Aşk bazen öldürür!

Rüyalarının erkeğini başka kızla görünce eve geldi, çeyiz sandığından çıkardığı gelinliği giyerek benzini başından aşağı usul usul döktü. Kibriti çaktığında alev aldı.

20 Temmuz 2015 Pazartesi, 22:15
Abone Ol google-news

Doktor arkadaşımdı ve birlikte bir hastanın başında saatlerdir sessizce bekliyorduk.Yataktaki hasta on dokuzunda genç bir kızdı. Bedeni birinci derece yanıklarla doluydu. Evde kimselerin olmadığı bir zamanda benzin dökerek kendini yakmıştı. Ölüm, hemen yanıbaşında bekliyordu. Yapacak çok az şey vardı. Doktor arkadaşıma yalvarıyordum, “bitti mi yani? Hiçbir şey yapamaz mıyız?, Daha çok genç.” Arkadaşım umutsuzca başını salladı.”Ölecek !” “Hayır!” diye bağırarak isyan ettim! “Hayır!”

Onu ben hastaneye götürmüştüm. Kapı komşumdu. Anneannesiyle birlikte yaşıyordu, anne baba ayrılmış o anneannesine kalmıştı. Babası onun için sadece para gönderen biriydi annesi, evlenip Kanada’ya gitmişti. Anneannesine geldiğinde henüz sekiz yaşında bir çocuktu, ilk adet gördüğünde, ölesiye korkmuş ve anneannesine durumu günlerce anlatamamıştı. Utangaç bir çocuktu ve hiç arkadaşı yoktu.

Anneannesi onu yatılı bir okula verdiğinde, günlerce karanlık yatakhanede korkuyla yatmış, hiç kimselerin istemediği bir çocuk olduğuna karar vermişti. İlk intihar girişimini o zaman yapmıştı. Büyük bir kararlılıkla okulun revirinden ilaç çalmış ve hepsini birden aynı kararlılıkla içmişti. Sabah uyanmayınca nöbetçi öğretmen endişelenmiş ve son anda hastaneye yetiştirilmişti. O zaman anneanne, onu gözümün önünden ayırmaması gerektiğini düşünmüş ve yatılı okuldan alınmış, evine kavuşmuştu.

Üniversite onun için, bir düştü. İşte oradaydı. Artık kendi kararlarını kendi verebilirdi. Arkadaşları olabilirdi. Oldu da, kızlı erkekli bir grubun içindeydi artık. Anneanne, iyice yaşlanmıştı, yaşlandıkça da çocuklaşmıştı. Kız eve bir saat geç geldiğinde ya da tatil günleri arkadaşlarıyla buluşmaya gitmek istediğinde, hemen nefes darlığından yataklara düşüyor ve kızın başucunda beklemesini istiyordu. Kız anneannesinin hastalıklarına, sürekli söylenmesine alışmıştı. Arkadaşları çoğu zaman onu gittiklere yere çağırmıyorlardı. Çünkü ne zaman bir yerlere gitseler, çok geçmeden kızın telefonu çalıyor ve anneanne hırıltılı nefesiyle kıza eve koşmasını söylüyordu.

Aşk kapıyı çalınca

Hayat böyle devam ederken, bir de aşk kapıyı çaldı.Gruptaki erkek öğrencilerden biri kıza ilgi gösteriyordu. Kızdan düzenli tuttuğu notları istiyor, teşekkür niyetine de kızın yanağına bir öpücük konduruyordu. Kız çok geçmeden bu öpücüklerin müptelası olmuştu. Bekliyordu, oğlan notlarını istesin ve yanağına bir öpücük kondursun. Artık sadece bunun için yaşamaya başlamıştı, her öpücükten sonra kendini öylesine coşkulu hissediyordu ki, ne anneannesinin homurtuları ne de arkadaşlarının ufaktan dalga geçmeleri bu coşkuyu söndürmüyordu.

Aynalara daha çok bakar olmuştu. O güzel miydi? Bu sorunun yanıtını bilmiyordu, güzel olmak nasıl bir şeydi? Okuduğu dergilerde güzel olmanın birinci şartının zayıf olmak olduğunu öğrenmişti. Oysa o balık etindeydi. Kocaman bir göbeği vardı, göğüsleri dik değildi. Çirkindi yani. Çirkindi. İlk iş bu kilolardan kurtulması gerekiyordu.Ama nasıl, yediklerini kusarak. Bu iş öyle görüldüğü kadar kolay değildi. Önceleri parmağını gırtlağını örseleyecek kadar içeri sokup, kusmayı başardı. Daha sonraları iş kolaylaştı, artık sanki bir emir almışçasına, kusma kendiliğinden gerçekleşiyordu. Ve o zayıflıyordu.

Yaşasın güzelleşiyordu. Hayal kurmaya o zaman başladı. Notlarını isteyen çocuğu artık , sadece yanağını öpen biri gibi değil, onun okşayan, ona güzel sözler söyleyen , aşık bir erkek olarak düşlüyordu. Artık sürekli bir rüyayı yaşıyordu. Başoyuncusu aşk olan bir rüyada.

Günlerden bir gün, rüyalarının erkeğini başka bir kıza sarılmış,öperken gördü. Başka bir kıza sarılmış sevgi sözleri söylerken gördü. Hiçbir şey söylemeden, hiçbir şey yapamadan öylece durdu. Rüyalarının aşkı onu görmüştü, okşadığı kızı bir an bırakıp ona doğru yaklaştı, “hey, “dedi, “bugün derse girmedim, notlarımı alabilir miyim? “Kız, hiçbir şey söylemeden notları uzattı, rüyalarının erkeği notları alıp, onun yanağına bir öpücük kondurdu. “Sen olmasan ben ne? “diyerek uzaklaştı.

Kız eve geldi. Apartmanın kapıcısı her zaman küçük bir bidon benzini, bir gün gelir de araba sahiplerinin ihtiyacı olur, diye merdiven altında tutardı. Kaç kez bunu ortadan kaldırması söylendiği halde, bidonu orada tutmaktan vazgeçmemişti. Kız, evlerine girip çıkarken, merdiven altındaki bidonu görürdü ve onun orada bulunmasına alışmıştı.

O gün bidonu yeniden gördü. Onun bir benzin bidonu olduğunu anımsadı ve doğruca bidona gidip sapından tuttu, eve getirdi. Anneanne evde değildi,bu kızın çok hoşuna gitti. Doğruca anneannesinin gözü gibi sakladığı çeyiz sandığının başına gitti. Elleri titreyerek sandığı açtı, anneanne annesinin gelinliğini saklamıştı, bir gün kızın bunu giyeceğini hayal ederdi. Kız gelinliği orta sehpasının üstüne yaydı sonra usul usul soyundu, gelinliği giydi, duvağı yoktu. Büfenin üstünde duran yapma çi- çekleri alıp başına yer- leştirdi. Tamam olmuştu işte, bir gelin kız olmuştu sonra odadaki boy aynasının önüne gitti. Güzeldi,hiç olmadığı kadar güzeldi. Ayaklarının ucuna basa baba sofaya geçti, benzin bidonunu aldı yeniden boy aynasının önündeydi. Bidonu başının üstüne kaldırıp kapağını açtı, benzin başından aşağı usul usul döküldü... Kız yeniden kendine baktı, güzeldi çok güzeldi yeniden ayaklarının ucuna basıp, mutfağa gitti, ocağın yanındaki kibrit kutusunu aldı, gene ayaklarının ucuna basa basa boy aynasının önüne geldi ve elleri hiç titremeden kibrit kutusundan bir kibrit alıp yaktı ve alevi kendine yaklaştırdı.

Bir anda herşey alev almıştı, dehşet içindeydi, koşarak kapıya doğru gitti bir yandan da bağırıyordu, işte ben o zaman yan kapıyı açtım ve onu gördüm, hemen içerden bir battaniye alıp, ona sarıldım, alevler sönmüştü ama kız bayılmak üzereydi, işaret etti bir şeyler söylemek istiyordu, yanık yüzüne iyice yaklaştım, “şimdi o notlarını kimden alacak? “dedi ve sustu. Sonra onu hastaneye götürdüm. Öldü.

Yazarın son notu: Sevgili okurlarım, ben de hikaye çok ama bana verilen gün sayısı bu kadar, bir başka zaman sadece genç insanların hikayeleriyle sizinle birlikte olmak isterim. Bu arada, bu “Tuhaf ve Kalabalık Ülke’de her yan hikaye kaynıyor. Biraz dikkat,biraz kulak kabartma yeterli. Evet bu ülke hem güzel ve yalnız hem tuhaf ve çok kalabalık.