay ocağı var.” “Arkadaş sana biz memleket delisiyiz dedik. Çay ocağına kadar bekleyemedik. Anla gayrı.” “Peki kolay gelsin ama bir türlü ateşi yakamıyorsunuz” “Anlamıyorsun, bu işin kuralı böyle, ateş seni zorlayacak ki, vatana geldiğini anlayasın.” Peki hoşça kalın!

 

Bu gençler besinsiz kalmış

 Maçahel’de TEMA’nın kurmuş olduğu küçük otelde, bir heyecan bir telaş, otelde kalanların hepsi kendilerini otelin toplantı salonuna atmış, bekliyorlar. Az sonra dünyaca ünlü Maçahelli yaşlılar korusu sahne alacak. Bu arada ben merak edip yaş ortalamasını soruyorum, yedi kişiler ve yaş ortalaması 75. Bekliyoruz. Az sonra mahalli kıyafetler içinde, yaşlılar korusu sahnede arz-ı endam ediyor. Ve birden müthiş bir çoksesli koro başlıyor. Bunların hepsi mi usta? Biri bırakıp biri alıyor. Anlamadığımız bir dilde söylüyorlar, Gürcüce. Ama o da ne? Şimdi Hemşince, şimdi de Lazca söylüyorlar. Rehberimiz dağların çocuğu Bekir, bize sürekli açıklama yapıyor. Her şarkının sözlerini Türkçeye çevirmeye çalışıyor. Çok yorucu, tamam anlamları kalsın, biz şarkıları dinleyelim.

Hayır, bu adamlar kesinlikle yaşlı değil. Şöyle bir selam verip bizi otelin önündeki açıklıkta halay çekmeye çağırıyorlar. Hayda en az yüz kişi şimdi dışarıda ansızın ortaya çıkan akordeon eşliğinde halay çekmeye başlıyoruz. Ama olmuyor, otel müşterisi gençler pek bir nazlı. O zaman yaşlılar korosunun en yaşlısı gidip gencecik bir otel müşterisi kızı dansa davet ediyor . Ve kendi aralarında karar vermişler, “gençleri pek bir besinsiz” bulmuşlar, bu nedenle Kafkas arısının yaptığı mis kokulu kestane balını dağıtmaya başlıyorlar. Bir yandan da kuzinede pişen kestaneler ellerimizi ısıtıyor. Muhteşem bir gece, hava sıcak ve gökyüzünde gülümseyen bir ay var. Yaşasın hayat!

 

Şarabın ve operanın merkezi: Batum

 Bu sabah bir günlüğüne Batum’a geçeceğiz. Pasaporta gerek yok, nüfus kağıdınız yeter, on beş lira da geçiş parası ödüyorsunuz. Batum Hopa’dan sonra Karadenizlilerin eğlence merkezi. En çok da kumar oynamak için gidiliyor. Dünyanın her çeşit ağacının bulunduğu Botanik Bahçesi ya da Altın Post heykelinin durduğu Avrupa Meydanı kimselerin umuru değil. Varsa yoksa kumar. Fındıklığını, evini barkını Batum’da kumar masasına bırakan ve sersefil olan Karadenizli vatandaşların hikâyeleri burada artık çok sıradan.

Batum çok güzel bir kent. Muhteşem bir kıyı şeridine sahip. Sovyetler Birliği zamanında burası bürokrasinin üst düzey yöneticilerinin yeriymiş, kıyılarda o dönemden kalma çok güzel evler var.

Açıkça söylemek gerekirse Batum’a geçer geçmez, kendimi bir Avrupa kentine gelmiş gibi hissettim. Geniş caddeler, sigara izmariti ve çöp atmak yasak. Cezası var.

Öte yandan mimarı değişiyor, Sovyetler döneminde yapılan çok katlı işçi blokları yenileniyor ve çevreye uygun çok özel binalar yapılıyor. Yani Karadeniz’de yer yer görülen mimari karmaşa burada yok.

Ama beni en çok etkileyen Opera binası oldu. Bir örneği Trabzon’da var ama Opera binası olarak kullanılmıyor. Kültür Merkezi. Eski dönem Opera binası yetmemiş hemen yüz metre ötede yeni bir opera binası yapılıyor. Birden, tek bir opera binası bile olmayan, AVM’lerle kuşatılmış uzak kentim İstanbul aklıma düşüyor. Ve Batum’un nüfusunu merak ediyorum. 750 bin. Buyurun buradan yakın!

Batum’a gidip de Gürcü şaraplarının tadına bakmamak olmaz. Batum tam bir üzüm ülkesi ve şarapları müthiş. Öte yandan bağımsızlığın ilanıyla birlikte, Gürcüleri koruyan azizlerin heykelleri her tarafı kuşatmaya başlamış. Çok güzel heykeller, ülkesinde güzel heykellere hasret kalmış bir Türkiye yurttaşı olarak doğrusu çok kıskandım. Özellikle de Altın Post heykelini! Bu arada çok güzel testisine vurulup Gürcü şarabı almak için bir dükkâna girdim. Kırk yaşlarında, çok güzel sarışın bir kadın çat pat Türkçesiyle bana yol göstermeye çalıştı. Raflarda göz gezdirirken, nereden kalmışsa kalmış, üstünde Stalin yazısı bulanan bir kanyak gördüm.Ve Stalin’in Gürcü olduğu aklıma geldi. Kadın benim bu bilgilerim karşısında şaşırdı. Ondan alışveriş yapan hiçbir yabancı Stalin’i tanımıyormuş, gözleri doldu ve Stalin kanyağını bana armağan etti.

Gördüm ki, her anlamda geçmiş özleniyor.

Bir meleğin çarptığı delikanlı

Artık dönüş yolundayım. Rehberimiz Bekir iddialı, yaz aylarında beni illa ki Kaçkarlar’a çıkaracak. 4.500 metreye. “Tamam” diyorum. “Ama bana bir hikayeyi anlat, anlat ki yeniden buralara yolum düşsün.” Bekir başlıyor, “Bu hikâye” diyor, “on beş yaşında bir Karadenizli delikanlının hikâyesi. O zamanlar bizim buraları dünyanın en güzel kızlarıyla yeni tanışıyor. Sarışın, uzun boylu, bir melek kadar güzel kızlarla. On beş yaşındaki delikanlı bir gün, Hopa’da yolda giderken, bu meleklerden birine rastlıyor. Anında çarpılıyor, hayran hayran yanından su gibi gelip geçen kıza gizlice âşık oluyor. Onu görmek için okulu asıp caddelerde tur atmaya başlıyor. O melek kız caddelerden geçip gidiyor, her seferinde geriye çarpılmış on beş yaşındaki genç kalıyor.

Bir gün, sisli, yağmurlu bir gün, delikanlı taş köprünün oradan geçerken, kızı görüyor. Sisler içinde, köprünün taşlarına yaslanmış, hırçın akan suya bakıyor. Delikanlı dehşete düşüyor ve koşarak gidip kızı belinden yakalıyor ve yalvarmaya başlıyor, ‘Ne olur ne olur kendini öldürme’. Kız birden kendine geliyor ve delikanlının yanağına bir öpücük kondurup yoluna devam ediyor. O günden bu güne delikanlı sokaklarla öylece dolaşıyor. Derler ki, artık hiç görünmeyen meleğini arıyormuş.”

Şimdi bu hikâyeden sonra Kaçkarlar’a gitmemek olmaz.