Aşk olsun çocuk...

Kanadalı olacaksan çadır kurmayı bileceksin arkadaş; kamp ateşi yakmayı da, kanoyla kürek çekmeyi de, ormanda iz sürmeyi de... İlkokuldayken izci kolundaydım, kıyafetim bile vardı, düdüğüm ve kör cinsten bir çakı üstümde takılıydı... Ama hasbi geçmiş olmalıyım, şimdi izci düdüğü öttürmekten başkasını hatırlamıyorum.

26 Temmuz 2020 Pazar, 06:00
Aşk olsun çocuk...
Abone Ol google-news

Yaz gelince vahşi tabiata koşturan Kanadalıların ardından bakakalıyoruz haliyle. Mahallemizin yeni Kanadalıları, hele 3. Dünya ülkelerinden gelenlerin suyla arası pek yok, o yüzden evde kukumav kuşu gibi oturup bahçe seyrediyorlar. Ay başında Kanada’nın milli parkları, kamp alanları ve gölleri, çağlayan ırmakları, salgın yüzünden kapalı olan kapılarını tekrar açtı. İngiltere’nin Liverpool’undan elli yıl evvel buraya göçmüş komşum Mr. Harold durur mu, evvel eski kampçıdır, hemen hazırlıklarına başladı.

Kamyoneti var, arkasına takıp çektiği tek odalı, minik mutfaklı, içerisine gerisingeri girilen ve girildiği gibi anca çıkılabilen hücre boyutlarındaki tuvaletli bir karavanı da... Üstüne de bir kano kondurur, hani şu Kızılderili filmlerinden hatırlayacağınız tarz bir kayık; sonra karısıyla yola çıkarlar. Bu yıl gidemeyeceklerine hayıflanıyordu, üzüldüğüne değmedi, hükümet kamp alanlarını tekrar açtı.

Mr. Harold ve eşi Mrs. Thelma yol hazırlıklarına başladığı sıra, istikameti sordum. Alaska sınırına yakın kuzeydeki Kayalık Dağları’na gidiyorlarmış; hani kovboy filmlerinden hatırlarsınız, Rocky Mountain... Yolları uzun ve zor, ama manzara harika!

Kanosunu karavana yerleştirirken kaldırmak gerekiyor, yardımcı oldum Mr. Harold’a, artık virüs mesafemiz kano taşıma mesafesine indi. Bir de Liverpool futbol takımının İngiltere 1. liginde 30 yıl aradan sonra birinciliği almasından dolayı kutladım; pek sevindi. E, hatırlanmak güzel şeydir!

Mr.Harold da Liverpool kazanınca aile üyelerine, eski okul arkadaşlarına telefon açıp tebrikte bulunmuş. Kanoyu yerleştirip ipleri bağladık bu arada. Baktım gitarını da kutulamış, yanına alıyor, akşamları kamp ateşinde “Rocky Mountain’s Baby!” çalar. Gezileri, git gel, iki haftayı geçecek; eve göz kulak olmaklığımı da rica ettiler.

Mrs. Thelma, sanki Cumhuriyet’in gizli haber kaynağıdır; günlük havadis vazifesini tamamlamadan eşinin yanına, koltuğa oturmadı: 15 yaşındaki, çocuk sayılacak bir delikanlının baba evinden çıkıp yaz kampında bulduğu geçici iş için gideceği yere, nehirde kürek çekerek kanosuyla ulaştığına dair haberi bildiriyordu. Sabah radyoda dinlemiş, televizyonda izlemiştim; pek duygulandım, bravo kerataya!

Tabii Thelma’nın hevesini kırmamalı, haber kaynağını kurutmamalı, yeni duymuş gibi dinledim; o beni biraz zırcahil sanıyor, varsın olsun. Onlara vedadan sonra, ortaokulu yeni bitirmiş ve yaz tatilinde bir çocuk kampında işe girmiş bulunan Zev Heuer isimli delikanlıyı düşündüm; tuhaf bir heyecan duyuyordum.

Sebebi anlaşılmaz değildir: Zev, bizim çocukluğumuzda okuduğumuz Mark Twain’in Tom Sawyer’ni anımsatıyordu; Huckleberry Finn’in Mississippi Nehri’ndeki maceralarını da...

Jules Verne’in İki Yıl Okul Tatili’ndeki çocukların ada macerasını, Louis Stevenson’un Hazine Adası’nı, William Golding’in Sineklerin Tanrısı’nı, hatta Yann Martel’in maceralı eseri Pi’nin Yaşamı’nı anımsatıyordu; heyecanımız bundandır. Bizim yapamadığımızı bizler yerine yapan roman kahramanlarıdır bunlar.

Biz bunları romanlarda okur, filmlerini seyrederiz. Verne’in eserinden uyarlama 1964 yapımı Türk filmi “İki Sene Mektep Tatili”ni seyrederiz mesela; o bize yeter, derin sulara daha fazla açılmamalıdır.

Filmi Yılmaz Atadeniz yönetmişti, senaryosunu Safa Önal’ın yazdığını hatırlıyorum. Zev, Alberta’nın Canmore şehrinden mayıs sonunda anne ve babasına allahaısmarladık diyerek kanosuna biniyor, yanında köpeği var.

Her tür kampçılık malzemesiyle donanımlı ve tecrübe sahibi bulunduğunu söylemeye gerek yok.

Zaten anne ve babasıyla birkaç yıl evvel Kanada’yı baştan sona kanoyla kat etmişler, 5 bin km. yol yapmışlar. Nehirlerin girdabına alışık fakat maazallah suyla şaka olmaz, yine de tedbiri elden bırakmamalı.

Anneyle babasındaki cesur yüreğe bakınız; evlatlarına “Haydi bakalım yaz tatili işini tamamla, biz arabayla gelir seni oradan alırız” diye suya bırakıveriyorlar. Gel de bunu bir Türk ailesine anlat! Delikanlı Zev, Blaze adındaki köpeğiyle birlikte kanosunda 2 bin 200 km. yol yapıyor, geceleri kıyıya çekiyor, çadırını kuruyor, ateşini yakıyor, sabah şafakla nehire atıyor kendisini. Böylece Alberta’nın komşu eyaleti Saskatchevan’a geçiyor. Birbirine göllerle bağlanan bazı ırmakları geçip asıl büyük nehire, Saskatchevan Nehri’ne bağlanıyor.

Nehirlerin dereye, zaman zaman kurumuş çakıl taşlı çamurlu zemine dönüştüğü vakitler, kanosunu sırtlanıp tekrar ırmağını buluyor. Su akar yolunu bulurmuş! Saskatchevan dev bir ırmaktır, durmadan akar. Kendisini akıntıya bırakan kanocu Zev, sonunda onu yaz dönemi için işe almış “Churchill River Canoe Outfitters” adlı kamp alanına varıyor, kahraman gibi karşılanıyor. Şimdi orada, okullar açılana kadar yaşıtlarına, küçüklerine kano nasıl yapılır dersini verecek.

Buralarda böyledir, ortaokul ve lise çağlarında çocuklar yazları çalışır, anne babaları da şişinmez, gocunmaz, rahatsız olmaz, aksine evladının özgüveni yerine geliyor ve ileride bunlar yaşamına katkı sağlayacaktır diye sevinir. Ben de Zev’in bana, benim yapamadığım çocukluk maceralarımı hatırlattığı içim müteşekkirim, onun macerasını ilgiyle takip ettim. Ben size söyleyeyim, bu acar çocuk var ya, yirmisinde Atlas’ı, yirmi beşine gelince Hint Okyanusu’nu geçmezse şaşarım. Aşk olsun sana çocuk!

[email protected]